|
Anılara
Dolanık Yürümek… Dediğime göre, anılar kronolojik olamayacak,
anlamışsınızdır. Evet günümüzü yaşar, günümüzde de inancım
doğrultusunda sağlam adımlarla yürümeye çalışırken, zaman, zaman
da anılar girecek araya. Yazılmış bir yazı, bir eleştiri, daha
önce bir yayın organımızda yayımlanmış, bir görüşün savunması
gibi…
İşte bu akşam da eski dosyaları karıştırırken anavatana döndükten
sonra Bandırmalı hemşerilerime, Türkiye’de görevli olduğum son
derneğe yazdığım yazı ilişti gözüme. Yeniden okudum, gözlerim
buğulandı, Bandırma’daki beş yılım bir film şeridi gibi geçti
gözümün önünden. Bir kez, bir kez daha kucakladım dostlarımı…
Aslında onlarla hasret giderdiğim de çok olmadı. İki ay kadar önce
Türkiye’de idim. Kısa bir zaman aralığında Ankara, Eskişehir,
Düzce, Bandırma, İstanbul’da eski dostlarımdan ulaşabildiklerimi
gördüm. Yenilerde dost olduğumuz, dostluğumuzun hep süreceğine
inandığım Sixhu Kuban’a konuk oldum. Bandırma’da dostlarla
dernekte toplandık, yeni arkadaşlarla da tanıştım…İnegöl Köftecisi
sahibi ile baş ağırlayıcısı ile yerli yerindeydi. Çocuk doktorumuz
Cevat Erdem’in cömertliği de… Erdek’te, Çerkes nüfusuna oranla en
çok Kafkas adı taşıyan işletmenin bulunduğu Erdek’te, Sevgili
Mehmet Arslan bana bısım oldu.
Wubıh Dede, Koca Meşe Tevfik Esenç damdı kalbime…Yüreğimde bir
sızı… Yedi Ekim 1992, Koca Meşe’nin bizlerden ayrıldığı gündü…
Oturdum bir mektup yazdım Wubıh Dede’ye, Nart Dergisi’ne gönderdim
yayınlanması dileğiyle. Anavatana dönüşüm bir yılı doldurduğunda
derneğime yazmış olduğum ve ancak çok az kişiyi, yönetim kurulu
üyelerini sayabildiğim mektubumu da sizlerle paylaşmak istedim:
“Sedat Pekel ise dönemin Bandırma Belediye Başkanı idi. Şimdi
Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili. DÇB kuruluş konserinde
gördüğümüz dinlediğimiz ve hayran olduğumuz, Adigey Devlet Halk
Şarkıları ve Dansları grubunu Kuş Cenneti Festivali’ne davet
etmişti. Bu Rusya Federasyonu Halk Sanatçısı Nexaye Aslan
yönetimindeki, bir yaşını yeni doldurmuş “İslamıy”ın ilk yurt dışı
gezisi idi. Evet İşte mektubum:
Saygıdeğer Hemşehrilerim,
Sizlerden ayrıldığım bir yıl oldu. Bu süre içerisinde sizleri
anmadığım, birilerine sizleri örnek göstermediğim gün yok, desem
yeri. Bu süre içerisinde sizlere yazmayı düşünmedim değil. Çok sık
olarak düşündüm, yazıyı yarım bıraktığım da oldu. Duygularımı iyi
tahlil edeyim istedim.
Yazacaklarımın, duygu ve düşüncelerimin duygusallık olarak
yorumlanmasından da korktum biraz. Eh işte epeyce süre geçmiş
oldu, sizlerden, Türkiye’den ayrılmamdan bu yana. Artık
yazabilirim değil mi?..
Sevgili Hemşehrilerim,
Hayatımın sizlerin arasında geçen dönemi, inanın en mutlu olduğum
dönemlerden biri. Hatta Türkiye’de en mutlu olduğum dönem
diyebilirim. Aslında Bandırma’ya gelinceye kadar da bildiğiniz
konuda, Bandırma’daki gibi, belki de daha fazla çalışmalar
yapıyordum. Ancak çalışmalarımızın semeresini görmek, hem de hemen
görmek her zaman mümkün olmuyor. Bandırma’da bu güzelliği, bu
mutluluğu yaşadım. Bandırma, Erdek, Gönen, Karacabey, Manyas ve
çevresi Çerkeslerinin derneksel çalışmalarında, elbetteki Türkiye
genelindeki siyasal yumuşamanın, yılların verdiği dernekçilik
deneyiminin olumlu katkıları oldu. Ama bütün kalbimle söylüyorum
ki, başarı sizlerin başarınız, eser sizlerin eseri. Bunu hiç
unutmayın lütfen. Büyük şeyler gerçekleştirebileceğinizi, Türkiye
dernekçilik tarihinde bir çok ilk’i gerçekleştiren dernek
olduğunuzu da…
Bildiğiniz gibi, Bandırma Kuzey Kafkasya Kültür Derneği, sekiz
kurucu üyesinin üçü bayan olan ilk derneğimizdir. Hem hacı hem de
bayan yönetim kurulu üyesi bulunan tek derneğimizdir. Dernek daha
resmi kuruluşunu tamamlamadan, dernek binası alabilmiş ilk
derneğimizdir. Satış ve sergi yeri açarak, anavatandan Çerkes
şarkıları ve dans gurubu getirerek, Bandırma Uluslararası Kuş
Cenneti Festivali’ne katılmış, bu konuda diğer derneklerimize
örnek olmuştur. Ramazan’da huzur evini ziyaret eden ilk
derneğimizdir. Hemen her hafta yerel basında yer alabilmiştir.
Anavatana kesin dönüş yapanlara en görkemli törenleri yapmış, ilki
olan Esat Cankurt’un ‘’Anavatana Dönüş’’ haberini Milliyet gibi
Türkiye’nin ilk üç gazetesinde yayınlatabilmiştir. Kurtuluş
Savaşı’nda saklanamayacak, inkar edilemeyecek katkıları olan yöre
hemşerilerimin, halkımızın varolma mücadelesinde de kendisine
layık çalışmalar yapması beklenir. Ben inanıyor, bekliyor ve
güveniyorum…
Sevgili Hemşehrilerim,
Sizlerle birlikte olduğum dört yıl boyunca, bana ve aileme
gösterdiğiniz ilgi, yakınlık ve sevgi için teşekkür etmek
istiyorum. Adlarınızı da tek tek saymak geçiyor içimden. Ama
öylesine çok sayıda ad, adını anımsayamadığım öylesine çok sayıda
yüz, öylesine hızlı bir şekilde birbirini izliyor ki, hemen
vazgeçmek zorunda kalıyorum. Çünkü listeler almayacak, yüzü hep
gözümün önünde, sesi hep kulağımda olduğu halde adını
unuttuklarım, üzdüklerim olacak. Bu denli sevdiğim insanları üzmüş
olduğum için ben de üzüleceğim sonradan.
Yine de izninizle, Tevfik amcayı, Wubıh Dede’yi, Koca Meşe’yi
rahmetle anayım. Onun bu denli sevilmesi, el üstünde tutulması,
yalnızca Wubıh dilini bilen tek kişi olduğu için değildi. Yakından
tanıyanlar bilirler, anlatılamayacak kadar yürekli, halkına,
anavatanına olan sevgisi şaşılacak kadar büyüktü. Öyle ya
Türkiye’de O’na yakın yaşta, ondan daha genç sayısız hemşehrimiz;
bizlere, boşa nefes tükettiğimiz, gereksiz işlerle uğraştığımız
nutuklarını atarken o, düşlerimizin güzel, çok güzel olduğunu
söyler, moral verir, düşlerimizin gerçekleşmesi için hep dua
ederdi. Dahası “niçin daha genç değilim” yakınmasını duyumsardım
sesinde. Ki, birlikte anavatanı ziyaretimizde bunu açık açık
söylemişti katıldığı toplantılarda, yaptığı radyo televizyon
konuşmalarında: “Keşke anavatana, ayaklarım daha iyi yürür,
gözlerim daha iyi görür, kulaklarım daha iyi işitirken, daha
sağlıklı iken gelebilseydim”
Yine yakınında olanlar bilirler, ilerlemiş yaşına, hastalığına,
çocuklarının, “ya bir şey olursa” haklı korkusu ile karşı
çıkmalarına karşın, uzun yolculuğu, zorlu yolculuğu göze alma
yürekliliğini gösterebilmişti. Havaalanında “doktor, babama bir
şey olursa sorumlusu sensin” denmişti. Kanımın çekildiğini
hissetmiştim. O korkuyu zaten iliklerime kadar yaşıyordum.
Yolculuk boyunca, yüreğim ağzımda, elim dedenin nabzında idi. O da
bana moral vermeye çalışıyordu. Söylemiyordu ama hissediyordu,
aynı amacı paylaşıyorduk. Halkımızı, anavatanımızı, “defalarca
Avrupa ülkelerine çağrılan Koca Meşe’yi, anavatanda hiç
ağırlamamış olmak” ayıbından kurtarmak…
Halkına, anavatan’ına bu sevgisi olmasa, artık iyi
yürüyemediğinin, iyi işitemediğinin, iyi konuşamadığının, hasta
olduğunun bilincinde olan seksenini geçkin bir dede, niye
çıksındı yola? Nitekim Nalçik’te hastalanmış, diğer bölgelere
gidememiş, kendi öz toprağı Wubıh bölgesini görememişti. Koca
meşe’nin anısını yaşatacakları inancı ile, ailesi, köyü ve
Bandırma Derneği’ne teşekkür ediyorum.
İzin verin sayın Belediye Başkanımız Sedat Pekel’in de adını
anayım. İnsanlarımızda alıştığımız şekli ile davranmadığı, çoğu
başkanımızın, bürokratımızın, yetkilimizin yaptığı gibi, aramızda
olmak, derneğimize gelmek konusunda, emekliliği beklemediği için.
Bizleri mutlu etti, hep mutlu olmasını diliyorum.
Her konuda basının yeri, önemi tartışılmaz. Bu önemdeki her iki
yerel gazetemiz, özellikle Gerçek’e ilgilerinden, yardımlarından
dolayı teşekkür etmek istiyorum.
Nasıl unutabilirim; hem benim, hem de derneğimizin özellikle
kuruluş aşamasında büyük yükünü çeken kızımız Aysen’i? Bir
gecemizde karşımıza bir yıldız, profesyonel bir sunucu gibi
çıkışını, geceyi sürükleyişini; gecelerimizde, hamurlarımızı açan,
sergilerimizi hazırlayan kadınlarımızı, kız, erkek gençlerimizi
nasıl unutabilirim. Hele, dedenin, oğlun, torunun, üç kuşağın bir
arada Çerkesce okuma-yazma öğrenmeye çalıştığı kursları… Kendi
deyimi ile “çok pinti” olan Erdin Arıt’ın bizlere, derneğe, duyan
herkesi şaşırtan cömertliğini…
Hele yönetim kurulu toplantılarımızı görseydiniz. Hafız amcanın,
açıklayıcı, yerinde ancak uzunca konuşmalarını, her birimizden on
kat daha titiz sekreterimiz Ferkal Koçbay’ın durum hoşuna
gitmediğinde kaşlarını kaldırışını bir görseydiniz. Benzer
titizliği muhasebede gösteren ilk başkanımız Burhan Güven’in
itirazsız bir şeyi kabul etmeyişini, beni bir türlü
kızdıramayışını. En deneyimli dernekçimiz, mikrofondaki rahatlığı
ile bizleri rahatlatan Erol Ergüneş’in, “Biz Almanya’da iken” diye
söze başlamasını yaşamalıydınız. Kabardeyler genelde sakin, renk
vermez olduğu halde, Erol Beygiret’in kızdığında nasıl
kızardığını, Birsen hanımın, Nuran hanımın, her şey çabuk olsun
istemelerinden kaynaklı aceleciliklerini, Braw’ın sükunetini
görmeliydiniz. Az, öz konuşan, her konuşmasında yönetim kurulunu
kahkahaya boğan Sami Kaçar’ın yönetim kurulumuz için söylediği “o
zaman bu hükümet düşer” darbı-meselini duymalıydınız. Bir de
arkadaşların benim için anlatacaklarını…
Özetle sevgili hemşehrilerim, Bandırma’da bulunmuş olmaktan,
derneğimizin kuruluşuna katılmış olmaktan, derneğimizin bir dönem
başkanlığını yapmış olmaktan son derece mutluyum. İstemeyerek de
olsa kırdıklarım, üzdüklerim olmuştur, özür diliyorum. Küçük,
büyük hepinize sonsuz teşekkürler.
En yakın bir gelecekte anavatanda görüşmek, asıl şimdi nasıl mutlu
olduğumu anlatmak, yine çok sürmeden anavatanda buluşmak, birlikte
mutlu olmak umut ve dileği ile, hepinizi tek, tek kucaklıyor,
bayramınızı kutluyorum.
Sanırım, anılarımızdan kaçmak zorunda kalmadığımız, geleceğe
umutla bakabildiğimiz ölçüde mutluyuz. Bilemem siz ne dersiniz?
Kalın sağlıcakla… |