|
İş yerimdeki
masamı kitap yığınından kurtaramıyorum bir türlü. Arada bir yerli
yerine olmasa da kitapları kütüphaneye yerleştirdiğim oluyor ama
bir iki gün içinde, yığın yeniden oluşuyor. Adıghece olanlar,
dilbilime ilişkin olanlar, kimi sayılarında yazılarımın
yayınlandığı dergiler. Bunun bir nedeni de, İş yerimin, “doktor
muayenehanesi olduğu kadar, sözünü ettiğim kitapların, dergilerin
içeriğini konuştuğumuz dostlarla, buluşma yerimiz olması” diye
kendimi avutuyorum. Kütahyalı, Bandırmalı dostlarımın,
arkadaşlarımın bu duruma pek şaşıracaklarını da sanmıyorum.
İşte bir çalışma günü ve iş yerimde yalnız kaldığım bir ara,
masamda yığılı kitaplardan birini çekip alıyorum. “Maşşuer
Khezıhığer - Ateşi Getiren” Anlamışsınızdır, Nart destanlarına
ilişkin bir kitap. Yayıma hazırlayan ve sözlüğü düzenleyen ünlü
Nartolog Hadeğelle Asker. Kapağı açıyorum ilk sayfada kendimin
yazamayacağı güzellikte bir yazı. Latin harfleri ile “Necdet Hatam
yeseti” yazılı. Tarih ve imza Hadeğelle Asker…
Demek ki, ünlü Nartolog ile ilk görüşmemiz, otuz yılı geçmiş...
Kitap sayfalarına dalıyorum. Bir gece yarısı Ankara’da nasıl
tanıştığımızı anımsıyor, acı, hüzün, mutlulukla gülümsüyorum.
Ankara’da, Dernek Başkanı Kemal Cankat’ın evindeyiz. Zaten hangi
gece evlerinde birileri olmadı ki? Derneğin ilk yıllarında Bayram
Hergüner’in, İzzet Aydemir’in Çeviker (Bleneğapttse) kardeşlerin
evleri gençlerin her akşamki uğrak yeri değil miydi? O akşam da,
Ankara’da mimarlık öğrencisi, Ürdünlü hemşerimiz Kemal Celokhue
ile bugün de konularımız olan bildik konularda sohbet edip
oturuyoruz ama kulağımız da telefonda. İzzet Ağabey’den telefon
bekliyoruz. Hadeğelle Asker’in Ankara’da kaldığı oteli haber
verecek biz de koşturarak ünlü Nartoloğu görmeye gideceğiz.
Hadeğelle Asker’in Türkiye’de olduğunu, Düzce’de konuk edildiğini,
Ankara’ya geleceklerini de, İzzet ağabey söylemişti bize.
Ankara’ya geldiklerinde Düzceli ev sahipleri İzzet ağabeyi
arayacaklar, İzzet ağabey de bizi… Saatler geçiyor, haber yok.
Arada bir İzzet ağabeyi arıyoruz haber yok. Tedirginlik artıyor..
Ne olabilir, neden haber verilmez? Bir şeyler yapmalı…
Rehberi dizlerimin üzerine alıyor ve telefonun başına oturuyorum.
Konuğumuzun kalabileceği otelleri aramaya başlıyorum. Yıl 1974.
Ankara’da konukların ağırlanabileceği otel sayısı çok fazla
değildi o yıllarda. Gece saat sekizi geçtik, dokuza döndük… Derken
mutlu son… Sonradan, Ordu Konuk Evi olan Yüksel Palas’ta izlerini
buluyorum konukların. Yorgun oldukları, dinlenmek
isteyebileceklerini hiç düşünmedik bile… Hemen otele koşturmuş,
resepsiyonun haber vermesi ile lobiye inen değerli yazar, ozan,
derlemecimizle gece boyu sohbet etmiştik. Üzgündü gün boyu
aranmadığı, geç buluştuğumuz için… Tüm gün Ankara’da imişler.
İzzet ağabeye nedense haber vermeyen ev sahipleri konuğa da
‘’haber verilmesine karşın kimsenin aramadığı’’nı ima etmişler.
Kim bilir, belki de komünist bir ülkeden gelen bir konuğu
herkeslerle görüştürüyor olmaktan korkmuşlardı. O günlerde
sayıları çoktu anavatandan gelenlerden korkanların; birlikte
görünmekten, birlikte yemek yemekten. Sovyet Elçiliğine gidip
gelebilenlerin sayısı da iki elin parmak sayısını geçmiyordu.
Elçiliğe gidip de fişlenmemek mümkün değildi çünkü.
Ertesi gün ayrılacaklardı Ankara’dan. Tıp Fakültesi son sınıf
öğrencisiyim. Saat 08:30’da fakültede olma zorunluluğum var ama
kısa da olsa mutlaka bir konuşma yapmalıydım. Yaşın, yolculuğun
verebileceği yorgunluktan habersiz bir yaşta olmanın verdiği
cesaretle dileğimi iletiyorum, sabah saat yedide
buluşabileceğimizi söylüyor, mutluyum.
Ertesi sabah saat yediye beş kala, koltuğumun altında Azra
Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü adlı kitap, otel resepsiyonundayım.
Odaya telefon ediyorum. Hadeğelle değil ev sahibi geliyor
resepsiyona. İleteceğini söyleyerek elimdeki kitabı alıyor. Dönüp
gitmememi bekliyor sanki. Ancak benim ünlü konuğumuzla konuşmadan
otelden ayrılmak gibi bir niyetim yok. Zaten çok gecikmeden
Hadeğelle Asker’de geliyor. Telefon ettiğimde tıraş olmaktaymış.
Hadeğelle’nin, hem sabahın yedisinde randevu vermesi, hem de
randevuya gecikmeyişinin önemini, yıllar sonra Şhalaxhue Abu’nun
Hadeğalle’yi anlatan dost değinmelerini okuduğumda daha bir
kavramıştım. Değinileri, ünlü yazar eleştirmen Şhalaxhue Abu’nun,
Hadeğelle’nin doğumunun ellinci yılı anısı kitaba yazdığı önsözden
aldım. Hadeğelle Asker ile birlikte Abu’nun güzel anlatımı ile
benim de birkaç kez dinlediğim öykünün, bir hoşgörü örneği
olabileceğini de düşünüyorum:
«Şşüşşeğe lheğue nef (1)
Adıghe literarurem, lhepkh kulturem şşüışşeğe lheğue nafe xezışen
zinasıp khıhığeme zew aşış Hadeğelle Asker.
Pş’ere ttsıfım wıtéguışıe zıxhuıççe, guıkheççıj zetéççxer zır zım
zeblixhuıxew nem ççesıççıx.
Beşşağe Asker zısış’erer. Yiofşşeğe lejığexem yızakhuep- yışen,
yıneşanexemi saşığuaz s’uen slheççışt. Renew neşe guışşu, şınççı,
zıpkhı-zerı tzepıt. Tınçew, şabew, ğeılhığew mepsalhe. Khauerem
lhetémıtew xeguışıew, “ha-hay” uew dıriğaştew ye télhedağeççe
şiğezıyew şıtep. Haw zexaş'e yımıeççe arep. Yızéquaççi,
yıguışıaççi zı jejağe guere aşızexeweş’e. A şen-neşanem yehıllağew
zı etüd zexeslhheğağ. Yej Askeri zereşısew, mızew, mıt’uew
khafes’uetağ tinıbceğu-tiwetekhueğuxem, khafes’uetağ eççıb
xeğeguıxem kharıççığe tilhepkheğuxem yej askeri zeraxesew:
…Adıghabzeççe piyese khağewtsuınew şıtıtıti, uefşşeğu wıjım
teatrem tıquenew zedetştağ. Askerı yıwıne wıbleççını teatrem
wıquenew şıt. Peğuıneğuıbz. Tızéjem “bıcmılah ttequ t’ueni
tıqueşt” yıui, tıbılimığeççew yadej tırişağ. Cıri sıhatre nıkhuere
şıağ, wınemi tışıpeyıhap, tışışım fed. Arıti zi xetımıuıhew tihağ,
tırırazew pçıheşheşxer yığuem khıpew xedğeççığ.
- Haççer şxaxeme pşe blıpkhım yeplhı- t'ui tıkhetecıjığ. Aw
Askerı yıe khıeti khıuağ: “Zegu,zegu mew sıjaççe ttequ
sıkhıtékhuırtahıni cıdedem téjeşt, yığue tifeşt, şüımıguımeçç.”
Sıdew tşşın teş nahıj, - tıttısıjığ. Te tıkhızetéwtsuağ şhaye,
sıhatım khewıtsu yıep! –“yıpaççexer meçereğu” waxhter khéğelhağue,
tızereguıjüeremççe makhe khéğeuı. Teri ar khıtxeşığ, tıqueze-wazew
cexaşüem tıtéwtsuağ.
- Marı, marı téjeşt, téjeşt cıdedem,
- Mekhe şaber khiuıççığ adre wınem Cıri ttequ téşşağew,
tigumeçç khıxeşew “Welehe teguıjüem Asker” t’uağe.
- Haw, haw yığue tifeşt. Sar, a Sar tıde sıa caner? Cane fıj
çeseyr şifonyer pılhap’em khıdixi khıritığ.
- Sar, a Sar, tıde şıa pşebdelhır? Marıxeba, tara aşışew
wızıfayer?
- We khıseptırer arı.
- Ma mır nah khéquışt mı kastumım.
- Sar, a Sar, ğuapem xeslhheşt ççıuıxer taxer ara?
- Marıba, Sare khıştağex. Mıççe fıj jıwıxer zerığetısheğe
dışeps yeğeşüeğe zaponkexer. Apşe ğuapem yıççıuınexem kharilhhağex
-Asker, wımıguıej, cı tımıquejımi xhuışt, spéktaklır rağejeğax
– s’uağe smakhe yewexığew
- Haw şıw marı téjeşt, yığue tifeşt aş. Sar, a Sar, tara
tsuakhew zışıslheştır?
- Mıxer arıba, - Sara yıui, télheççıheğaxew, ttsıwıtxexew
tsuakhexer khıritığex.
- Werze paue fıjır zışıslhenba?
- Al yışıççağep yıççi.
-Cı zerexhuıremççe asker, tımıquejımi xhuışt, spéktaklem
yızınıkhuue queğaxe…
-Haw-şıw, marıba téje… hı.. hı.. sağeguızajüeze sşağeğuıpşe petığ.
Mıde pşebıdelhır zetézıwbıtere bğexeuır tıde şia Sar?
-Marıba mew télh,- bğexe’u jıwır khışti, pşedelhım yıbzeguit’u
zetıriğewbıtağ. Sare… -Cıri sıd asker?- yışhağuıse yışen değuew
zış’er Sare şxıpttsıze khewıpççağ.
-Tıde şıa Sar, ti “Moskva”?
-Marı,- Krémlem yı başne zıtét khemlan “Moskva” zıtéyxağer,
yaguaşe khıştağ…
Sıdew şıtmi Askerı ziğehezeri, aw cırii zıguere khenağ şşüeşşew
khızeplheççıze, wınem tıkhiççi teatrem yılhenıkhue téjağ. Arı
şhaye, te khıtejenıyexa, Asker, “zeregıjüeştımççi” zi ariueğağep.
Ar yej yışha yıwıj yetıfe, artistxeri yej yauef yıwıj yıtığex-
spéktaklır ağewtsuıxi khéjejığexew, wıramım tışızeuıççağex…
Yararlı çabanın aydınlık yolu
Adıghe
edebiyatına, ulusal kültüre yararlı olma, ışık olabilme şansını
yakalayabilenlerden biri de Hadeğelle Asker’dir.
İyi tanıdığın
kişi hakkında konuşmayı düşündüğünüzde, birbirinden farklı, biri
diğerinin yerini alan bir çok düşünce geçer gözlerinizin önünden.
Asker’i, çok uzun
süreden beri tanrım. Sadece yapıtlarını değil, huyunu suyunu da
iyi bildiğimi söyleyebilirim. Hep güler yüzlüdür, neşelidir, ağır
başlıdır Asker. Rahat, yumuşak, yavaş konuşur. Konuşmalara hemen
dalan, söyleneni hemen destekleyen ya da düşünmeden ret eden bir
yapıda değildir. Hayır kavrama yeteneği sığlığından değil ama
konuşmasında da hareketlerinde de bir yavaşlık sezilir. Bu huyuna
ilişkin bir kurgu-öyküm de var. Kendisinin de bulunduğu ortamlarda
arkadaşlarımıza, akranlarımıza defalarca anlattığım bir öykü. Dış
ülkelerden gelen soydaşlarımıza da anlattım bir çok kez, Asker'in
de bulunduğu ortamlarda
…Adıghece bir
oyun sahnelenecekti, iş çıkışı tiyatroya gitmek üzere anlaştık.
Asker'in evi de yol üzeri. Tiyatroya da çok yakın. Yola
çıktığımızda ''bismillah der-bir şeyler atıştırır sonra
gideriz'' dedi. Evine uğramamız için ısrar etti. Oyunun başlamasına
da bir buçuk saat vardı daha. Eve de ilk girişimiz değildi,
aileden biri gibiydik. Dolayısı ile pek direnmedik, akşam yemeğini
de zamanından önce aradan çıkarmış olduk. Sonra da;
''Konuk yemeği
bitince kapıya bakar'' deyip ayaklandık. Ancak Asker elini kaldırıp
''durun, biraz durun, şöyle sakalımı bir alayım gideriz, zamanında
da yetişiriz, telaşlanmayın'' dedi.
Ne yapalım,
yaşlımız -tekrar yerimize oturduk. Biz durduk ama saat durmuyor
ki- ''bıyıkları dönüp duruyor zamanı da gösteriyor, gecikmekte
olduğumuzu da bildiriyor'' biz de o telaşla odada gezinmeye
başladık.
-İşte, işte
gidiyoruz, hemen diğer odadan yumuşak bir ses geldi.
Bir süre sonra
sıkıntılı bir ses tonu ile ''vallaha gecikiyoruz Asker'' dedik.
-Hayır, hayır,
yetişiriz, Sare, Sare nerde gömleğim? Sare gardıroptan aldığı
bembeyaz gömleği verdi.
-Sare, Sare nerde
kravatım?
- İşte buradalar ya… Hangisini istersin?
-Sen hangisini
verirsen.
-Şunu alıver, bu
elbisene daha iyi gider.
-Sare, Sare
kollara takacağım düğmeler nerde?
-İşte diyerek
uzattı, sedef taşlı, altın suyuna batırılmış kol düğmelerini ve
gömleğin kol iliklerine yerleştirdi.
- Asker artık
aceleye gerek yok, piyes başladı, dedim alçak bir sesle
- Yok canım, işte
gidiyoruz, yetişiriz zamanında. Sare, Sare hangi ayakkabımı
giyeyim?
- Bunları, diyerek
silinmiş, parlatılmış ayakkabıları verdi Sare.
- Beyaz yazlık
fötr şapkamı giyeyim mi?
- Gereksiz bence.
- Bu gidişle Asker
artık gitmesek de olur, oyun yarılanmış olmalı.
- Yok canım,
gidiyoruz işte… Hım, hım... Acele ettirdiklerinden az daha
unutuyordum. Hani şu kravatı tutan iğne nerde, Sare.
- İşte burada,
diyerek kravat iğnesini aldı ve kravatın iki dilini birbirine
iğneledi. Sare… Şimdi ne Asker? Eşinin huyunu çok iyi bilen Sare
gülümseyerek sordu
- Sare nerede bizim ''Moskva''mız?
- İşte diyerek
üstünde Kremlin sarayının silueti bulunan ve ''Moskva“ yazılı
kutuyu getirdi…
Sonunda Asker
hazırlandı ama yine de unuttuğu bir şey varmış gibi arada bir
arkasına bakarak evden çıkıp tiyatroya yöneldik. Yöneldik ama bizi
bekleyecek değillerdi ya. Asker ''gecikeceğini'' de haber
vermemişti. Ancak Asker kendi işlerini yaparken, artistler de
kendi işlerinin başındaydı. Oyun sahnelenmiş, tiyatro dağılmıştı,
yolda karşılaştık…
Şhalaxhue Abu’nun
bu küçük değinmeyi de içeren, ancak Hadeğelle’nin derlemeleri
dışındaki çalışmalarını, ozan yazar yönünü de uzun uzun anlatan
yazısı, Asker'in yetmişinci yıl anısına yayımlanan kitaplarına
önsöz oluşturuyor… İşte bu büyük insan ile daha 1974'de
tanışabiliyor, konuşabiliyorum. Şanslıyım, mutluyum… Kısacık
konuşmamız da daha sonra “Yamçı”nın Aralık 1975 ikinci sayısında
yayınlanıyor:
“Nartlar”
sözcüğü çocukluk anılarına gömer kimilerimiz. Ak sakallı
dedelerimizi anımsatır kimilerimize. Kimilerimiz de dergi kitap
sayfalarında, arkadaş konuşmalarında tanışmışızdır bu olağanüstü
akıllı, güçlü, olmazı olur eden insanlarla; Setenay, Tlepş, Savsuruko ile. Ancak, özellikle son birkaç yıl Nartlar sözcüğü,
yukarıda sayılanlar yanında belki de onlardan önce bir ad
getiriyor usumuza: Hadeğelle Asker. Ünlü bir dilbilimci,
halkbilimi araştırmacısı, büyük bir ozan ve yazar.
Bu ünlü yazar
Eylül 1974’de Türkiye’deydi. Daha çok Düzce köylerinde bulundu.
Kırk beşlerde Anayurt’tan ayrılan arkadaşlarının çağrılısıydı.
Ankara’ya da uğradı. Epeyce güç oldu bizim için onu bulup
konuşmak. Ev sahipleri alınmasınlar ama teşekkürlerimiz yanında
yakınmalarımız da var. Ankara’daki Çerkeslerle görüştürmek istemez
gibi bir tutum içindeydiler. Büyük ölçüde başardılar da.
Öğle sularında
gelmişlerdi Ankara’ya. Saat 20:30’a doğru onu bulduğumuzda,
Ankara’daki Çerkeslerle görüşemediğinden, konuşamadığından
yakınıyordu. Yeterince ilgi görmemesini, gelişini, Ankara’daki
Çerkeslerin öğrenememiş olmasıyla açıklamaya çalıştık.
Havadan sudan
konuşmakla, ortak tanıdıklardan söz etmekle, görüşebilmenin coşkulu
sevinci ile geçti iki saat. Ertesi gün Türkiye’den ayrılacaktı.
Benimse aynı gün saat 8:30’da kesinlikle okulda olma zorunluluğum
vardı. Ancak fırsatını yakalamışken bu ünlü yazarla konuşmak,
giderayak da olsa, yarım yamalak da olsa onunla bir röportaj
yapmak istiyordum. Düşüncemi bildirdiğimde çok sevindiğini,
sabahın yedisinde otelin salonunda buluşabileceğimizi söyledi. Çok
daha geniş kapsamlı bir röportaj düşünmüşken, ev sahiplerinin
anlam veremediğimiz tutumları sonucu konuşmamızı yarım saate
sığdırmak zorunda kalmak acıydı ama bir bakıma hiç yoktan da
iyiydi. Konuşabildiklerimize gelince:”
Yamçı’da yazdığım
bu giriş bölümündeki bu değinme için daha sonra ev sahipleri
üzüntülerini bildirmiş eleştirinin haksız olduğunu söylemişlerdi.
Konuğumuzu derneğe de götürdüklerini söylemişlerdi. Gerçekten
bizim görüşemediğimiz gün konuğumuz derneği de görebilmişti. Ancak
nasıl? Evet derneğimiz nasıl ziyaret edebildiğini anlatan
Hadeğelle Asker bana ünlü masalımızı anımsatmıştı. Hani demirden
evi olan nıwe (yaşlı kadın) ile tuzdan evi olan llıjı (yaşlı
adamın) masalı. Tuzu kalmayan Nıwe, azıcık tuz dileği ile Llıjı’ye
gider, llıjı vermez. Nıwe şiddetli bir yağmur yağsın ve Llıjı’nın
tuzdan evi erisin diye beddua eder. Yağmur yağar, tuzdan ev erir
açıkta kalan llıjı, Nıwe’ye gider kendisini eve alması dileği ile
yalvarır. Nıwe son ana kadar “Uıçç llıjı mığuew şığuı mıt – git
tuz vermez, uğursuz ihtiyar” diye hep itiraz eder ama Lıjı sonunda
muradına erer. Evet bire bir benzemese de konuğun derneğimizi
ziyaret mücadelesi bana bu masalı anımsatmıştı.
Konuğumuzun
Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’ni nasıl ziyaret edebildiğini
anlattığımda sizin de bana hak vereceğinizi sanıyorum. Hadeğelle
ev sahiplerine derneği ziyaret etme dileğini iletir. Ev sahipleri
pek istekli değillerdir. “Hiç olmazsa şöyle uzaktan bir
gösterseniz” dileğini yineler Hadeğelle. Dayanamazlar, araba ile
Konya yoluna çıkarlar. Dernek binası Konya yolundan
görülebilmektedir o zaman. Şimdiki önünü kapatan büyük güzelim
yapılar yoktur. Hizasına gelinip işaret edildiğinde, Hadeğelle
durulmasını rica eder, durulur. Konuğumuz biraz daha yakından
görmek ister binayı, arabadan iner ve biraz ilerler. O yıllarda
derneğin üst katı öğrenci yurdudur. Yurtta kalan kimi öğrenciler
tarafından fark edilir, karşılanır, buyur edilir ve böylece ünlü
Nartoloğumuz Hadeğelle Asker derneği görmüş olur. Konuğumuzu
karşılayan öğrencilerimizden biri, Wıttıj Mecit bugün Nalçik’de
“Adıghe Wıne – Adıghe Evi” adını verdiği hediyelik eşya mağazası
ile el sanatı ustalarının da yapıtlarının satışına yardımcı
olmakta, halkına hizmet etmektedir. Ayrıca Nalçik’teki birçok
kültürel etkinliğe katkıda bulunmaktadır...
Sonra dönüş…
Ve
1992. Ünlü bilim adamımızın yetmişinci doğum yıldönümü. Anavatanda
doğum yıldönümlerine özel bir önem verilir. Özellikle ellisinden
sonra, özellikle bilim adamlarının, yazarların, ozanların,
sanatçıların, halk önderlerinin doğum yıldönümlerine…
Türkiye’de
alışkın olduğumuz bir olay değildi bu. Önceleri biraz da
yadırgamıştım. Şimdilerde, adına tören yapılan bilim adamımızın
toplum çalışanımızın ürünlerinin, katkılarının sayıldığı,
çabalarının anlatıldığı bu toplantıların, genç kuşaklara örnek
olabileceğini düşünüyor, uygulamayı güzel buluyorum. Çoğun bu
kutlamaları kişinin çalıştığı kurum üstleniyor. Ben de anavatana
dönüşümün daha yılı dolmadan Hadeğalle’nin yetmişinci yılı
toplantısına davet edilmiştim. Anavatanda benzeri toplantılara
katılma olanağı bulanlarımız, anavatanda da dönüşçü olanlarımız,
bu gibi toplantılarda hep diasporanın sesi olma sorumluluğunu
duyarız. Bir şekilde diasporayı, bakış açısını dillendirme,
dönüşü hep “gündemde tutma“ sorumluluğu… Kimi dönenler dahil
çoğunluk neden konuştuğumuzu anlamaz, salt kendimizi göstermek
için her toplantıda konuştuğumuzu sanır, öyle de anlatırlar. Yine
de biz sorumluluk bilincimizle söylentileri kulak arkasına atar
görevimizi sürdürürüz. Anavatanın bilinçli kardeşlerimizden de,
kendimizin sesi olmamızdan öte, diasporanın sesi olma saygısını
görürüz…
İşte anavatana
dönüşümün dördüncü ayı henüz dolmuşken Hadeğelle Asker’in
yetmişinci doğum yılı kutlama toplantısında da aynı duygularla
şunları söylemiştim:
“Şüi mafe şşuı,
lhıtenığe zıfesşşıre nahıjxer
Şuüi mafe şşuı,
nıbceğu lhap’exer.
Wi mafe şşuı Nart
Hadeğelle Asker
Tırkuım yıs
lhepkheğuxew, xekuır zi plhap’ew, zixhuepsap’ew, ziguığap’exem
attseççe selam guape şüesexı.
Şüışığuaz Nart
Hadeğalle dunayım taççi khızelhaş’e, wase khıfaşşı. Mışi zere
şırier nafe. Aw te Tırkuım yıs Adıghexemççe lhıtenığew fıtiem
yıyınağe kheueteğuay.
Yilhes zawleşşu
yıpeççe, Tırkuım şıpsewıre tınıbjıççe kuıpığ, lhepkhım tıkhıfewış
khodıyew, lhepkhım tıfeguımeççew, lhepkhım şşuı fatşşe tşşueyığuew.
Ti lhepkhı tırıguşxew. Nemıçç lhepkhı şış tinıbceğuxemi
tyanıkhuekhuıştığ. Tızerelhepkhıjımççe, tikuılture lhapse kuıw
zeriemççe. Şhaççe ş’enığew tieri meççağe, kheşüeş’ejı tizelhıesi
xhetağep. Ççıp’e khinı tifeştığ, adğelheğuın şıse tımığuetew
Awze khıtlhıesığ
“Nartxer” zıfauere zekhueşiblır, Khıtlhıesığ Hadeğelle Asker,
Khıtlhıesığ Nart Hadeğelle.
Zenıkhuekhuıxer
khethığ. Weneguı tıxhuığ. Tşhaxer nah lhaghew xet’atıççığ. Nart
zekhuşiblır khızdiççığe tixeku nah khıtfebleğağ…
Arış ti nahıjı
psawınığe pıte yıew, lhepkhım, xekuım khıfewışıre Adıghexemi,
tilhepkhı wase khıfezışşıre nemıçç ttsıf lhepkhxemi
khızeraxaxhuere yılheğuew, axem yağeguışxew, Tham bere, bere tyape
riğetınew sıfelhaue
İyi günler
saygıdeğer büyüklerim,
İyi günler
değerli arkadaşlar,
İyi günler Nart
Hadeğelle Asker
Türkiye’de
yaşayan yüzü anavatana dönük, özlemi, umudu anavatan olan
soydaşlarımızın en içten selamlarını sunuyorum.
Biliyorsunuz,
Nart Hadeğelle dünyanın her yerinde tanınıyor, kendisine büyük
değer veriliyor. Burada da kendisine ne denli saygı duyulduğu
açık. Ancak, Türkiyeli Çerkeslerin duyduğumuz saygının büyüklüğünü
anlatabilmek çok güç.
Birkaç yıl önce
Türkiye’de yaşayan bir grup gençtik, henüz bilinçlenmeye başlamış.
Halkımız için iyi işler yapmaya istekli, halkıyla onur duyan…
Başka halktan gençlerle de tartışmalara tutuşuyorduk halkımızın
tarihinin çok eski olduğu, kültürümüzün derin kökleri olduğu
konularında. Ancak bilgimiz de yetersizdi, anımsayacaksınız
ilişkilerimiz de pek sıkı değildi. Zor durumlara düşüyor, verecek
örnek bulamıyorduk
Derken,
imdadımıza yetişti “Nartlar” adlı yedi kardeş. İmdadımıza yetişti
Hadeğelle Asker. İmdadımıza yetişti Nart Hadeğelle.
Tartışmaları
kazandık, yüreklendik, gururlandık, Başlarımız daha dikti artık ve
yedi Nart kardeşin geldiği ülkemiz bizlere daha bir yakındı…
Allah'tan, değerli
büyüğümüzün sağlıklı olsun, ulusu bilinici, vatan bilinci edinen
halkımız insanlarının, halkımıza değer veren başka halktan
insanların sayısının arttığını görmesini, onların coşkusunu
yaşamasını, daha uzun yıllar önderimiz kalması, uzun ömürlü
olmasını diliyorum…”
…Maykop pek büyük
bir kent değil. Mutluyum Mıyekhuape’de yaşıyor olmaktan.
Hadeğelle Asker gibi halkımızın değerleri ile çok sık
görüşebilmekten. Mutluyum bu değerlerimizle birlikte olabilmenin
bir şans olduğu diasporamızda da artık fark edilir olduğu için.
Şhalaxhue Rağıp gibi, bu mutluluğu paylaşmak isteyenlerin sayısı
arttığı için…
Üzgünüm yaşamını
Nartlara vakfetmiş artık seksenindeki bilim adamımızın,
Nartların yedi cildinin ikinci basımına yardımcı olamadığım için.
Kendimi
suçluyorum sanal ortamda kahramanlarımıza bunu önemini
anlatamadığım için…
Korkuyorum seksen dördündeki bilim adamımıza Nart Hadeğelle
Asker’e bu mutluluğu yaşatamayacağımızdan… Ve… bunun vereceği
vicdan azabından kaçamayacağımdan...
|