|
Belediye adamları karar almak
üzere.. Ellerindeki listede var.. Bundan böyle İstanbul’da
uçurtma uçurmak yasaklanacak.. Belki de uçurtma ateşli
silahlar kapsamına alınacak.. Bana göre geç kaldılar..
Şimdi oturduğum yerden “uçurtma” gibi masum bir eğlence
aracına niye muhalefet ettiğimi merak edeceksiniz..
Sebebi var.. Hem kişisel.. Hem kamusal..
Nasipsiz bir oğlan çocuğu olduğumdan bir kere bile uçurtma
yapmayı beceremedim..
Elin bebesi; üç çıta, iki parça kâğıt, biraz sicimle harika
şeyler yapıp gökyüzüne salardı..
Benim uçurtmanın “parasızlıktan” daima bir şeyleri eksik
kalırdı..
***
Zamka param yetmezdi mesela..
Annemin ev reçellerini yapıştırıcı olarak kullanırdım..
Uçurtma havalandıktan yedi sekiz saniye sonra iskelet olarak
yere çakılırdı..
Yetenek de eksikti tabii..
Ya uçurtmanın kuyruğu aşırı ağır olurdu.. Ya çıtalar orantısız
bağlanırdı.. Hep bir sebep vardı anlayacağınız..
Sonuç olarak, uçurtma aracılığı ile “istikbali göklerde arama”
girişimlerim hep hüsranla sonuçlanmıştır..
ÇAYLAK SAVAŞI
İnanılmaz beceri sahibi çocuklar vardı.. Küçükken Samatya’da
onların uçurtma uçurmalarını hasetle karışık hayranlıkla
seyrederdim...
O zaman İstanbul’da “çaylak” denilen yırtıcı kuş çoktu...
Çaylaklarla leylekler geçinemezdi.. Arada bir gökyüzünde
kapıştıkları dahi olurdu..
Leylekler uzun gagalarını kılıç gibi kullandığından bu
kavgalarda kaçan taraf hep çaylaklar olurdu..
Çaylaklar kırmızıya düşmandı.. Bunu bilen usta uçurtmacılar,
kırmızı kâğıt kullanırlardı..
Kırmızının baskın olduğu uçurtmayı iki, üç yüz metre yükseğe
salıp çaylakları kışkırtırlardı..
Uçurtmayı çaylak kuşuna parçalattırmamak marifetti..
“Uçurtma uçurmak” gibi çocukluk çağının en tepe noktasındaki
bir eğlenceyi, bir şiddet gösterisine çevirmenin işaretleriydi
bunlar..
Çocuktuk anlamıyorduk..
***
Zaman geçti, çocukluğumuzu içimize hapsedip o oyun dünyasının
uzağına düştük..
Şimdi öğreniyorum ki çocukların uçurtmayı bir şiddet, bir
saldırı aracına çevirme süreci kendi kendine işlemiş..
Uçurtmaların eskiden renkli kağıtlarla süslü kuyruklarına
jilet bağlama adeti çıkmış..
TORA, TORA, TORA!
Bunlar gazetelerdeki “uçurtma yasaklanıyor” haberi üzerine
şöyle bir aklımdan geçmişti ki odaya sanat danışmanım Levent
girdi..
Önümde duran gazeteyi gördü..
Sen uçurtma uçurur muydun, diye soracağımız tuttu..
Heyecanlanıp bir “Üüüüff..” çektikten sonra anlatmaya
başladı..
“Uçurtmanın kralını yapardım.. Kuyruğuna sekiz jilet birden
bağlardım..”
“Eee!!”
“Bir dalardım uçurtmaların arasına..”
“Niye?”
“Öbür uçurtmaları, benimkinin kuyruğu ile parçalar
indirirdim..”
“Aferin.. On point!”
***
Basit bir çocuk eğlencesinden, kesici edevatla kan çıkarmak;
uçurtma gibi masum bir oyuncağı Japonların “Kamikaze”
dedikleri intihar uçağına dönüştürmek ancak ve ancak bizim
coğrafyaların işidir..
Bir Fransız veya Alman çocuğunun aklına böyle birşey asla
gelmez..
Kan çıkabilecek her yerde yaratıcıyızdır..
Kartopunun içine taş yerleştirmek..
Çelik çomak oynarken çomağı en uzak yere atmak varken rakip
takımdan birinin kafasına nişanlamak..
Sapanla kafa yarmak..
SORMAK LAZIM...
Uçurtmasının kuyruğuna sekiz jilet bağlayıp, gökyüzünde “Karın
Deşen Jack” kesilen bizim Levent şimdi İstanbul trafiğinde..
Onun uçurtmasının jiletli kuyruğu ile mücadele eden hasımları
da öyle..
Trafiğin içinde kuyruğuna jilet bağlanmış uçurtma gibi
geziniyorlar..
Allah ne verdiyse.. Kime denk geldiyse..
Usta şoförlüğü ile övünen bir ağabeyimiz vardı.. O da Levent
gibi mahallede oyuna şiddet katmaya bayılan çocuklardan..
“İğne deliğinden geçerim, iğneee..” der dururdu..
Dört araba parçaladı..
Belediye adamları uçurtma gibi masum bir oyunu yasaklama
noktasına geldiyse, durup niyesini sormak lazım..
O çocuklar uçurtmayı uçurup, aşağıdan keyifle seyredenler
değildir..
Gidip bakın.. Kaç trafo arızası, bu bebelerin elindeki katil
uçurtmalarından kaynaklanmıştır..
Uçurtma kuyrukları ile kimbilir nice elektrik telleri gelin
gibi süslenmiştir...
***
Artık kartopunun içine taş yerleştirmek “heyecan veren” bir
eğlence değil.. Onun yerine üst geçitlere çıkıp, aşağıdan
gelip geçen otomobilerin camlarına taş ekleştiriyorlar..
Bir kaç kez tanık oldum çok da heyecanlı oluyor..
Taşı camına yiyen sürücü şaşırıyor.. Direksiyon kırıyor..
Yandan gelen ona bindiriyor.. Arkadan gelenler öndekine
tırmanıyor..
Çocuklar eğleniyor..
DAMDAKİ İNEK...
“Şehircilik..” dediler mi bir duracaksınız.. İlk çıkarılan
“Mecburi İskân Kanunu..” daha
Ahali
elinde silah “Bu kanunu tanımayız” deyip tam on iki sene
hükümetle savaştı..
Fiilen uygulanması ise yüz sene bile değil..
Osmanlı’nın şehircilik anlayışı ile inceden inceye dalgasını
geçen Mareşal Moltke’nin dedikleri bir kenarda dursun..
“İstanbul ve şehircilik” sözcükleri ne zaman yan yana gelse
ben Zeytinburnu’ndaki apartmanın en üst katında inek besleyen
kadını hatırlarım..
Belediye adamları ineği çatıya kadar yükselttikleri inşaat
vinci ile aşağıya indirirlerken, kadın sanki oğlunu zorla
askere alıyorlarmış gibi ağlıyordu...
***
Okumuş takımı için uçurtma bir sembol.. Kendi özgürlüklerini
sembolleştirdikleri bir oyuncak..
“Uçurtmayı Vurmasınlar” filmindeki küçük Onur’un masumiyeti
ile belediye adamlarını “yasaklama” noktasına getiren
gerçeklerin alâkası yok..
Onun için uyarıyorum..
Haber başlığından komedi çıkarma gayreti yerine belediyecilere
bir soralım..
Bakalım dertleri neymiş... |