MENÜ

 
 
 
 

www.circassiancanada.com         

.........

ANILARA DOLANIK YÜRÜMEK -3
Dr. Meşfeşşuı Necdet Hatam
Maykop, 20 10 2005 

.........

.........

Anılara Dolanık Yürümek,
     
             İnancım Doğrultusunda,
          
                          Sağlam Adımlarla...
 


NALÇİK OLAYLARI

Tarihte Kafkasya  
1958  sayfa:12
General İsmail Berkok

Kafkasya’nın bundan sonra oynayacağı roller:

Bugün ve yarın için Kafkasya’nın hem ehemmiyeti (önemi) artmış, hem değişmiştir. Kafkasya’nın ehemmiyetinde görülen bu değişmenin iyi anlaşılması için bazı bilgilere temas etmek lazımdır.

Malumdur ki, sürat ve hareket dünyada her muvaffakiyetin esasını teşkil etmiş, emperyalist milletler de bundan büyük ölçüde faydalanmışlardır. Tarihin ilk emperyalizm devirlerinde sürat ve hareketin temini için attan istifade edilmişti. Binanaleyh atı çok olan ve seven, ata iyi binen milletler cihangir olmuşlardı. Fakat son devirlerde sürat ve hareketi temin attan demiryoluna, bugün de demiryolundan motora intikal etmiştir. Motor ise petrole muhtaçtır, şu halde motor imalinde ve petrol istihsalinde kim üstün vaziyette ise yarınki dünyada o hakim olacaktır.

Bu esas, bugün Kafkasya’yı elde bulunduran Rusya’nın siyasi emelleri ile birlikte mütalaa edilirse Kafkasya’nın ehemmiyeti derhal ortaya çıkar.

Sovyet Rusya’nın siyasi emeli sıcak memleketlere yayılmak ve açık denizlere çıkmak, bu suretle kendisine cihangirlik temin etmeye müsait bir vaziyet almaktır. Rusya eğer Basra Körfezi’ne inerse böyle müsait bir vaziyet kazanmış olacaktır. Kafkasya Rusya’yı Basra’ya indirecek en kısa yolun başındadır. Bundan başka Kafkasya bizzat petrol kaynağı olduğu gibi Kafkas-Basra Körfezi mihverinin etrafındaki memleketler bilhassa Basra Körfezi havzası da birçok kaynakları ihtiva etmektedir. Bu suretle Kafkasya’nın ehemmiyeti geçmişe nazaran çok artmaktadır ve denilebilir ki yarınki dünya mücadeleleri ağırlık merkezleriyle Kafkasya-Basra Körfezi mihveri etrafında tekevvün ve cereyan edecektir.

Bu itibarla Kafkasya dünya çapında bir ehemmiyet  ve mahiyet kazanmaktadır ve bu vaziyet devam edecektir. Kafkasya ile komşu ve ilgili milletler Kafkasya’yı işte böyle tanımalı ve görmelidir. Hakikati bilmek daima muvaffakiyetin temelini teşkil etmiştir.



Perspektif Programı Dış Politika Forumu
Maveraünnehir’de Jeo-politik Oyun       27.10. 2005                       
Turan Kışlakçı

Orta Asya ve Kafkaslar İslam tarihi literatüründe Maveraünnehir olarak geçer. Seyhun ve Ceyhun nehirleri, Hazar Denizi, Aral gölü, Şaş ve Fergana vadileri, Buhara, Semerkant, Horasan, Belh ve Herat gibi kadim İslam şehirleri bu topraklar içinde yer alır.

Ortadoğu (Arap Yarımadası) gibi Maveraünnehir’de çatışmaların ve siyasi oyunların dinmemesinin en büyük nedeni de Ortadoğu ile aynı kaderi paylaşması. Birincisi, bölge halkının hemen hemen hepsinin müslüman olması. İkincisi, bölgenin Ortadoğu’dan sonra en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olması. Üçüncüsü ise bölgenin Jeo-stratejik öneme haiz olması.
(…)
Bugün Çeçenistan’daki, Dağıstan’daki, Abhazya’daki, Karabağ bölgesi’ndeki ve Gürcistan’daki tüm çatışmaların odak noktasını bu rekabet oluşturmaktadır. Bütün bu çatışmaların merkezindeki Hazar doğal gaz ve petrolünü Karadeniz’e bağlayan stratejik arazi kuşaklarının kontrolü vardı ve hâlâ aynı şey bugün içinde geçerlidir. Rusya ve İran gibi diğer bölgesel güçler ya da AB gibi küresel rakipleri elemek kadar, Hazar ve Kafkasların da Ortadoğu gibi kaynayan bir kazan haline gelmesinin engellemek ve petrolün Batı piyasalarına güvenli ulaşımını güvenceye almak ABD için ciddi bir sorundur.
(…)
Bölgede ABD’nin yanı sıra AB güçleri (özellikle Almanya ve Fransa), Rusya, Çin ve İran arasında rekabet yaşanmaktadır. Bu rekabet Ortadoğu ve çevresi ile aynı ölçüde hassas bir konumdadır. ABD Savunma Bakanlığı’nın 1995 tarihli bir raporunda “bizim Ortadoğu’da en büyük ulusal güvenlik çıkarımız, Basra Körfezi’nden dünya pazarlarına, istikrarlı fiyatlarla ve pürüzsüz bir biçimde petrol akışının sürdürülmesidir” deniliyor. Yıllar boyu, AB de benzer kaygılarını ifade etti. AB komisyonu tarafından hazırlanan 2000 tarihli bir yasa tasarısında şunları okuyoruz: “Petrol ekonomi için ekmek kadar yaşamsaldır.” Aynı şekilde, Çin ekonomisi bütünüyle petrol ve gaza bağımlıdır ve enerji ne kadar ucuz olursa, 1.3 milyarlık nüfusu için ekonomik büyümeyi sürdürme ihtimali o kadar büyüktür. Bölgenin baş aktörleri Rusya ve İran için ise petrol ve gazın önemini anlatmaya gerek yok.

*    *    *
 

Nalçik olayları…

Evet Kuzey Kafkasya daha bir karıştırılıyor, birileri de ellerini ovuşturuyor… Diaspora Türkçe internet sitelerinde, platformlarda analizler, yargılamalar, suçlamalar… Bağımsız Kafkasya önerileri gırla… Elli kadar yıl önce merhum General İsmail Berkok’un görebildiğini, günümüzde perspektif’te yer aldığı şekli ile politikadan azıcık nasibini almış herkesin anladığının anlamamakta direnilmesi acı.

Hele direnişçi Çeçenlerin, bağımsızlık davaları için desteklendiklerinin sanılması…

Sadece, sözü edilen bu iletilere yetinirseniz Kuzey Kafkasya’daki tüm halkların Rusya Federasyonu’na karşı ayaklandığını, federasyon güvenlik güçlerinin Nalçik’i ablukaya alışını da bu ayaklanmayı bastırma girişimi olduğunu sanırsınız yada Kuzey Kafkasya’nın yeniden yapılanmasının tartışmaya açıldığını, herkeslerden bu konuda görüş istendiğini…

Bu arkadaşların yazılarındaki tonlamaya aldanırsanız, vatan uğruna her türlü özveriyi göze alacakları, anavatanı için canını vermeye hazır olduklarını da düşünebilirsiniz… En azından anavatan bekçilerinin sanal ortamda, bilmedikleri bir dille kendilerine önerilenleri yol gösterici olarak seçebileceklerine de inanmanız mümkün.

Birleşik Kafkasya’nın, Kuzey Kafkasya bağımsızlığının da diasporanın bir süper marketten belki de nesli artık tükenmekte olan bir mahalle bakkalından çok ucuza  satın alıp anavatandaki kardeşlerine hediye edecekleri bir paket çikolata olduğu izlenimini edinebilirsiniz… Bu yazılarda, bağımsızlık amaçlamanın, dünya var olduğundan bu yana savaş anlamına geldiğini, ölüm getirdiğini, öksüz bıraktığını, sivilleri yad ellere savurduğunu, yad ellere savrulanların ele, pek de cömert olmayan hemşerilerin eline bakmak zorunda bıraktığını,  açlığı, yokluğu hiç sezemezsiniz.

Ancak bu kadar okur yazarın, politika bilirin, vatan millet için ölüm dahil her türlü özveriyi göze alacaklarını söyleyenlerin, yazdığı platformlarda bin kişiyi bulmayan sığınmacının yıllar geçtiği halde  oturma izinleri ve bu iznin birlikte getireceği haklarının olmadığını da okursunuz. Geçim sıkıntısı içinde olduklarını da öğrenir, üzülürsünüz.

Anlayışınız çok kıt değilse eğer, sayıları milyonlara varan, kendileri çoktan birleşmiş Türkiye’deki sürgünümsüler için Birleşik Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı kurmanın çok az sayıdaki sığınmacının sorunlarını çözmekten daha kolay olduğunu da anlarsınız…

Ama bu konuda biraz eski olanlardansanız söylemleri pek değişmeyen bu koronun üyelerinin, çoğunlukla sürekli değiştiğini geçici olduklarını bilirsiniz. Bilirsiniz de anlatamazsınız…

Türkiye’de ulusal-kültürel değerlerin nasıl yaşatılabileceğini bir türlü gündemlerine aldıramazsınız. Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığını, Birleşik Kafkasya’yı savunanların çoğunluğu daha dün, Türkiye’de “halka rağmen halk için” diyenleri saçma bulduklarını unutmuş,  anavatana rağmen bağımsızlık gibi daha büyük bir saçmalık peşine düşmüşlerdir.

Bir de; yerlerini yenilere bırakan koro üyelerinin bu günlerde neler yaptıklarını hep merak ederim. Örneğin, 1993 yılında Ankara’daki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği adına festivale katılan genç arkadaşları… Anımsayacaklardır, kendilerini, Abhazya’dan Adigey’e, ulusal konularda harcanmak üzere topladığımız ve Kültür Bakanlığı kasasına yatırdığımız para ile gelmelerini sağlamıştık.

Daha önce  uyardığımız için de rahattık ama arkadaşlarımız kararlıydı ki, sahne aldıkları stadyumda gerçekleştirilen programlardan sonra Türkçe olarak ‘’Bağımsız Abhazya, Birleşik Kafkasya’’ diye sloganlar atmışlardı. Evet merak ederim bu gençleri, o günkü yöneticilerini… Doksan üçten bu yana bağımsız Abhazya adına neler yaptıklarını. Kafkasya’yı birleştirmek için ne gibi özverilerde bulunduklarını. Denizin karşı kıyısında bir çocuğunuz olsun kampanyasına katılıp katılmadıklarını, şimdilerde okul öğrencilerine yardım kampanyasına katkılarını. Anadillerini öğrenip öğrenmediklerini, okur yazar olup olmadıklarını, anavatanla ilişkilerini, anavatana yerleşip amaçları uğruna mücadele ediyor olup olmadıklarını, anavatanı ziyaret edip etmediklerini... Dernek çalışmalarına katılıp katılmadıklarını. En azından pişmanlık duyup duymadıklarını hep merak ederim.

“Biz unumuzu eledik eleğimizi astık” düşüncesi ile köşelerine çekilmişlerdir belki de... Belki de içlerinden, “biz de bir zamanlar böyle ateşliydik” diyor kıs, kıs gülüyorlardır günümüz “Birleşik Kafkasya”cılarına…

Ne güzel olurdu genç arkadaşlardan birileri şöyle bir çalışmayı iş edinse. Dergileri tarasa. Platformlara atılan mesajları incelese… Sonra da bu yazıları yazanların, yazılarını yazmaktan öte neler yaptıklarını derlese. Yazılanlarla yapılanların, birbiri ile ne kadar paralel olduğunu bir irdelese.

Yıllarca öncesine gidiyorum…

Her kuşaktan bu söylemlerde bulunan birileri hep oldu. Toplumumuza da zarar verdiler yeterince. Vatan bekçiliği yapanları, dili koruyup geliştirenleri, şarkılarımızı derleyenleri yenileri yazanları geçmişte “komünizm uşaklığı”nı yakıştırdılar. Anavatan bekçilerini günümüzde  Rus uşaklığı ile, ruhunu Ruslara satmışlıkla niteliyorlar. Daha ilginç olanı alabildiğine özgür(!) diasporanın, “uşakların” “ruhunu satmışların”, ürettiği değerlerle yetinmek zorunda kalmaları.

Ben, ulusal sorunu düşünmeye başladığım ilk günlerden beri  hep kendi yapabileceğine öncelik verenlerdenim. Amaç uğruna belirli bir dönem yazı yazmaktan öte bir şey yapamayanları olanları, yapmayacakları da hep yadırgaya geldim. Bu davranışların kendi yapabileceklerini yapmaktan kaçış olduğunun hep bilincinde oldum.

Yetmişli yıllar.. Ankara Kuzey Kafkasya Derneği Gençlik Kolu Başkanı’yım. O yıllarda, okuduklarında Circassian Canada’nın Gupsege, ve Jerdiyagey sağlık grubu üyelerini heyecanlandıracak, mutlu edecek çalışmalar yapmıştık Ankara gençleri olarak. Gençlik Kolu Sosyal Çalışmalar komisyonu öncülüğündeki bir çalışmamız var ki; anımsadıkça hala coşku duyar mutlu olurum. Oturup, derneğe pek gelip gidemeyen, Ankara’ya yeni taşınmış, gecekondu bölgelerinde yerleşik Çerkes ailelerle nasıl sağlıklı ilişkiler kurabileceğimizi düşünmüştük. Onlara kendimizi, derneğimizi, amaçlarımızı nasıl anlatabilirdik? Çoğu aldığı kredi ile bursla geçinmek zorunda olan üniversite öğrencileri olarak bu konuda neler yapabilirdik?  Sonunda bulduk, ne yapabileceğimizi…

Çocuklarına, Çerkes kardeşlerimize matematik, yabancı dil vb. dersler verebilir sınıf geçmelerini sağlayabilirdik. Her Pazar öğleden sonraları derslere gitmeye başladık.

Burada bu güzel çalışmanın örgütleyicilerinden Kanşat Fahri’yi anmalıyım. Dikmen, Akdere, Yukarı Ayrancı… Her bölgedeki evimizi eliyle koymuş gibi bilirdi. Aynı sınıflardaki öğrencilerin toplandığı uygun bir evde verirdik dersleri. Aileler de biz öğrenci öğretmenleri çaysız, haluıjsız bırakmazlardı… Bölgelere gidişte, dönüşte doyulmaz sohbetler, geleceğe ilişkin tartışmalar olurdu. Şimdilerde düşünüyorum da öğretmenler de çoğu dönüşçülerden oluşurdu. Tülin Özdemir, Eray Yüksel, Özdemir Özbay, Sait Çapar, İsmet Busun, rahmetli Süleyman Yançatoral… Anımsayamadıklarım beni affetsinler…

Hele birinci yılın sonunda dernek bahçesinde ailelerle birlikte gerçekleştirdiğimiz piknik nasıl da coşku doluydu. Nasıl da mutluyduk. İstanbul’dan arkadaşlarımız da gelmişti. Nasıl da imrenerek pikniğimize katılmışlar, nasıl da heyecanlanmışlardı.

Kurslarımız üç yıl başarı ile gitmişti. Ders vermek zorunda olduğumuzu bölgelerin sayısı artmış, kimi arkadaşlarımız da mezun olup Ankara’dan ayrılmışlardı. Dördüncü yılın başında yeni öğretmenlere gereksinme duyulmuştu. Gençlik kolu başkanı olarak adresini bildiğimiz üniversite öğrencilerini toplantıya çağırmıştık. O yıllarda pek alışılmamış bir yöntemle yazılı olarak ve belirli bir gündemle. Gündemimizin tek bir maddesi vardı. Kurslar için öğretmen bulmak. Kırka yakın üniversite öğrencisi katılmıştı.

Toplantı başlar. Aslında toplantıya katılanlardan on üniversite öğrencisi, uğruna can vermeye, kan akıtmaya hazır olduğu ulusal dava için haftada yarım günü, ayırabileceğini söylese, daha başlarken bitecek toplantı tam üç buçuk saat sürmüştü. Evet güleceksiniz, evet inanılması güç ama inanın toplantı tüm uyarılarımıza, araya girişlerimize karşın tam üç buçuk saat sürdü. Hiç gündemimizde olmadığı halde vatan mı kurtarılmadı, gizli örgütler, Marksist Leninist örgütler kurma önerileri mi gelmedi. En son neye mi karar verildi? Türkiye’de başlık parasının kaldırılmasına… Üstlendikleri bu ulvi görev yanında derneğin kendilerinden istediği kurs eğitmenliğinin ne önemi olabilirdi ya da anadili öğrenmenin, okur yazar olmanın, çeviri yapmanın, bulunulan ülkelerle anavatan arasındaki kültürel alışverişe katkıda bulunmanın, kültür köprüsü, barış köprüsü olma çabalarının ne önemi olabilirdi…

Daha sonra askerlik görevi.

Sıhhıye okulunda tanıştığım Uzunyaylalı bir doktor, tipik bir Kabardey… İlk tanışma, çok yakınlaşma ulusal kültürel konulardaki duyarlılığına sevinme… Derken, kendisindeki güzellikleri çocuklarına aktaramayacağı bir evliliğin eşiğinde olduğunu öğrenme ve derin üzüntü. Bu ve benzeri yaşadığım daha bir çok olay bana Yamçı’nın 7-16 birleşik sayısında Psemıt  adı ile yayımladığım aşağıdaki yazıyı yazdırmıştı:


BÖLÜK PÖRÇÜK
Psemıt


Bulunduğun bir ülke var bu ülkenin koşulları da... Yerine getirilmesi gereken kimi zorunlulukları da...

Bu zorunluluklardan birini yerine getirmekte olan bir topluluktaydın, uymaya çalışıyordun konmuş belirli kurallara. Günlerden birinde gözüne çarpmıştı topluluktan birinin davranışları, yapısı, özellikle de konuşması, şivesi. Okuma odasında aynı masadaydınız. Tanışmamıştınız henüz. O kadar -tipik bir- Çerkes ki... Çerkes olup olmadığını sormadan “hangi köyden” olduğunu sormuştun Kabardeyce.

Şaşkınlık.

Sevinç dolu gözlerle bakmıştı sana. İlerlettiniz arkadaşlığı sonra.

Çok güzel kullanıyordu dilini. Epeyce ortak tanıdık bulmuştunuz. Yakınacak, üzülecek ortak konular da... Çerkes’in geleneklerinin yok olması, dilini unutması, kendine yabancılaşması vb...

Bütün bunlar ve benzer konular için o kadar içtenlikle yakınmış ve üzülmüştü ki, bu kez sen şaşırmıştın birkaç gün sonra, bir yabancı ile nişanlı olduğunu öğrendiğinde. “Nasıl yapabilirsin” diye sormuştun için burkularak. “Hani özümlenmek. kendine yabancılaşmak istemiyordun. Çerkes olarak varlığını sürdürmek en büyük tutkundu. Günümüz koşullarında, dilinin yazılmadığı, okunmadığı, kültürünün sömürüldüğü bir ortamda ayakta kalmak için en sağlam tutamaklardan biri Çerkes’in, Çerkes’le evlenmesi değil miydi?..”

Evet buydu en sağlam tutamak noktalarından biri ama bütün istemlerine karşın umudu yoktu gelecekten. Ulusunun geleceği için gerçekten olumlu denebilecek çaba gösterenlerin sayısı çok azdı.

Bu kadar az kişi ile de bir şey yapılamazdı.

Doyurucu değildi yanıtları ama idealine, istemlerine ters düşen bir insan olduğu için böyle konuşmak zorundaydı. İnsan ruhu, kendini eleştirmekten, kusurlu görmekten sürekli olarak çekindiğinden bu gerekçeleri bulacaktı. Özellikle toplumun suçlandırmalarından, alaylarından korktuğu için. Ruhun parçalanmamak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıydı bu. Psikiyatride “akla uydurma-rasyonalizasyon” deniyordu buna. Ters davranışta bulunan kişi. Ancak bu mekanizma sayesinde kendisini gerçekte olduğundan  daha içten, daha onurlu, daha güçlü ve daha saygın birisi sanacaktır.

Bu akla uydurma kimileyin o kadar ileri gidecektir ki sayın Prof. Dr. Rasim Adasal’ın dediği gibi ortaya çıkmış olan fikrin ana kaynaklarını kişinin kendisinin bile bulabilmesi olanaksızdır.

Sence kimilerinin ulus yararına çabalarda bulunmak amacı ile gerçekleştiremeyecekleri gün gibi açık olan kimi kararlara varmalarının temelinde yatan yine bu ruhsal savunma mekanizmasıdır.

Öyle ya, gerçekleştirilmesi olanağı yüzde yüz olan bir karar alıp gerçekleştirmemek... Bundan daha onur kırıcı bir şey olabilir mi kendini öncü sayan bir grubun üyeleri için. Kararlaştırılan, yapılabileceği kesin bir iş yapmamak da, yapamadığını itiraf etmek de önce kendi gözünde, sonra toplum gözünde saygınlığını yitirmesine neden olmayacak mıdır? Onurun, saygınlığın kurtuluşu, ulus yararının kuramsal tartışmalarda olduğuna kendini inandırmasındadır. Ve kendilerini bu inanca o kadar kaptıracaklardır ki, temelinde belki birazcık korku, tembellik ya da azıcık eğlencesinden fedakarlık etmediğinin yattığının, hiçbir zaman farkına varamayacaktır.

Bunları düşündürmüştü sana yok olmak istemediğini söyleyen ve yok olmaya imza atan arkadaşının durumu.”

Bilmem siz, 1977’de bu yazıyı yazanın, yapılacaklarda kendi yapabileceğine öncelik verenlerden birinin yerinde olsaydınız, yukarıdaki alıntıları pek göz önüne almayan sanal gündem karşısında neler düşünürdünüz?

Ben her şeye karşın, birlikte üretelim, birlikte yürüyelim derim.

Ya siz?

 

Anılara Dolanık Yürümek -4

.........

.........

                     

kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı

www.circassiancanada.com         

..