|
Hayatımızın her
aşamasında kızdığımız, yanlış olduğunu düşündüğümüz
davranışlar vardır ve bunları, gücümüz yeterse zorla
durdururuz ama genellikle kınarız. Bütün hayatını bir şeyleri
kınayarak ve lanetleyerek geçiren yazarlar, bu yolla siyasi
kariyerini sürdüren politikacılar vardır ve bunlar
çoğunluktadır. Çözüm olarak ileri sürdükleri şey
karşısındakinin bu tavrından vazgeçmesinden ibarettir.
Tartışmalar haklılık ve haksızlık üzerinedir ve şüphesiz karşı
taraf her zaman haksızdır. Onlara göre dünya bir mahkemedir ve
haklı olanın hakkı teslim edilmelidir. Kaybettikleri zaman
haksızlığa uğradıklarını ve her şeyin kötüye gittiğini
söylerler.
Mesela, bazıları için, liberalleşme ve bunun doğal sonucu olan
küreselleşme iyidir ve aksini savunanlar insanları mutsuz
yapacak bir yolu izlemektedir. Gerçekte yanlış olan bu bakış
açısıdır yani önce iyi olan bir yol seçilip bunun
gerçekleşmesine çalışmak hayal kurmakla eşdeğerdir.
Liberalleşme bir projedir ve daha önceleri de denenmiştir ama
bu mümkün olan tek proje değildir. Diğer projelere de bakıp
bunlardan hangisinin geleceğin yaşam biçimi olacağını
kestirmek daha doğru olur.
Ya da birileri çıkıp her soy ve kültürün bir devleti var
öyleyse ben de bağımsız olmak istiyorum der ve diğeri sen
ülkeyi bölmek mi istiyorsun diye sorarsa bu tartışma nasıl
çözümlenir? Biri diğerini yener ve onun haklı olduğu
anlaşılır. Haklılık, haksızlık tartışmasının hiçbir anlamı
olmadığı binlerce kere denenmiş ve anlaşılmış olmasına rağmen
tartışma bu çerçevede sürdürülür. Kimse bir problemle karşı
karşıya olduğunu ve bunun uygun çözümünün ne olacağını aramaz.
Şartları kendi projesinin en iyi çözüm haline getirecek biçime
getirmeyi düşünmez.
Mesela Bush Irak’ın bölünmesinin doğru olmayacağını söylüyor.
İşgalin ilk gününden beri siyasi yapılanma din ve etnik
ayrılıklar üzerine kurulmuş, direniş olarak adlandırılan
hareketin ABD işgaline karşı bütünleşmeyi amaçlamamış, aksine
ayrılığı pekiştirecek bir çatışma ortam yaratılmış olmasına
rağmen böyle bir sözün ne anlamı var?
Başbakan Erdoğan’ın küresel sermayeyle bütünleşme gerektiğini,
geçmişteki komünist düşünceyi andıran uygulamaların modasının
geçtiğini ifade eden sözlerini doğruluk ya da yanlışlık
kriterine göre değerlendirmenin bir anlamı yoktur. Gerçekte
yaşadığımız tüm gelişmelerin, terör olaylarının, bölgesel
savaşların nedeni, küreselleşme mi yoksa ulus devletlerden
oluşan bir ittifaklar sistemi mi geleceğin yaşam biçimi
olacaktır sorusuna aranan cevaptır. Sorunun cevabı ise hangi
modelin hayatın akışının varacağı yer olduğudur.
Yönetenler iyi, kötü ayırımıyla uğraşacak yerde geleceği
kestirmek ve bunun içinde belirleyici bir konuma gelmeyi
planlamak durumundadır. Bir projenin doğruluğunun tek kriteri
hayatın akışına uygunluğudur. İnsanlar her iki modelde de aynı
derecede mutlu ya da mutsuz olurlar ve her ikisini de kabule
hazırdırlar.
Bir ülkenin dengede mi yoksa arayış içinde mi olduğunu
gösteren bir çok kriter vardır. Genelde dengeye ulaşan
toplumlarda farklı düşünceler ve yaşam biçimleri olabilir ama
bu farklılık aynı renklerin tonları düzeyindedir. Hayata
çatışmadan çok rekabet hakimdir. Şu anda ülkemizde pop
konserini izleyenlerle Fatih’in Çarşamba semtinde yaşayanlar
arasındaki fark siyahla beyaz gibidir. Siyasetteki genel
yönelimin buna benzediğini ve farklılığın tonlarda olacağı
zamana kadar istikrarın sağlanamayacağını düşünüyorum.
Bir NATO ülkesindeki üst düzey askeri düşünün. Tüm hayatı
Doğu-Batı çatışması üzerine düşünmek, planlar yapmakla
geçmiştir. Şöhretini, çoluk çocuğunun rızkını buna borçludur
ama bu çatışma hiç gerçekleşmemiştir ve iyi düşünürse
gerçekleşmeyeceği önceden biliniyordu. Tüm hayatı bir
bilgisayar oyunundan ibaretti. Kişiler için olmasa bile
yönetenler için bilgisayar oyununun başından kalkın ve hayata
bakın diyebiliriz. |