|
03 Nisan 2006 Pazartesi. Gece saat 00 40. Hala
bilgisayarımın başındayım. Dünden beri büyük bir sıkıntı var
içimde. Kheberdey-Balkar cumhuriyeti Kültür Bakanımız Tut Zawuır
Moskova’da saldırıya uğramıştı. Hem de dazlaklar tarafından. Hem
de Moskova’daki Adıgheler adlı halk dansları çalışmasına katılan
kızını almaya gittiği bir sırada. Yani saldırının asıl hedefi bu
çalışmaları yapan çocuklar, gençlerdi. Ancak dazlaklar olayı
önlemeye çalışan Tut Zawuır’a da acımamışlardı. Devlet Sanatçısı
Tut Zawuır, darbelerin şiddeti ile beyin sarsıntısı geçirmiş
kırılan çene kemiği için ameliyata alınmıştı.
Çok şükür hayati tehlikeyi atlatmıştı. Ancak dünden beri de
kafalarımız karmakarışıktı. Bunu nasıl yapabilirlerdi. Zawuır
sanat yaşamı boyunca Rus kültürüne de büyük hizmette bulunmuştu.
“Rusya Federasyonu Övgüye Değer Sanatçısı” adı ile
ödüllendirilmişti. Ayrıca Khaberdéy-Balhkar, Adıghéy ve Karaçay-Çarkess
Cumhuriyetleri “Halk Sanatçısı” adını taşıyordu. Moskova’da, en
güzel konser salonlarında sahne alan sahne aldığı her salonu
dolduran bir sanatçıydı. Onu sevmeyen, ona saygı duymayan tek bir
kişiye bile rastlamak mümkün değildi.
Tanıyanlar bilir, Tut Zawuır. Sadece sanatçı kişiliği ile değil,
insan kişiliği Adıghe kişiliği ile de saygınlığını kazanıyor
tanıyan her kesin. Ben de yıllarca önce tanışmıştım onunla. O gün
bugündür, her görüştüğümüzde aynı sıcak ilgi ile aynı seviç ile,
adıghe coşkusu ile kucaklarız birbirimizi. Evet yıllarca önce,
1990 yılında, Ubıx Dede -Koca Meşe- ile yaptığımız anavatan
yolculuğunda tanışmıştık. Nalçik-Moskova uçak seferini yaparken
Sevgili Nihat ve Kheberdeydeki diğer dostlarımız bizi ona emanet
etmişlerdi. Zawuır da Moskova’ya dönüyordu, Kheberdéy’de kimsesiz
çocuklar için verilen bir konsere katılmış ücret de almamıştı..
Bir dakika bile yalnız bırakmamıştı bizi. Adıghe nezaketini de bir
an bile bırakmamıştı. Örneğin hava alanında bizim için bir taksi
kiralayıp ayrılmamıştı bizden. Moskova’daki bısımımız Khumaxhue
Muhiddin’in evine kadar götürüp kapıda da bırakmamıştı bizi.
Bizimle birlikte apartman katına çıkmış, bir saat kadar bizimle
birlikte olmuş, bizlerle birlikte çayını yudumlamış, ancak ondan
sonra kendisini bekleyen evine, ailesine gitmişti. Özetle
Zawuır’ın nezaketi, kendisine bol yada dar gelen bir elbise değil.
İçinde doğduğu derisi, kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır
Ama dinleyenler, izleyenler bilir, bu ince, bu yumuşak sanatçının,
sahnede nasıl da devleştiğini. Nasıl da, bir onur, bir coşku, bir
umut anıtı oluverdiğini… Hele Nart Badinokue’yı söylerken…
İnanıyorum ki, Tut Zawuır’dan bir kez olsun dinleyen, Nart
Badinokhue’yi bir daha hiç unutamayacak, onun kulaklarında hep
çınlayacakır:
“We wi, We wi, We wiii
Nartxe di Badinokhue
Hoyra, hoyra, hoyra…
Nartxe di llı yıkhuığe…
Hoyra, hoyra, hoyra…
We wi, we wi, we wii…
Natxe di Badinokhue…”
Başka bir çok ödülü yanında Rusya Federasyonu Halk Sanatçısı adını
da taşıyan Nexeye Aslan ve Adıghe Xase Başkan Yardımcısı Ğuıççelh
Nalbi de olaydan büyük üzüntü duymuşlar, olayı konuşmak, neler
yapılabileceğini tartışmak üzere bekar evime gelmişlerdi. Saatler
boyu konuştuk. Federal televizyonlardan Tut’a ilişkin haberleri
izledik. Eşini arayıp sanatçının sağlık durumunu öğrendik. Ölüm
tehlikesini atlatmış olduğuna sevindik. Bugün de Adıghe Xase’de
duyarlı kişilerle birlikte toplandık. Uygun bulunan makamlara,
gerekli protesto yazıları yazıldı. Kheberdéy yetkililerine
üzüntülerini paylaştığımız mesajımızı iletildi.
Merkez televizyonlarının verdiği haberlere göre saldırgan
Dazlaklar, saldırıları sırasında “Rusya Ruslarındır” diye
bağırmışlardı. Güya amaçları, Ruslar dışındaki halkları
Moskova’dan temizlemek. Halbuki bizler “Moskova, Rusların olduğu
kadar bizimdir de” diyorduk. Dazlakların
düşüncelerini paylaşan politikacıların sayısının az olmadığını
bildiğimiz için, daha önce Adıghe Dili Danışma Kurulu
oluşturulması dileği ile Adıghe Cumhuriyeti Eğitim Bilim Bakanı
yanında gerekli makamlara yazdığımız ve dilediğimiz sonucu veren
yazıya, şu bölümlü de eklemiş, sonradan bir çok platformda da dile
getirmiştim:
“…Aw sıdre uefığui yizeşşüexınççe anah mehane zier, politike
yequellaççer arı. Aş daquew adıghabzem yiuefığuexem yazeşşüexınççi
anah mehane zier, ti respublike, aşi khıpew ti réspublike zıxehere
Wırısıye Féderatsiyem lhepkh politikew ylhır, yılhın fayer, aş
dıxetew, adıghabzem politike yequellaççew fıtier, fıtien fayer
arı. Xetççi nafer, zımi yıwşefın yımılheççıştır, Wırısıye
Fedératsiyer, lhepkh zefeşhafıbe zışıpsewıre xeğeguew zereşıtır
arı. Yet’ani tarixhım nafe khışşığer, lhepkhıbe zışıpsewırw
xeğeguıxem yaenette zéhexer, lhepkh uefığueme yazeşşüexını fıryae
yequellaççem yelhıtığew, kuıpit’uew bgueşın zereplheççıştır arı.
Aquaççe yelhıtığew,ze zı lhenıkhuem, ze mıdre lhenıkhuem
yayeplhıççexer xeğeguım xabze şexhuımi, lhxhanır zeblexhuıme khesi,
yequellaççexeri xeğeguım yılh xabzexeri zeblexhuığe mexhuı.
Wırısıye Féderatsiyemi arı zereşışıtır.
Népeççe anah téque fede apere kuıpım yıyequellaççe, xeğeguır
quaççe xhuınım, xeğeguım zıççınığe yılhınım feşş, xabzexer nah
lhepkhışxuem yışşüeyığueme atéğepsıççınır yıpr réğeşı. Mı
yequellaççem ti lhepkh fedew lhepkhışxuem lıye zerixığe ççıdelhf
lhepkhxeri zeraxetıjew lhepkh ttsıf maççexem yafitınığexer
ğemeççenır, axem wase afemışşınır arı nah yığuew yılheğuırer.
Çeççew, lhepkh ttsıf maççexer mıtsıhaşşeğuew lhıteğen, dekhuızağew
ığığen, xeğequedejığen faye. Mı yequellaççer zedezgueşıxeremççe
lhepkh ttsıf maççexem yaççıguığexew cı fedératsiyem xet xhuığexer,
zedırayew, lhepkhışxuem yıççıguığexer cıri lhepkhışxuem yıwınayew,
aş ttsıf lhepkh maççexem yaahe xemılhıxew lhıteğenım, zi yemıqu
xelhep. Guıkhaw nah mışşemi, mı yequellaççer ziğuazew
Wırısıyem yısır maççep. Axeme lhepkh ttsıf maççexem khyaxeççığe
anette zéhaxer zeraxetıjımi şhakuıttsır pxırélıççı…
…Ancak bilindiği gibi hemen her sorunun çözümünde en temel öğe
politik yaklaşımdır.
Dolayısıyla Adıghece’nin sorunlarının çözümünde de en temel öğe
cumhuriyetimizin, daha öncelikli olarak da cumhuriyetimizin
parçası olduğu Rusya Federasyonu’nun halklar politikasıdır.
Herkesçe bilindiği, hiç kimsenin de yadsıyamayacağı gibi Rusya
Federasyonu çok uluslu bir ülkedir. Tarih de göstermiştir ki, çok
uluslu ülkelerin politikacılarının, benimsedikleri halklar
politikasına göre iki büyük öbeğe ayrıldıklarıdır. Güçleri
oranında iki öbekten birinin yaklaşımları ülkede yasalaşmakta,
dönemin değişmesi ile yaklaşımlar ve ona koşut ülkedeki yasalar da
değişmektedir. Rusya Federasyonu için de bu geçerlidir.
Günümüzde biraz daha etkili birinci öbeğin yaklaşımı, ülkenin
güçlü olması, ülkede birlik olması için, yasaların çoğunluk halkın
önceliklerini gözetmek gerektiği üzerine şekillenmiştir.
Bu yaklaşım, halkımız gibi çoğunluk ulusun geçmişte zararını
görmüş otokhton halkalar da dahil olmak üzere, az nüfusu halkların
özgürlüklerini kısıtlamayı, onları önemsememeyi yeğ tutuyor.
Özetle az nüfusu halklara güvenmemek, onları asimile etmek
gerekmektedir.
Bu görüşte olanlar
için daha önce nüfusu az olan halkların toprağı olup bugün Rusya
Federasyonu topraklarını, ortak ülke saymak, eskiden çoğunluk
ulusun olan toprakların, yine sade kendilerinin sayması anormallik
değildir.
Bu
yaklaşımı kılavuz edinmiş politikacı sayısı az olmayışı üzücüdür.
Az nüfuslu halkların kimi temsilcilerinin de bunlarla aynı görüşü
paylaşması, daha bir yürek dağlıyor…”
İlginç olanı Diyasporadaki kimi “gıyabi milliyetçiler”in de Rus
Dazlakları ile aynı paralelde düşünüyor olması idi. Gıyabi
milliyetçiler biz anavatana dönüş yapan ve RF vatandaşlığını
yapanların, Rusya Federasyonı’na “vatanımız” dememize, vatandaşı
olduğumuz ülke başkanına “Devlet Başkanımız” dememize çok
kızıyorlardı. Bu, diğer halkları düşman gören “Rus severler
Ruslar” ile “ezeli ebedi Rus düşmanı Çerkes severler”in düşünce
paralelliği, Sayın Mahir Kaynak’ın daha önce okuduğum bir
makalesini anımsattı bana.
19.03.2006
tarihinde Star Gazetesi’nde yayımlanmış, “Resim
Çerçevesi” adlı makalesinin kimi bölümleri bakın nasıl da anlamlı:
“Bir olaya önce dost yada düşman olarak bakılması, daha sonra
ayrıntılarının incelenmesi doğru sonuçlara ulaşmamızı engelleyen
en önemli metot hatasıdır. Her gelişme önce hiçbir değer
yargısında bulunmadan, herhangi bir ön yargıya dayanmadan, bizimle
hiçbir ilgisi yokmuş gibi incelenmeli, özellikle olayların nasıl
bir sonuca varacağı bilinmeden ona bir sıfat verilmemelidir.
Bir hareketin rengi onun kimliğini çoğunlukla belirtmez.
Türkiye’de sol hareketler, sonuç olarak, kapitalizme hizmet etmiş,
giderek globalleşmenin kapısını aralamıştır. 12 Eylül harekatı,
yapay bir anarşiyi önlemek amacıyla yapıldığı iddiasını aşan
sonuçlar yaratmış, Türkiye’nin global ekonomiyle bütünleşmesinin
başlangıcı olmuştur. Bu sonuçların iyi yada kötü olması önemli
değildir ve tartışmanın konusu bu değildir. Ancak kimse
gelişmelerin bu yönde olacağını, yaratılan anarşinin böyle bir
sonucu amaçladığını bilmiyordu. Birileri bizi kendi istediği yöne
götürmüş ama biz bunun farkına bile varmamıştık. Bilmeden varılan
sonucun iyi olması kötü olmasından farksızdır. Birileri bizi
istediği yere götürebiliyorsa ve bunu anlayamıyorsak en kötü
sonuçlara da katlanmaya hazırlıklı olmalıyız.
Eğer bir kimsenin olaylar karşısında hangi tepkileri göstereceğini
biliyorsanız onu alt etmeniz son derce kolaydır. Birileri anarşik
bir ortamda tepkimizin ne olacağını kestirirse, bu tepkinin içine
kendi projesini monte eder. Bizim için anarşiyi önlemek hedef
olursa, bu sonuca ulaştığımız zaman kendimizi başarılı sayar ama
onun içine yerleştirilen projeyi fark edemeyiz. Bizim hedeflerimiz
bir resmin çerçevesi gibidir. Bu çerçeveyi görünce tatmin
oluyorsak, içine konulan resim bizi ilgilendirmiyorsa başkalarının
inşa ettiği bir dünyada yaşamamız kaçınılmaz olur.
Her ideolojinin içine istenilen herhangi bir proje
yerleştirilebilir. Mesela İslam inanışının içine hem dünyayla
bütünleşme hem de çatışma düşüncesi monte edilebilmiştir. Bu
nedenle bir mücadelede yapılacak en büyük yanlış çerçeveye savaş
açmaktır. Yani karşı tarafı bir arada tutan düşünceyi yok etmeye
çalışmak hiçbir sonuç vermez. Bu çerçeveyi veri kabul edip kendi
projenizi bunun içine yerleştiremezseniz başarı elde edemezsiniz.
Güneydoğu’daki olaylar ve varılan sonuçlar bunun en tipik
örneğidir. Karşı taraf kendi projesini bizim mücadele
stratejimizin içine monte etmiş, bizim gayretlerimizi kendi
amaçlarına ulaşmak için bir manivela olarak kullanmıştır. Sonuç
olarak biz zafer kazandığımız düşünürken onların projesinin de
tümüyle gerçekleştiğini gördük.
Org. Özkök’ün tüm düşüncelere açık olmak istemesi, olaylara tek
pencereden bakılmaması tavsiyesi son derece önemlidir. Karşı taraf
çoğunlukla sizin belli kalıplar içinde hareket etmenizi ister.
Çünkü bütün hesaplarını sizin belli davranış kalıplarını
sergileyeceğiniz varsayımı üzerine kurmuştur. Farklı bakış açısı
onun hesaplarını bozabilir. Bu nedenle farklılıkları engeller ve
bunları karşı tarafa hizmet olarak algılanmasını isterler.
Bir olayın renginin hiçbir önemi yoktur. Son derece düşmanca
görünen bir gelişmenin içine kendi projenizi monte ederseniz onu
uysal bir kediye dönüştürebilirsiniz. Bunun tersi de doğrudur.
Bize çok uygun düşen bir düşüncenin içine bir başkası kendi
projesini yerleştirirse süreci mutlulukla izler, sonucunda büyük
bir hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Herkes bir tren gibi raylar
üzerinde gitmediğinizi, bir kuş kadar özgür davranacağınızı
bilmelidir.”
Evet bence de bir olayın renginin hiçbir önemi yoktur. Olayların
hemen görünmeyen kesimi iyi değerlendirilemez, gerçekler görülemez
ise, daha güçlü bir Rusya isteyen ve “Rusya Ruslarındır” diyen
Rus milliyetçileri de, yaşanılan, eğitim görülen, vatandaşı
olunan, sorumlulukları yerine getirilen ülkeye “vatanım” denmemesi
gerektiğini savunan “Çerkes milliyetçisi” kendisine uygun gelen
düşüncenin içine bir başkasının yerleştirdiği projenin farkında
olmayacaktır. Halk olarak bizim dünya güçlerini yönlendirebilecek
projeler geliştiremeyeceğimiz çok açık olduğuna göre yapmamız
gereken, geliştirilmiş projelerin bilincinde olmak ve kendi
düşüncemizi bu projelere monte etme çabasıdır. Bunu
yapamadığımızda Çerkes milliyetçisi olduğumuz halde,
söylemlerimiz, eylemlerimiz, Çerkeslerin yararına olmayan sonuçlar
verebilecektir.
Doğru sonuçlara ulaşmamız için yapılması gerekli ilk şey, olayı
öncelikle dost yada düşman gözüyle görme yanlışını yapmamak,
olayların rengine, söylemlerin hamasetine aldanmamaktır. İnançla,
yürekle çıkılan yürüyüş de, ancak böyle yapılabildiğinde beklenen
sonuçları verebilecek, yürüyüş devam ettirilebilecektir… |