MENÜ





 

.

.

TALEBE'DEN MEKTUP -1
Talebe
Not: Bu mektup, CircassianCanada Forumlarımızdaki Dönmek ya da Dönmemek. İşte Bütün Meselemiz başlıklı konuyla ilişkilidir. (CC)

.

.

Necdet Ağabey,

Yazını okudum. Konuşmaya gerek duymadığım, sadece değinip geçeceğim bir iki konu var:

.

1) Düzeysiz olarak gördüğüm, "felan feşmekan anlatma", "ahkam kesme" şeklindeki yaklaşımlardı.

2)  Amerika örneğiniz yanlıştı,  siz onu demek istemeseniz bile yanlış anlamalara yol açardı; kafa karıştırırdı. Keza "Adighe Maq" da 30 Kasım 1991 günü Sefer Penesu imzalı yazıda şöyle deniyor:

(Doğaldır ki aynı soydan olan bu insanların ayni toprakta bir araya gelmeleri, onların geleneklerinin yok olmasını önleyecek ve kültürlerinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Bugün aynı soydan olan insanların bir araya gelmeleri süreci yalnız ülkemizde değil, yabancı ülkelerin çoğunda da hız kazanmıştır. Yahudilerin İsrail'e olan göçleri bunun en belirgin örneklerinden birisidir. Ancak Yahudilerin bu konuda suçlandıklarını pek duyamazsınız. Ruslara bakıldığında onların da yabancı ülkelerdeki soydaşlarını geriye getirmekten başka düşünceleri olmadığı söylenebilir. Bu konu radyoda, televizyonda ve diğer yayın organlarında sürekli olarak islenmektedir. Üstelik bu konuda hiçbir ayrım yaptıkları da yok. Yurdunu beğenmediği için çıkıp gitmiş bulunanlar, düşmanla işbirliği yapmış olanlar, kendi milletlerine akıllarına gelen tüm kötülükleri isnat etmiş bulunanlar, farklı görüşlere sahip olduğu için ülkeden atılan kişiler onlar bakımından aynı. Rus olması koşuluyla herkesi bağırlarına basmaya hazırlar.) Yaklaşımımızın en genelinde böyle olması gerektiğine inanıyorum. Eğer Rusya Federasyonu bu konuda farklı düşünüyorsa, kendi soydaşlarına uyguladığı kriterleri bizim de istememizin hakkımız olduğunu düşünüyorum.

3) Kızıp-küsmediğimi zaten kendim söylemiştim. Bir monologa dönüşmesi, istemediğim bir sonuç olacaktı.

4) Birçok konuda bilgi-kaynak sıkıntısı çektiğimi, bunun yalnızca benim sorunum olmadığına inandığımı -aslında sadece bu bile daha "ciddi" örgütlenmelere ihtiyacımızın olduğunun bir göstergesi- dönüş konusunu öncelikli bir görev olarak gördüğüm için bu sayfada yazdığımı, tartışmalar ve düşünce alışverişi ile daha doğruya ulaşabileceğimi, bunun konuya ilgi duyanlara da yararı olacağını söylemiştim. Bu nedenle "önce öğren sonra konuş" tarzından ziyade, "bak kardeşim bu konuda söyle düşünüyorsun ama şu şu nedenlerle yanlış" tarzının beni ve herhalde başkalarını da, daha çok motive edebileceğini düşünüyorum.

5) "Yazdım-çizdim, yoruldum" veya "taraftarların" vs gibi bir alaycı! bir yaklaşıma da gerek yok Necdet ağabey. Ki, sonuçta küsüp gitme gibi bir düşüncem de yoktu. Ama tarzın pek de motive edici, bütünleştirici değil. (Affına sığınarak buna da değinmek isterim.)

6) Sayın a-e'ye "sen Ermenilerinle ilgilen" tarzında ve hakaret edercesine yaklaşılmasını içime sindiremiyorum. Bunu diyen arkadaşların bir kez olsun özür dilememelerini, hatta bunların uyarılmamalarını da anlamıyorum?

Herhangi bir konuda düşüncelerimi veya inandıklarımı söylerken, bunların bugünkü bilgilerimle sınırlı olduğunu, daha doğrusu gösterildiğinde bir kenara atamayacağım düşünce ve inancımın olmadığını, öğrenmek istediğimi, bu konuda yardımınıza ihtiyacım olduğunu ama öğrendiklerimin veya öğrendiklerimizin de kuru birer bilgi olarak kalmaması gerektiğine inandığımı tekrarlayayım...

Dönüşün gerekli olduğu, güçlü bir diaspora örgütlenmesinin gerekli olduğunda kalmıştım:

Önümde "Kafkasya Gerçeği”nin, Ocak 1992 tarihli 7. sayısı var. Bu derginin 1. sayfasında Kafkasya Dağlı Halkları 3. Kongresi’nin bir "Çağrı”sı var. Şöyle:

"Kafkasya Halklarına ve Parlamentolarına Çağrı

SSCB'nin çöküşü ve onu oluşturan devlet ve yönetim kurumlarının bozuluşu, Kafkasya'da derin bir krize yol açmıştır: Çökmüş olan düzenin enkazı üzerinde, bölgede sömürgeci rejimi yaşatmaya çalışan yeni emperyalist güçler ortaya çıkmıştır. Kafkasya'daki gelişmelere bakılırsa, söz konusu güçlerin karşı karşıya bulunduğumuz sorunları çözmesi bir yana, tüm iyi niyetlerimize engel olacakları kuşkusuzdur. Üstelik bu güçler Güney Osetya, Çeçenistan, Dağıstan ve öteki bölgelerde meydana gelen olaylardan anlaşılacağı gibi, toplumsal ve siyasi yaşamı patlama noktasına getirmeye niyetlidirler.

Bu durumda başkalarından yardim beklememizin anlamı yoktur. Sosyal ve siyasi durumu normale dönüştürmek ve sosyal, ekonomik ve politik birçok sorunu çözmek sadece bize düşmektedir. Ne var ki, eğer birleşemezsek, anlaşıp işbirliği yapamazsak olası saldırılara karşı kendimizi savunamayız. Yaşamsal sorunlarımızı çözemez, yapıcı düzenlemelere gidemeyiz. İşte bunun içindir ki, amaçlarımız doğrultusunda Kafkasya Halklarının Konfederatif Birliğini kuruyoruz.

Kafkasya Dağlı Halkları Konfederasyonu faaliyetlerini İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine, uluslararası hukuk kurallarına, sosyal adalete ve halkların kayıtsız şartsız eşitliği ilkelerine uygun olarak gerçekleştirecektir. Konfederasyon, yetkileri çerçevesinde kendisini, kökenine ve dinine bakmaksızın tüm Kafkasya halklarının kaderinden sorumlu saymaktadır.

Bölgede halklar arası uzlaşma ve sosyo-ekonomik sorunların çözümü ancak Kafkasya Halklarının Konfederasyonu ile sağlanabilecektir. Kafkasya’nın tüm halklarını ve parlamentolarını bu gayeyi desteklemeye çağırıyoruz.

Katılanlar:

Abazin, Abhaz; Avar, Adige, Auh-Çeçen, Kabardey, Lak, Asetin, Çerkes, Çeçen, Shapsugh halklarının temsilcileri. Kendilerine Çağrı yapilan halklar: İnguşlar, Balkarlar, Karaçaylar, Nogaylar, Kumuklar, Darginler ve Lezgiler."

2003 yılında da bir "deklarasyon" yayınlandığını Necdet ağabey söylemişti. Okumadım, varlığından bile haberim yoktu. Ama okumayı çok isterim...

Bu deklarasyon şu açıdan önemli: Kuzey Kafkasya halkları şu son sürece kadar hep birlik arayışı içerisinde olmuşlardır. 1991 yılında toplanan bu kongrenin kendisini 3. Kongre diye adlandırması, 1. ve 2. sinin 1917 ve 1918'de toplanmış olması bu çabaların süreklilik arz ettiğini gösteriyor. Kuzey Kafkasya halkları olarak, asgari de olsa belli bir ruhsal, düşünsel yakınlığımız hep olmuş. Bu Kuzey Kafkasya halklarının Çerkes olup olmadığı, kimlerin Çerkes veya Adige olduğu gibi tartışmaların ötesinde bir konu. Bilim adamları bu soruların cevaplarını bulmuşlar, buluyorlar. Eğer Çerkes değillerse değiller. Bize bilimsel sonuçları kabullenmek düşer.

Ancak, bilim adamları siyasal sorunlara da mutlaka doğru yanıtlar verirler diye bir şey yok. Hatta "laboratuarında" çok bilimsel, ilerice olan; güncel yaşamda veya siyasi konularda ise çok gerici, bilimsellikten uzak ve yanlış düşünen bir sürü bilim adamı vardır. Bırakalım onlar "laboratuarlar"ında kalsın, bize bilimsel veriler ulaştırsın; biz de bu bilimsel verileri doğru bir şekilde yorumlayarak siyasetimizi belirleyelim, önümüzü aydınlatalım.

Doğru olanın Çerkes olsun olmasın, Kuzey Kafkasya'da mümkün olan en geniş birliği yaratmak olduğuna, bunu yaparken halkların kendi özgünlüklerinin gözden kaçırılmaması gerektiğine, birliğin sınırlarının ve ilkelerinin bu özgünlüklerin göz önüne alınarak belirlenmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun zeminin olduğuna inanıyorum. Hatta bize ayrılığı "dayatanlara" bizim birliği "dayatmamız" gerektiğine.

Bu çağrı da başka dikkat çekmek istediğim bir konu da, çağrının yine anavatanımızda ve yetkili-sorumlu insanlarımızca yapılmış olması. Yani birileri "hariçten" bir şeyler söylememiş. Acaba o gün izlenen politikalar yanlış mıydı? Bugün söylenenlerin doğruluğunun garantisi nedir? Acaba Çağrı’da vurgulanan ve Mart 1992'de sayın Dudayev'in bir konuşmasında: "Amacımız ve görevimiz, planlanan kanlı çatışmaları önlemek, dışarıdan gelecek tehlikeler karşısında birlik ve beraberliği korumaktır. Bağımsız Kafkasya’nın ve burada yaşayan halkların gerçeği işte bunu gösteriyor. Böyle bir bağımsızlığın güvencesi ise Kafkasya Devletlerinin Birliği olacaktır." sözleriyle dikkat çektiği süreç mi yaşandı? Sayın Dudayev'in bahsettiği kanlı çatışmaları planlayanlar kimlerdir? Sayın Mashadov'un tam da barış çağrısı yaptıktan sonra öldürülmesi de bir tesadüf mü? Sayın Tsey Volkan'ın dikkat çektiği, Çeçen sığınmacıların durumunu görememek ile Putin'in Samsun'a gelişini fark edememek arasında bir ilişki yok mu? Bugün izlenen politikaların bu duyarsızlığa, dikkatsizliğe yol açabilmesi mümkün değil mi?

Ben gerek anavatanda ve gerekse diasporada en geniş birliklerin, dayanışmanın ve dostluğun yaratılması gerektiğine inanıyorum. Yüzünü anavatanına dönen, onun ihtiyaçlarını belirleyen, hayatın her alanında uzmanlaşan, uzman insanlarımızı bir araya getiren, dünyanın en ücra köşesindeki tek tek Çerkeslere-Kuzey Kafkasyalılara bile ulaşmayı kendisine  görev bilen, anavatanın güçlenmesi ve geliştirilmesi hedefinden bir an olsun şaşmayacak, anavatanımıza dönüşü ilmek ilmek örecek, bir " Yol Haritası" çıkaracak idealist insanların demokratik-siyasi örgütlenmesinin yaratılması gerektiğine. Bu; diğer örgütlenmelerimizin varlığını yadsımayan, onları gereksiz görmeyen, tam tersine bunlarla da hep dostluk ve dayanışma temelinde ilişkiler geliştiren, dönüşçülerin ayrı bir örgütlenmesi olmalı. Çünkü biz tüm benliğimizi  ve enerjimizi anavatana dönüşü örgütlemeye adamalıyız. İsterseniz adına "Yaşasın Anavatan" örgütü deyin ama böyle bir örgütlenme gerekli.

Kalın sağlıcakla. Arkası gece işten döndükten sonra. :-)

Not: Necdet ağabey her siyasi örgütlenmenin iktidar hedefli olması gerektiği düşüncesinden yola çıkıyor ve Kürtler, Filistinliler gibi örnekler veriyor. Bu da bana Demokratik Kitle Örgütlenmeleri siyasi örgütlenmeler midir tartışmalarını hatırlatıyor. Evet DKÖ'ler siyasi örgütlenmelerdir ama iktidar hedefleri yoktur. Siyasetle ilgilenen her örgütlenme siyasidir ama her siyasi örgütlenme iktidarı hedeflemez. Yüzlerce örgütlenmenin on yıllarca tartıştığı bir konuyu burada bitirebileceğimi düşünmüyorum. Sonuçta söylemek istediğim, demokratik bir kitle örgütlenmesi. Anavatanla sıkı bağları olan...

Mektup 1         Mektup 2

.

.