Anılara
Dolanık Yürümek,
İnancım Doğrultusunda,
Sağlam Adımlarla... |
|
 |
Nüfus cüzdanıma göre 1948 yılı Eylül ayının yirmisinde doğmuşum.
Çok uzun zamandan beri de anılarımı yazmayı düşünüyordum.
Anadilimdeki deyimle “mıç'aseme pasep” (geç değilse eğer, erken
değil) Elli yaşıma geldiğimde, geriye bakma zamanının geldiğini
düşünmüş, anılarımı Adigece yazmaya da başlamıştım. Bu, anılarımı
yazacak oluncaya kadar hiç geriye bakmadığım gibi anlaşılmasın
sakın. Bir amaç uğruna yaşayanlar bilir; her gün, kimileyin her
saat geriye bakmak gerektiğini… Benim düşündüğüm, bu geriye
bakışların duygu ve düşüncelerini sizlerle paylaşmaktı. Ancak
sonunu getirememiştim…
“Zeplheç’ıjığhu - Geriye Bakma Zamanı” nın kağıda dökülen ilk
sözleri de şunlardı: Wıyecek'uets'ık'ume yilhes şenıkhue zınıbjır
l'ıjışxue xhuığheba? Aw zınıbj yilhes şenıkhue xhuığer werıme cıri
wıç'aleba?… (Küçücük bir öğrenci isen eğer, elli yaşındaki kişi
epeyce yaşlı biri değil mi? Ancak elli yaşındaki sen isen eğer,
hala genç değil misin?)
Şimdilerde elli yediyi devirdim. Hala kendimi genç hissetsem de,
daha önce kolay gelen bir çok çalışmanın artık beni yorduğunun
farkındayım. Az olmayan sıklıkta içinde bulunduğum grubun en
yaşlısı kalıyorum. Kimileyin de thamadeliğe uygun görülüyorum.
Birlikte yol aldığımız kimi dostlarımı, daha bir çok şeyi
gerçekleştirebilecek yaşta iken, çok erken kaybettim. Eski
dostların kimileri ile yollarımız ayrıldı. Birlikte çile
çektiklerimizden çileli yolunu hepten unutanlar çoğunlukta. Yolu
hala yürüyenlerimizi çelmeleyenler de az değil. Gönül dostu
kalanlarımızın çoğumuz birbirimize uzağız, birbirimize çok kolay
ulaşamıyoruz. Sağlığımız yapabileceklerimizi yapmaya el vermiyor
artık… Bütün bunlar geriye bakışların duygu ve düşüncelerini
sizlerle, kardeşlerimle paylaşmamı gerekli kıldı… Zorunlu kıldı.
Bu zorunluluğun tüm arkadaşlarca içselleştirilmesini diliyor,
onları da anılarını yazmaya çağırıyorum. Anıdır, özneldir diye
düşünülebilir. Her yazanımız kendimize yontabiliriz. Yine de
bizden sonraki kuşakların, hepsini birden
değerlendirebileceklerini, doğruyu bulabileceklerini, onlara bu
şansı tanımamız gerektiğini düşünüyorum.
Yürümek…
Şiiri çok severim, hele anadilimde olunca. Çok sevdiğim
şiirlerden, yıllardır ezberimde olanlar vardır. Ezberimdeki
şiirlerin kimi bölümlerini de sık sık yineler, kimi yazılarımda
kullanırım. Bu yüzden olacak, çevremi şiir yazamadığıma, şair
olmadığıma inandıramam. Dahası bir gün, ünlü ozanlarımızdan
Khuyekhue Nalbıy şiirlerimi kitaplaştırmam için beni çok
zorlamıştı. Keşke olsa da kitaplaştırabilseydim… Bir tek “Yürümek”
şiirim var yazdığım ve de yayınlanmış olan, eğer şiir denirse.
Önce Yamçı'da sonra da Nartların Sesi gazetesinde yayımlanmıştı.
Yetmişli yılların ortaları. Ankara Tıp Fakültesi’ni henüz
bitirmiştim. “Anıtkabir’in karşısı, kasabın altı” adresiyle
tanımladığımız, Gençlik Caddesi 59/1 adresindeki bodrum
katındayım. Çok çektirdiğimiz, ulusal tartışmaların çok yıllar
duvarlarında yankılandığı, alınan çoğu kararın hayata geçtiği
bodrum katındayım. Ki, sonradan sık sık sözünü edeceğimiz, bir
çoğumuza besin kaynağı olmuş tartışmaların, sabahlara kadar
sürdüğü bodrum katı…
Bir gün önce şimdiki eşime evlenmeyi önermiştim. Gelecekteki eşime
koşulum da, o günler gençliğinin, bir çok arkadaşımın koşulu gibi
tekti: Anavatana Dönüş.
Ben anavatana mutlaka dönme kararındaydım. Eşimin bu kararımda
benimle olması gerekirdi. “Peki” demişti. Ancak yine de
korkuyordum. Ne denli kararlı olduğumu acaba anlatabilmiş miydim?
Evde tek başınaydım ve “Yürümek” ile yeniden seslendim kheşenim,
şimdi çocuklarım Psefit ile Mezenef’in annesine:
YÜRÜMEK
İnanmak güzelim,
Ama gerçekten inanmak
Var olduğuna,
Var olman gerektiğine.
Ve yürümek,
İnancın doğrultusunda
Sağlam adımlarla…
Biliyorsun güzelim
Yolun engin
Alabildiğine uzun.
Etkili olmak için
Çokluk olmalısın.
İnananı bulmak güzelim,
Ama gerçekten inananı
Var olduğuna
Var olması gerektiğine.
Seni üzmemeli güzelim
Coşkun umutlu yürürken
Kalakalmak tek başına.
Yürümelisin inancın doğrultusunda
Sağlam
adımlarla…
Göreceksin güzelim
Bir
süre sonra
Deneyden
geçerek gelenlerin,
Koluna
girdiğini
Seninle
kenetlendiğini.
Yürümelisin güzelim
İnancın
doğrultusunda
Sağlam
adımlarla,
Deneyden
geçmişlerin kimileri,
Gerilerde kalsalar da…
Sözün kısası güzelim,
Seni sarsmamalı
En
sağlam bildiklerinin yıkılışı.
Yıldırmamalı seni,
En
yılmaz bildiklerinin yılgınlığı
Ve yürümeli
yürümelisin
İnancın
doğrultusunda
Sağlam
adımlarla,
Taaa ki, ereğine varıncaya dek,
ya da
ölünceye…
“Yürümek” çok güç şartlarda gecikmeli olarak yayınlayabildiğimiz
“Yamçı”nın 7-16. birleşik sayısında, daha sonra da “güzelim”
sözcükleri “dostum” ile değiştirilerek “Nartların Sesi”
gazetesinde yayımlandı.
Bu biricik şiirimi şimdilerde okuyanlar, okuyunca beğenenler var
mı ya da sizler beğenecek misiniz bilmiyorum. Ancak ben zaman,
zaman okurum. Her okuyuşumda da bir çok arkadaşım geçer gözümün
önünden. Doğrusu olabilecekleri görmüş olmak, deneylerden geçerek
gelenler de içlerinde olmak üzere bir çok omuzdaşlarımızın
gerilerde kalacağını, yılacağını, yıkılacağını görebilmiş olmak
mutlu etmiyor beni. Benim için, bizler için mutluluk ipi birlikte
göğüslemekti. Anavatana birlikte dönmekti. Diasporayı tanıyan,
anavatana kolay adapte olabilecek özellikleri taşıyanlar olarak
“dönüş” için çalışmaktı. Olmadı, olamadı…
Ancak kimi omuzdaşlarımızın, birlikte yola çıktığımız kimi eski
dostların, kendileri “dönüş”ten dönse de, “dönüş” olmasın çabası
içine gireceklerini, itiraf etmem gerekir ki göremedim… Görememek
değil, göremediğim şey benim için son derece üzücü olan.
Sevindirici olan ise, ipi göğüsleyen yeni arkadaşlarımızın verdiği
mutluluğun, sızısı kalsa da bu üzüntümü alıp götürmesi… Hem hala
yapılacak o kadar çok şey var ki…
İşte “Yürümek” benim yaşamımın özü. Yürüyüşüm de sürüyor hala
sağlam adımlarla, henüz ereğime varamadığım, halkımın çoğunluğu
hala diasporada olduğu için. Sizleri de birlikte yürümeye,
birlikte mutlu olmaya çağırıyorum. |