|
Hikayede anlatıldığına göre Goşeğağ’ın büyük ablası Karaşeş,
karışımını kendisi bildiği bitkisel ilacı Kanşavo’ya içirdi ve
neticesinde Kanşavo hastalandı.
Goşeğağ bir yıl dayandı, iki yıl dayandı, zor yıllardı.Sonrasında
“Bu kadıncağıza daha fazla acı çektirmeye hakkım yok” diyerek ve
hastalığın diğer aile bireylerine bulaşmasını önlemek amacıyla,
alır başını gider Kanşavo, kimsenin izini sürmeyeceği uzaklara
gider.
Büyük bir aşkla bezenmiş evliliklerinin bitiş şekline çok üzülür,
günlerce ağlar Goşeğağ, o üzüntüler içerisinde başına gelenleri,
dumanı olmayan bir ateşe benzeterek…
Ayy yay yay yay ayayay yay kötü olanlara, uğursuza…ateşler
düşürdüler ailemin içine , haneme diyerek söylenmiş…
Artık ne yaparım, neye yararım gibi serzenişlerle “ Köpeğin bile
yemeyeceği bir kemik parçası” gibi çaresiz kaldım, demiş. Farklı
materyaller de şahitlik ediyordu ki , Adigelerin anadillerine kök
salmış karakteristik değerlerin bir çoklarını halk hikayelerinde ,
söylencelerinde bulmaktasınız. Anadillerini bilmenin, konuşmanın
Adigeler için derin bir mana ve önemi vardı.Anadilin,
”İnsanoğlunun Can Damarı Dilidir” eski sözünde olduğu gibi güçlü
anlamları yüklendiği görülmektedir.
K. D. Vuşınsik’ın deyişiyle “Dil, insanoğlunun kendisine de
ülkesine de derin anlam ve doğal zenginlikler yüklemektedir.Onlara
can vermekte, ülkenin doğasına, temiz havasına, olan bitenine,
ovalarına, dağlarına, tarlalarına, akarsularına, rüzgarlarına,
çakan şimşeklerine, düşen yıldırımlarına ve seslerine ait
düşünceleri bağrında taşır. Anadillerin bağrından süzülen berrak
pınarlarında yaşamı boyunca geçirdiği olaylara bakışını resmeden
düşünceler yer almaktadır. Her canlı zamanı geldiğinde tümüyle bu
dünyadan ayrılmaktadır, ancak onlara ait izleri konuşulanları,
dilde görüyoruz, buluyoruz. Anadilini kaybetmiş halkın kendiside
kaybolmaya, unutulmaya mahkumdur. Anadil kullanıldığı sürece
halkın duyguları diridir ve canlılığı sürer gider. Denilebilir ki
halka yapılacak en büyük zalimlik, onu anadilinden uzaklaştırmak,
mahrum etmek. İşte tüm bu izleri eski Adige sözü “ İnsanoğlunun
can damarı dilidir.” Eski Adige sözü, içerisinde gizlemektedir.
Bu düşünceyi tüm zamanların birikimi olduğunu kabul ederek, her
hangi bir zaman dilimine ait olmadığını söyleyebiliriz.Ama
günümüzde bakıldığında sayıca az olan halkların dillerini terk
etmelerini ve onların dillerini unutmalarını sağlamak için bir
takım devlet politikaları da sürdürülmektedir.
İşte, yaşanan tüm bu gelişmeler; anadilin korunması gerektiğini,
dili olmayan, dili konuşulmayan halkların yok olacağını, bu
bakımdan dilin sürekli zenginleştirilmesi, dilin halkın tüm
kesimlerine anlaşılabilir ve kullanılabilirliğinin ileriye
taşınması için önlemlerin alınması ve çalışmaların bu yönde
yapılmasının gerekliliğini gösterir.
Bu bakış ve söylemler, Adigelerin kendi dillerine vermeleri
gereken öneme işaret etmekte olup, onların komşu halklara olan
ilişkilerinde, onların dillerine saygı göstermeleri açısından
kendilerine bir eksiklik hissettiriyordu.
Özellikle tüm-Tarakan pşıliğinin hüküm sürdüğü dönemde başlamak
üzere Ruslarla Adigelerin ekonomik ve politik düzeyde ilişkilerin
yüksek olduğu sıralarda, Adigeler Rus diline aşina olmaya
başladılar. Bu yakınlaşmalar XIV-XV yüzyıllarda artarak devam
etmekte, XVI yüzyıl döneminde de ilişkilerin en üst derecelerde
olduğu bilinmektedir.
Adige pşileri çocuklarını her yıl Rusya’ya okumaya ve çarın
muhafız birliğine (Koruma amacıyla) görev alması amacıyla
göndermekteydi.XVII yüzyıl döneminde Adigelerin yaşam alanlarına
yakın yerlerde kurulan Rus stanitsalarında (yerleşim birimi)
yaşayan insanlarla, hem ekonomik, hem hem kültürel ilişkilerin
yoğun olarak yaşandığı ve birbirlerine özgüvenlerinin arttığını
görmekteyiz.Adigeler ve Rus stanitsalarında bu ilişkiler
neticesinde dostluklar arkadaşlıklar kurulmuş, Rusların
kullandıkları araç gereçlerden günlük yaşamlarında faydalanmışlar,
örneklerini kendileri de yapmaya çalışmışlardır.
Rusların stanitsalarına yakın bölgelerde bulunan Adige yerleşke
insanlarının, hemen her birinin karşı taraftan yakın dostluklar
geliştirdiği aileler bulunmaktaydı.İyi ilişkilerin olmasının,
dostlukların artış göstermesinin her iki tarafça desteklendiği
bilinmektedir. Karşılıklı ilişkilerin bu boyutta artış göstermesi
esnasında, Adigelerin karşı tarafın dilini ve kültürünü yakın
planda gözlemlediği, neticesinde, karşılıklı diyalogun gerekliliği
için Rusça öğrenmeleri hususunda çabaları olmuştur.Takip eden
yıllarda küçük çocukların Rus masallarını öğrenmeye, şarkılarına
ve çocuk oyunlarına aşina olmaya başladıkları söz konusudur.
İleri gelen Adige aileleri çocuklarını özellikle Rusça öğrenmeleri
yolunda teşvik ediyor, onları askeri okullara ve diğer yüksek
öğrenim merkezlerine göndermekteydi.Buralarda eğitim gören ve Rus
kültürünün gençler kendi insanlarına faydalı alabilecek bilgi ve
kazanımları aktarmaya çalıştılar.
Kafkasya’da görev yapmış bir ordu komutanının benzer şekilde
eğitim alan Adige gençlerine yönelik olarak, eğitim ve öğrenim
olarak çağdaşlarından aşağı kalmamak için uğraş verdiklerini,
öğrendikleri değerli bilgileri kendi insanlarıyla paylaşım
içindeler, okul öğrencilerinin birlikte öğrendikleri, oynadıkları
çocuklara gençlere yönelik oyunları dağlı çocuklara taşımışlar
onları bilgilendirerek, hoşnut kılmışlardır.
Adigelerin kendileri de, hem Kafkasya’da hem Rusya’da yaşayan
diğer halklara kültürlerinin zenginleşmesi anlamında
küçümsenmeyecek katkıları olmuştur.Profesör G.B.Pogav ve Balkar
B.X. yazdıklarına göre; Adige isimlerinden “şumaho”, “badine”,
Adige kelimeleri, “bjın”, “kuesı”, “kame”, “sane”, “jıle”(çıle),
“vunafe” (vunaşö), ve benzerlerini Svanların, yunanlıların,
osetinlerin ve diğer halkların dillerine girmiş ve kullanılmıştır.
Rusya kazakları ve Kafkasya’daki diğer yerleşik halklar,
Adigelerin ulusal giysilerini kullanmışlar (Siye, Adige kalpağı,
at biniciliğinde kullanılan koşum malzemeleri gibileri örnek
alınarak kullanılmıştır).Yine sebze meyve bahçecilik uğraşı
konusundaki zenginliklerin Kuban ve Karadeniz bölgelerinde, bu
uğraşın örnek alınarak yayılımına kök teşkil etmiştir.
Benzeri ortak kültürel etkileşimler halkları, dostane ilişkilere
sevk etmiş, Adigeler Rus dilinin öğrenilmesine ve onlarla iletişim
kurulmasına daha çok önem vermiştir. Adigeler; çocuklarının
kulaklarına sürekli olarak Rus dilinin öğrenilmesi konusunda
uyarıda bulunmaktaydı.
Bu ilişkilerin yansımalarını, izlerini eski söylencelerde,
anlatımlarda görmekteyiz. Örnek olarak “Rusça konuşmayı bilmeyen,
Rus kızdırandır” olduğu anlatılır, eski sözlerde onlara, bu dili
bilmenin yeni dostluklara basamak teşkil ettiği anlatılır.
Ünlü Adige büyükleri; Negume Şore, Han Ceriy, Hatehuşeko Kazi ve
diğerleri Rus dilinin öğrenilmesi ve kültürlerinin Adigeler
tarafından bilinmesi gerekliliğine çok defa değinmişlerdir.Hatehuşeko
Kazi 1870 yıllarında yazmıştı; Kabardeylerin ve Rusların arasında
gelişen dostane ilişkilerin ,Rusça olmaksızın yaşam
bulamayacağını, bunu Kabardeylerin de bildiğini, kabullendiğini
anlatır. Rus eğitim öğretim programlarında kullanılan Kiril
harflerinin Adigeler tarafından eğitim aracı olarak
kullanılmasının Rusları ve Kabardeyleri birbirlerine daha da
yakınlaştıracağını, dostluk ve güven ortamına katkı koyacağını
belirtmektedir.
Diğer halklar gibi Adigeler de, anadilini kullanmayanlara, kendi
diline ilgi göstermeyenlere, eleştirel bakış getiren söylemleri,
anektodları kullandığını görmekteyiz. ”Solucan çıktığı yere dudak
bükermiş” örneğinde olduğu üzere.
Adige halkının yetiştirdiği değerli şahsiyetlerden Şerelıko N.,
Negume Ş., Bersey V., Hatehuşeko K., Tanbıy P., Paşe B. ve diğer
benzerleri anadil için tüm güçlerini seferber etmişlerdir. Yine
aynı amaçla din adamları (efendisi) içerisinden de Adige yazınının
hayata geçmesi ve kendine özgü alfabe çalışmalarına uğraş verenler
olmaktaydı. Onların arasında Hatevoko-Efendiyi (Şerelıko N.)
sayabiliriz. Ancak kendisi, din adamlarının baskılarıyla yaptığı
tüm çalışmaları yakmak zorunda kalmıştır.
Özgün Adige Alfabelerinin oluşturulmasında çalıştılar; Negume Ş.,
Bersey V., Hateşeko K., Rus bilim adamlarının da büyük katkı ve
destekleriyle beraber 1853 yılında Bersey Vumar Adige Alfabesini
oluşturdu. Bu konuda onun öncülüğünde, ilk Adige alfabesiyle
Sivastapol’da Adige çocuklarına ilk eğitim çalışmaları başlatıldı.
Daha sonra 1862 yılında Rus alfabesine bağlı kalınmak ve örnek
alınmak suretiyle Kabardeyce öğrenim kılavuzu hazırlandı. Bu
çalışmaların içerisinde Bersey Vumar’da bulunmaktaydı. Bu
çalışmalardan Hatehuşeko Kazi ve diğerleri de esinlenerek
faydalanmıştır. Hatehuşeko Kazi, ilk önce, eğitim öğretime, Adige
kültürüne ve tarihine öncelik verilerek, küçük çocuklara eğitim
verilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kendisi, eğitimini
tamamlaması süreci içerisinde, ünlü Rus Pedagogu K. D. Vuşinsk’nın
gençlerin okumaları için hazırladığı kitaplara öncelik ve ağırlık
verdi. Halkın bilinçlenmesi, yeni neslin ulusal bilinçle
eğitilmesi, kültürünün öğrenilmesi gibi, yararlanılması gerekli
konu başlıklarını faydalanılması öncelikli unsurlar olarak
yüreğinde yaşatmıştır.
1866 yılında Rus alfabesi temel alınmak üzere ilk Adigece kitap
Hatehuşeko Kazi tarafından Tiflis’te bastırılmıştır (Sosrıko).
Daha sonra Hatehuşeko Kazi tarafından Adigece eğitim öğretim
verecek öğretmenlerin seçimine, hazırlığına ağırlık verilmiştir
(Nalçik’te). Adige aydınları anadilde eğitim ve öğretim yapılması
için uzun yıllar yılmaksızın ve duraklamaksızın büyük uğraşlar
vermişlerdir.
20. yüzyılın ilk yıllarında Baksan Bölgesi’nde Tsağo Nuri ve Dım
Adem önderleri olmak üzere Adigece Öğrenim Kitabı hazırlandı ve
medresede okutulmaya başlanıldı. (Bu medresede Arapça, Adigece,
Astronomi, Fizik Kültür dersleri Adigece öğretilmekteydi.) Kitap
basımına ağırlık verildi ve bu dönemde “Adige Mak” (Adigey’in
Sesi) adıyla ilk gazete çıkarılmaya başladı.
Yukarıda adını verdiğimiz anadilde eğitim çalışmalarının öncüsü
önder insanlarımız; Adigece eğitimin, Adige halkının ayrılmaz
parçası olduğuna, geleceğinin ideali olduğuna ağırlık verdiler.
Dünyada hiçbir ünlü pedagog yoktur ki, çalışmalarına ilişkin
hazırladığı sistemin içine anadilin öğrenilmesine ait konular
olmasın. İnsanın ilk eğitim ve öğretim yıllarında kendi anadiliyle
okuması, bu yönde eğitime başlaması, okul zenginliğini de
beraberinde getirir.
Adige aydınlarının ,eğitim adamlarının Adige çocuklarının kendi
dilleriyle eğitim alabilmesi için, verilen bunca uğraşın sonucunda
kendimize ait bir yazınımız, edebiyatımız oluştu. Adigece yaşam
buldu.
Kendilerini minnetle ve saygıyla anıyoruz.
Doğrusu 1917 Ekim Devrimi’nden önce yapılan çalışmaların tamamıyla
Adige halkına ulaşması, mal edilmesi imkanı bulunmamaktaydı.
Niye derseniz?
O zamanki dönemde Adige halkının sınıfsal yapı itibariyle içinde
bulunduğu ortam, egemen sınıfların dilin ve kültürel temel
öğelerin halkın tamamına ulaşmasından pek hoşnut olmayacaklarını
da unutmamalıyız.
Büyük Ekim Devrimi’ni takiben Adigeler kendi ana dillerinde eğitim
ve öğrenim yapabilme ayrıcalığına ve özgürlüğüne kavuşmuştur.
Çocuklarımız, okullarında Adigece okutulmasına özgür kılındılar.
Adigelerin kendilerine ait literatürleri, gazeteleri, dergileri
oldu, kitapları basıldı. |