|
Birinci Aydınlanma Çağ’ına hakim
olan “atomistik” kainat/dünya görüşü, “bütün’ün
anlaşılabilmesi için parçalara bölünmesi ve parçaların
arasındaki ilişkinin saptanması gerektiği” şeklindeydi. İkinci
Aydınlanma Çağı’nın “bütüncü” kainat/dünya görüşü ise,
“bütün’ün parçaların toplamından daha büyük” olduğu savından
yola çıkıyor ve oluşumların yada sistemlerin doğasını anlamak
için bütününe bakılması gerektiğini söylüyor.
Bütüncü düşüncenin desteklerinden birisi, kuantum mekaniğinin
“potinbağ teoremi” Potinbağ Teoremi, ne kadar bölünürse
bölünsün, maddenin temel olarak nitelendirebileceğimiz bir
parçasının olmadığını, hiçbir parçanın diğerlerinde daha
vazgeçilmez olmadığını, “bütün”ün birbiriyle örülü olayların
devingen ağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Potinbağ Teoremi’nin toplumsal yaşamdaki telmihi, “üstün ırk”,
“üstün ulus” vb kavramlarının yüceltilme nedenlerinin bilimsel
değil, politik olmaları. Ve tabii, “en zeki”, “en çalışkan” vb
gibi kavramların da öyle. Bu çerçevede, toplumsal
örgütlenmenin “üstünler”in dorukta yer aldığı piramitler,
koniler yerine, herkesin merkezden eşit mesafede durduğu
daireler ve küreler olması gereği konuşuluyor. Potinbağ
Teoremi doğrultusunda “madde”yi, yeryüzündeki yaşamın bütünü
olarak yorumlamamız halinde, sadece insan ırklarının değil,
tüm canlı türlerinin birbirlerinin yaşamlarıyla örülü
birlikteliklerini gözetmek durumundayız. Hiçbir ulusun yaşam
biçiminin diğerlerinden daha temel, dolayısıyla daha
vazgeçilmez, dolayısıyla daha “üstün” olmadığını teslim etmek
durumundayız.
21. yüzyıla da kendinden giderek daha çok söz ettirecek olan
“küreselleşme” eğiliminin temel entelektüel dayanaklarından
birisini bu teoremde buluyoruz. Ne var ki, teori pratikten
farklı ve her ne kadar “küreselleşme” ve “Yeni Dünya Düzeni”
eş anlamlı oluşumlar olarak sunuluyorsa da, günümüzde
oturtulmak istenen düzenin “bütüncü” düşünceye ters düştüğünün
işaretleri ihmal edilemeyecek kadar çok. Bu işaretlerin başta
geleni de, “dünya devleti” düşüncesi “Dünya devleti”nin
temellerinin daha 1877 yılında, John D. Rockefeller, John P.
Morgan, Andrew Carnegie, Mayer A Rothschild ve Cecil Rhodes
beşlisi tarafından atıldığı iddia ediliyor.
1890’lı yıllarda Birleşik Devletler petrol endüstrisinin yüzde
yetmiş beşi kendisine ait. Ayrıca demir madenler, ormanları,
imalat sanayinde ve ulaşım sektöründe büyük iştirakleri var.
Yaklaşık 150 yıllık bir “Rockefeller hanedanı”ndan
bahsediliyor, servetlerinin 1-2 trilyon dolar olduğu hesap
ediliyor. John P. Morgan, uluslararası banker ve gezegenimizin
ilk milyar dolarlık (1901 yılı itibarıyla) endüstrisinin, U.S.
Steel’in sahibi, “Amerika’yı Amerikan yapan adam” diye bilinen
kişi. Andrew Carnegie 1890’da İngiltere toplamından daha fazla
çelik üreten Carnegie Çelik’in sahibi, ayrıca kömür ve demir
madenleri, ticaret gemileri ve demiryolları var. Mayer
Rothschild, ünlü Rothschild Hanedanı’nın kurucusu banker –Rockefeller’den
daha zengin- 200 li yılların başındaki servetinin 3 trilyon
dolar olduğundan bahsediliyor. Ve Cecil Rhodes, ünlü elmas
imparatoru. Güney Afrika elmas tarlalarını işleten, Güney
Afrika’yı İngiltere adına fetheden adam. Rhodesia, adını onun
soyadından alıyor. Ayrıca apartheid/ırk ayrımının mucidi.
Bu beş adamın akıl hocaları, Oxford Üniversitesi
profesörlerinden John Ruskin. !877’de “Yuvarlak Masa” adındaki
gizli cemiyeti kuruyorlar. Amaçları İngilizce konuşan dünyayı
bir oligarşik federasyon halinde birleştirmek. Büyük Britanya
İmparatorluğu’nu siyasi, ekonomik ve kültürel olarak yeniden
yapılandırmak suretiyle, oligarşik dünya federasyonuna giden
yolu açmak. Otuz yıl sonra, 1908 yılına gelindiğinde,
“Yuvarlak Masaéyı çok uluslu, Anglo-sever bir yarı açık
cemiyet olarak görüyoruz.
Bilderberg Grubu, 1954’te Avrupalı Rothschild hanedanı
öncülüğünde kuruluyor, Amerikalı rakibi, Rockefeller hanedanı
tarafından destekleniyor, ev sahipliğini eski SS-Nazi Hollanda
Kralı Bernhard yapıyor. “Biderberg” kralın sahip olduğu otelin
adı. Bilderberg’ciler, 1954’den itibaren her yıl dünyanın
değişik şehirlerinde toplanıyorlar. Gündem gizli, katılanlar
gizli, meğer ki patron olsunlar gazeteciler Bilderberg
toplantılarına alınmıyorlar. Hatta, ABD ve Avrupa
devletlerinin gizli teşkilatları, toplantıların yapıldığı
otellere gazetecileri sokmamak için olağanüstü önlemler
alıyorlar. İçeri sızmayı başarabilen birkaç muhabirin feci
şekilde tartaklandığı, tutuklandığı biliniyor.
Bilderberg’cilerin amaçlarının dünyayı sıkıca koordine edilmiş
küçük,
seçkin bir uluslar-ötesi bankerler ve sanayicilerden oluşmuş,
entellijensiya destekli oligarşinin eline teslim etmek olduğu
söyleniyor. Avrupa Birliği’nin Avrupa kıtası için yaptığını
dünya için yapmak ve bir dünya devleti kurmak istiyorlar.
David Rockefeller’in farklı zamanlarda farklı yerlerde bu
arada 1999 yılı Şubat’ında Newsweek İnternational dergisine
verdiği bir mülakatta) “Hükümetlerin yerini alacak birileri
olmalı ve bana öyle görünüyor ki, bunu da en iyi şirketler
yaparlar…” demekten çekinmemiş olmasına işaret ediliyor ve
yaygın söylemin aksine karşı çıkılmadığı takdirde önümüzdeki
asırlarda dünyanın “yeni feodal lordlar”ın boyunduruğu altına
gireceği hakkında uyarı yapılıyor. Uyaranlar, Yeni Dünya
Düzeni muhalifler.
Muhalifler, Yeni Dünya Düzeni’nin anlamının, dünyanın siyasi
ve yasal hüviyetini tümüyle değiştirmek, ulus devletlerin
tarihi rollerini ortadan kaldırmak, kontrolü uluslar-ötesi
tröstlere devretmek suretiyle millet kavramını ortadan
kaldırarak, idareyi İngilizce konuşan Anglo-sever bir
oligaşiye teslim etmek olduğundan eminler. Yarı şaka ileri
sürdükleri bir
iddiaları da Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın bundan böyle
“Birleşmiş Tröstler Teşkilatı” olarak isim değiştireceği
şeklinde. Bilderberg toplantılarına katılanların isimlerinin
saklı tutulması, görüşmelerin basına kapalı olması, dünya
ekonomisine ve siyasetine dair kararların kapalı kapılar
ardında alınmasını, ülkelerinin anayasalarının en gizli ihlali
şeklinde algılıyorlar. Ulusal politikacılarının, özgür
iradeleriyle seçtikleri vekillerinin etkisizleştirilmesine
tepki gösteriyorlar.
Amerikan başkanlarından, Dünya Bankası güvernorlarına, diğer
ülkelerin başbakanlarına varıncaya kadar, dünyanın kaderini
etkileyen eşhasın kapalı kapılar ardında saptanmasına şiddetle
karşı çıkıyorlar. Dünya basın devlerinin Bilderberg’cilerle
işbirliği içinde oldukları gerekçesiyle, seslerini ya bağımsız
bası aracılığı ile yada internet üzerinden duyuruyorlar.
Zaman, zaman da Seattle’da, New York’da olduğu gibi
gösterilerine şahit oluyoruz.
“Yuvarlak Masa” cemiyetinin bir diğer uzantısının, “Roma
Kulübü” olduğu söyleniyor. Roma Kulübü, 1968’de kuruluyor.
Kendilerine “özel think-tank”
nitelemesini yakıştırıyorlar. İlan edilmiş amaçları, barışı
desteklemek, insanların “tehlikeli “ uçlara, kısır
milliyetçiliğe ve sınıf çatışmalarına yönelmelerini önlemek.
“Roma Kulübü”nün güçlü adamı, SGI2nin başkanı Daisaku İkeda,
“insan ırkının sesi ve zekası… İnsanlığın yolunu aydınlatan
bir deniz feneri, tüm dünyaya umut saçacak olan
ışık…”olduklarından bahsediyor. SGI, “Soka Gakkai
İnternational”ın kısaltılmışı: Japon kökenli, Nichiren
Daishonin Budist tarikatının uluslar arası örgütü. Muhalifleri
Roma Kulübü’nün, kurulacak dünya devletinin resmi dinini
oluşturduğunu söylüyorlar. Çokça Hıristiyanlık, biraz Budizm
bir dinden bahsediliyor.
“Yeni Feodal Lordlar’ın ne denli güçlü olduklarını, ulusların
kimliklerini kaybetmemek için ne denli direnebileceklerini
kuşkusuz zaman gösterecek.
Ancak, Yeni Dünya Düzeni muhaliflerinin iddia ettikleri gibi
“yeni bir toplumsal mühendislik projesi” ise, ki öyle
görünüyor, ulusların işlerinin zor olduğunu kabul etmemiz
lazım. Bir yandan “İkinci Aydınlanma Çağı’nın reddettiği “tek
doğru” anlayışı, öte yandan finans oligarşisi, bir arada
yaşayamayacak oluşumlar gibi görünüyorlar. Nitekim daha
bugünden Birleşik Amerika’da iki bin beş yüz muhalif “kült”ün
varlığından bahsediliyor. |