|
|

MENÜ
|
|
|
. |
|
. |
|
''KURTLAR GİBİ,
ÇAKALLAR GİBİ MÜŞTEREK ŞİDDET YAPIYORUZ!''
Mine Şenocaklı
Vatan
Gazetesi, 09.06.2009 |
 |
|
CC Haber Merkezi |
|
. |
|
. |
|
Prof. Faruk Birtek’e göre,
Türkiye’de asıl korkulması gereken, bireysel şiddet değil,
kolektif, yani müşterek şiddet. Neden mi? Doğadan örnek
vererek anlatıyor Birtek: “Aslanlar tek başına avlanırlar,
kurtlar, çakallar kolektif... Doğada böyle. Biz de kurtlar
gibi, çakallar gibi şiddet yapıyoruz, hep birlikte! En
tehlikeli olan da bu. 6-7 Eylül olayları böyleydi, Maraş
katliamı böyleydi, Madımak böyleydi!” |
|
|
|
|
. |
Şiddet
bizde neden çok yaygın hocam?
Evvela herkesin bildiği en basit şeyleri söylemek mümkün. Çok
genci olan, işsizliği olan bir toplumda tabii şiddet olacak. İlk
iş, herkese iş bulmak lazım. İşi olan insan şiddet yapmaz.
Gençlerimiz çok boşta. Bu, bir. İkincisi, toplum bir değişim
sürecinde ama bu değişim bir türlü tükenmiyor. Demografik büyüme
var, şehirleşme gerçekleşemiyor. Şehirler, insanları şehirli
yapamıyor. Şehirler, insanları kendi içine çekemiyor. Köy düzeni
bozulduğu, köyün kontrolü kalktığı vakit, boş gezen insanın
yapacağı bir şey yok ama niye şiddet gösteriyorlar, buna bakmak
lazım. Bence Türkiye’deki şiddetin en değişik huyu, bireysel
olması değil, kolektif olması. Yani mesele kişiler değil,
kişilerin saldırganlığı da değil... Saldırganlık her yerde var,
kişiliğin bünyesinde var ama biz şiddeti kolektif yapıyoruz.
İnsanlar tek başına değil, müşterek, bir araya geldiği vakit
şiddet yapıyor.
Beni
en çok rahatsız
eden bu.
''Bizde insanlar grup olarak birilerini kesiyor, dövüyor... ''
Biraz açar mısınız?
Hep bakıyorsun, şiddeti grup olarak gösteriyorlar. Kişisel şiddet,
psikopatolojik bir olay. İnsanların şu, bu hastalıkları oluyor,
şiddete başvuruyorlar. Dünyanın her yerinde oluyor bu. Bir öğrenci
çıkıyor, 36 öğrenciyi vuruyor okulda. Bir başkası gidip başka bir
şey yapıyor. Bizde ise insanlar bireysel olarak o kadar şiddet
göstermiyor. Aile içinde şiddet olabiliyor, bunlar var, doğru ama
bizde bireysellikten çok, insanların grup olarak birilerini
kesmesi, dövmesi, vurması var...
Mesela Mardin’deki katliam gibi mi?
Mardin’i bırak, en son Ankara’da Yüksel Caddesi’nde olan olay...
İki grup birbirine taşla, sopayla, bıçakla saldırdı. Televizyonda
izledim, beni bu kadar rahatsız
eden
bir olay olamazdı. Bizde insanlar bir araya gelip şiddet yapıyor,
tek başına yapmıyorlar. O grup psikolojisi çok fena. Çünkü
kişilerin özgüveni yok. Bir araya geldikleri vakit şiddet
gösteriyorlar. Bizde farklı olan o. Balkanlar’da da bu var biraz.
Sırplarda var... Sırplar da aynı problemden geçiyorlardı. Bir
türlü şehirleşemeyen, köylü toplumu şehirde dolaşıyor. Fakat
bireysel şiddetten bahsetmiyorum, müşterek şiddetten bahsediyorum.
Bunun en fena örneği poliste var. Polis bir araya geliyor,
başlıyor insan dövmeye ve en
kabul
edilemeyecek şiddet, en tahammül edilemeyecek şiddet, en
medeniyetten kopuk şiddet, en hukuk devletini yitiren şiddet,
polis şiddeti. Bu tek başına olmuyor. Hiç olmazsa üç polis, beş
polis bir araya gelince oluyor. İşte Engin Çeber... Metris
Cezaevi’nde şiddet sonucu öldü... Esas üzerinde durulması gereken
konu bu. Toplum kolektif olarak şiddet yapıyor. Aslanlar tek
başına avlanırlar ama çakallar kolektif avlanıyorlar. Doğada
böyle. İşte bizde de kolektif şiddet var, kurtlar gibi, çakallar
gibi şiddet yapıyoruz.
Beni
en çok korkutan şiddet biçimi bu. 6-7 Eylül olayları böyleydi,
Maraş olayları böyleydi...
Sivas Madımak böyleydi...
Doğru... 6-7 Eylül olaylarında ne oldu? Türkiye’de azınlıklarına
baskıyı bir devlet dairesi yaptı. Fakat halk galeyana gelip,
insanları linç etti. Bence en mühim olay bu. Dolayısıyla şiddete
bakarken bunu ayırmak lazım. İnsanların psikopatolojileri şu veya
bu sebeple şiddete yakın olabilir. Kültürümüzde de şiddete yer
var, oraya geleceğim ama mesele kişisel şiddet değil. Biri gidiyor
kaynanasını vuruyor, diğeri gidiyor annesini... Aile içinde böyle
şeyler hep oluyor. Mühim olan toplumsal alanlarda, meydanlarda,
sokaklarda kolektif olarak insanların bu kadar birbirine şiddet
uygulaması. En son Kızılay’da olduğu gibi...
''Gençler benliğini birlikte şiddet uygulamada buluyor...''
Orada tehlikeli olan neydi?
Bu insanlar tek başına olsalardı, hiçbiri bir taş atmayacaktı. Bir
araya geldikleri vakit, birbirleriyle tesanüt oluşturuyorlar, bir
benlik buluyorlar. Bu şiddet türü benliksizlikten oluyor. Kolektif
olmayı, şiddette beraber olarak sağlıyorlar. Tesanütü, yani
dayanışmayı kolektif şiddet uygulamada buluyorlar. En korkutucu
olan bu. Kolektif şiddetin olduğu yerler var tabii... Köy var.
Köyde düzeni tutmanın yolu ne? Bir grup başka gruba kolektif
şiddet gösteriyor. Fakat bunun da önüne geçen
kan
davası var. Kan davası, aslında bir tür şiddeti önleme olayı. Bir
tarafın bir tarafa daha üst bir şiddetle tecavüz etmesine mani
olma olayı, töreleri koruma olayı. Bu muhafazakâr bir şiddet. Bu
da çok fena ama kültür buna imkan vermiş, çünkü başka düzen yok.
Düzeni böyle kuruyor adam, aile çizgilerini böyle belirliyor.
Kendi malını böyle koruyor. En büyük malı da kızı malum, onu
koruyor. Tamam, çok berbat bir olay. Bunu şiddetle yapıyor ama
daha vahimi bu yeni ortaya çıkmış olan ve ortada dolaşan ve
şiddetle kendi benliğini bulan grupsallaşma olayı. Bu çok daha
tehlikeli, çok daha korkutucu. Ben gençlerde bunu görüyorum.
''Her an 6-7 Eylül gibi, Maraş gibi olaylar yaşanabilir!''
6-7 Eylül olaylarını örnek gösterdiniz. Bu yeni bir şey değil o
zaman?
Hayır yeni bir şey değil ama bunun dozunun artması var. 6-7 Eylül
gibi büyük olaylardan iki-üç tane olmaz ama yeni zamana
geldiğinizde gençler her dakika bir araya gelip birbirlerine
saldırıyorlar. Üç şey söylüyorum dolayısıyla... Bir; şiddet
kültürümüzde var. Kırsal kesimde var, kentte yok. Kırsal kesimin
törelerini koruduğu, gerçekleştirdiği, yeniden ürettiği yer şiddet
ama bu son kertede gelinen nokta. Oraya gelene kadar çok mesafe
alman lazım ama şiddet senin kültürünün bir yerinde var. İki;
şehirlerde bunun artışı yeni olay. Burada diyorum ki, genç insan
benliğini şiddet etrafında birleşerek, gruplaşarak buluyor. Çünkü
bireysel olarak kendi özgüveni yok. Özgüveni olmayınca kolektif
güven buluyor. Kolektif benlik, kolektif şiddeti getiriyor ve en
tehlikelisi bu. Bunu bir kenara koyalım. Buna karşı olarak,
gençlere evvela iş bulmak lazım. Sonra benlik edinmelerine
yardımcı olmak lazım ama bütün eğitim süreci hep kolektif benlik
üstüne kurulmuş. Kimse ‘ben’ diyemiyor. Ben şuyum diyor, ben buyum
diyor, daha olmazsa ’Ben Türk'üm’ diyor. Çünkü oradan geçiyor
benliği. Dolayısıyla adamın Türklüğüne verilen herhangi küçük bir
rahatsızlık onun kişiliğine yapılan hakaretten çok daha önemli
oluyor. Çünkü kişisel benliği orada yok olmuş artık. Dolayısıyla
üçüncü sorun bir bireyselleşme sorunu. Bu da kentleşmenin geç
kalmasından doğuyor.
Kurtlar gibi, çakallar gibi şiddet yapıyoruz dediniz. Galiba
milliyetçilik yükseldikçe bunun olması kaçınılmaz...
Zaten milliyetçilik de bu. Milliyetçiliğin yükselmesi de aynı
sokak şiddetinin yükselmesi gibi kolektif bir kavgadan kendine
benlik bulma savaşı. Onun için devamlı düşman bulup kavga
ediyorsun. Her şey milli maç gibi oluyor bu memlekette. Adamlar
gidiyorlar Fransa’da milli maç yapıyorlar, özel dostluk maçı. Beş
tane seyirci taş atıyor. Nereye atıyorsun kardeşim? Özel maç,
Fransa’ya gitmişsin, herkes topunu oynuyor, maçın hiç önemi yok
ama seyirci topçudan daha takımcı, taş atıyor sahaya. Kardeşim,
nedir bu ya!
Peki her an 6-7 Eylül gibi, Maraş gibi,
Sivas gibi
olaylar yaşanabilir mi bu ülkede?
Yaşanabilir. Boş gezen çocuklar var. Onlar ne yapacaklar? Ya
Fenerli oluyorlar, ya Beşiktaşlı ya da gidip adam öldürüyorlar.
Niye öldürüyorlar? Çünkü tek başına aylak dolaşıyorlar. Başka ne
yapacaklar? |
|
. |
|
. |
|
 |
|
|
|
|
|
 |