|
Kadınlar Günü…
Daha önce çıkmış dergi yapraklarını karıştırıyorum yine. Kafkasya
Kültürel Dergi’nin kırk sekizinci sayısı ve Dr. Vasfi Güsar’ın
İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti'ni anlattığı yazısı.
Düşünceler çağrıştıran beni kimi anı kırıntılarına dolayan yazısı…
Toplumsal yaşamımızda ne kadar önemli bir kuşakmış birinci kuşak.
Sevgili Aytek bu kuşağa “altın kuşak” demekte ne kadar haklı imiş…
Peki, en büyük eksikliklerimizden biri de toplumumuzda kadına,
hak ettiği rolü, gereken değeri vermeyişimiz desem… Sanırım ki
hemen yığınla karşı çıkanlar olacak. “Kadınlarımıza bizden daha
çok değer veren toplum yoktur” diyeceklerdir. Olsun ben yine de
kadınlarımıza gerçekte değer vermediğimizi, değer veriyormuş gibi
yaptığımızı düşünüyorum. Elbetteki değer vermeyi salt danstaki
rolü, genç kızların bir eğlentide, bir düğünde genç erkeklerle
konuşabilmesi, birlikte eğlenebilmesi benzeri özgürlükleri ile
sınırlamıyorum. Geleneklerimize göre ailelerin, genç kızlarını
“gözlerini çöpten sakındıkları” gibi sakındıklarını da bilmiyor
değilim. Gerçekte bu karşı çıkışların haklı görülebilecek yönleri
de yok değil.
Peki değerlendirme kriterimiz, toplumsal olaylarda aldığı
sorumluluk ise eğer, kadınlarımıza yeterince değer verdiğimiz
söylenebilir mi? Örneğin, derneklerimizin yönetim kadrolarının
yüzde kaçı kadındır acaba? Kaçımız toplumumuzu ilgilendiren
konuları evimizde, eşimiz, çocuklarımızla tartışıyoruz. Birlikte
düşünmek, birlikte çalışmak, birlikte üretmek, birlikte sorumluluk
üstlenmek, en önemli değer göstergeleri değil mi? Ülke toplumsal
yaşamında etkili olan kadınlarımızın bile kendi aramızdaki
toplantılarda arka planlara itildiğine hep tanık olmuyor muyuz?
Birlikte düşünmemenin, birlikte çalışmamanın, sorumluluğu birlikte
üstlenmemenin, toplumsal sorunlarımızın çözümünü ne kadar
geciktirdiğini hep yaşamıyor muyuz? Halkımızın, toplumsal
sorunları, kadınları ile birlikte göğüsleyen halklar ölçüsünde
güçlü olduğunu söyleyebilir miyiz?
“A be kardeşim, birçok konuda asıl söz sahibi olanların
kadınlarımız olduğunu bilmiyormuş gibisin” dendiğini de duyar gibi
oluyorum. Bu yargıya da katılmamak mümkün değil.. Peki kardeşim,
hem asıl söz sahibi olmak, hem de yeterince değer verilmemek
bağdaşabilir mi? Elbette ki bağdaşmaz… Terslik biz erkeklerin,
kadınlarımızın, kadının, çağdaş toplumlardaki rolünü
benimseyemeyişimizde. Kadınların kimi işleri biz erkeklerden daha
iyi yapabileceklerini, yaptıklarını kabullenemeyişimizde.
Kadınlarımızın görüşünün alınması gereken konularda açık
yüreklilikle, “bir eve sorayım, eşimin görüşünü alayım.”
diyemeyişimizde. Çağdaş toplum bireyi gibi davrandığımızda, biz
erkeklerin, çevremizden göreceğimiz tepkiye, karşı koyamayacak
korkaklığımızda…
Aslında yenilerde başlamadım böyle düşünmeye… Yıllar öncesine
dayanıyor bu özelliğimizin farkında oluşum. Daha doğrusu bunu
kabullenişim. Kurucularından biri olduğum Bandırma Kuzey Kafkasya
Kültür Derneği’nin sekiz kurucu üyesinin üçünün bayan olmasında bu
kabullenişin de payı olmalı.
İki küçük anı:
Dernekçilikte birçok ilki gerçekleştiren Bandırma Kuzey
Kafkasya Kültür Derneği Yönetim Kurulu toplantısındayız. Derneğin
kurulduğu ilk günden beri güzel, yararlı bir geleneğimiz var.
Yönetimin karar yetkisi de saklı kalmakla birlikte, derneğimizin
İsteyen her üyesi, yönetim kururlu toplantılarına katılıp görüş
belirtebiliyor. Evet toplantı halindeyiz. Aylardan Ramazan…
Bandırma Huzur Evi sakinlerine dernek olarak verilecek iftarı
görüşüyoruz. İftarın verilmesine karşı olan yok. Oy birliği ile
kabul. Ancak sıra yemeklerin hazırlanmasına gelince… Erkek
üyelerimizi bir sıkıntı basar. İçlerinden hiçbiri, “eve bir
sorayım” diyememekte, ancak eve sormadan vereceği sözü yerine
getiremeyebileceği korkusunu da yaşamaktadır…
Kimileri yemekleri bir lokantaya hazırlatmayı önerir ama amaç
huzur evi konuklarına aile ortamında ev yemekleri sunmaktır… İş
uzayacak gibi iken, yönetim kurulu üyesi bayan arkadaşımızın
kulağına eğiliyor ve karar veremeyen yönetim kurulu erkek üyelerin
eşlerinin, hemen yandaki çay salonunda oturduklarını, konuyu
onlara götürmesini fısıldıyorum. Soruna çözüm arayan ciddi
tartışmamız çok uzun süremiyor. İki-üç dakika sonra arkadaşımız
çay salonundan dönüyor ve yönetim kurulu arkadaşlarımızdan
hangimizin eşinin hangi yemeği hazırlayacağını söyleyiveriyor,
hepimiz rahatlıyoruz…
Adana Erkek Lisesi öğrencisiyim. O yıllarda liselerde münazaralar
olurdu. Oluşturulan ekipler birbirinin tersi iki tezi savunur,
tezini iyi savunan grup başarılı sayılırdı. Lisemizin ekibi Sanat
Lisesi ile yarışacaktı. Bizim ekibimiz, toplumların gelişiminde
erkeklerin rolünün daha önemli olduğunu Sanat Lisesi de kadınların
rolünün daha önemli olduğunu savunacaktı. Ekibimiz lisemiz
öğretmen ve öğrencileri önünde prova yapıyordu. İyi
hazırlanmışlardı. Savunma bittiğinde rehber öğretmen arkadaşları,
gelebilecek sorulara karşı da hazırlamak amacı ile bizlerden soru
istemişti. Peki demiştim Türkiye toplumunda kadınların önemli
roller üstlenmesini, önemli rolleri üstlenebilecek donanımı
kazanmalarını engelleyen, yani okula göndermeyen, eğitimini
önemsemeyen, yine erkekler değil miydi?
Halkımızın özelinde, erkeklerin olumsuz rolünün bu kadar ileri
boyutlarda olduğu elbette söylenemez. Toplumsal sorunlarda önemli
roller üstlenebilecek donanımlı kadınlarımızın sayısının az
olmadığını da bilmeyenimiz yok ama kadınlarımız, özellikle
toplumsal sorunların çözümü konusunda donanımlarına uygun rolü
üstlenebiliyorlar mı? Bu soru rahatlıkla “evet” diye
yanıtlanamayacağına göre bizlere düşen, eğitimlerini
engellemediğiz, Türkiye genelinde önemli rolleri üstlendiklerinde
kendilerinden onur duyduğumuz kadınlarımızın, halkımız özelinde de
sorunları tartışan, sorumluluk alan, sorunların çözümünde daha çok
katkıda bulunun çağdaş kadın konumunu kazandırmak. Bunu
başaramadığımızda bilmeliyiz ki toplumsal sorunlarımızın çözümü
çok ama çok güç olacak, kimi arkadaşlarımız, kendilerini erken
emekliye ayıracak, kadınlarımızın katkısı, oluru alınamadığında
diasporanın anavatan sevgisi “seni uzaktan sevmek,
aşkların en güzeli” şarkısındaki “en güzel aşk” olarak
kalacaktır.
Ancak “Nart Setenay”da kendini bulan, geçmişte, Çerkes Kadınları
Teavün Cemiyeti'ni kurup günümüze de örnek çalışmalar yapan,
Ürdün’de açtıkları Lise günümüzde de eğitim veren, Türkiye
Cumhuriyeti tarihinde bir dönemeç olduğunu düşündüğümüz, AB
destekli Kaf-Fed Anadili Projesi'ne önemli katkılarını bildiğimiz,
kimi sivil toplum örgütlerini sürükleyen kadınlarımız, inanıyorum
ki süreç içerisinde daha büyük toplumsal sorumlulukları da
üstlenecek, biz erkekler de sorumluluk verdiğimiz, desteklediğimiz
kadınlarımızın sayısının artmasına koşut, sorunlarımızın çözümünün
kolaylaştığını, anavatanı uzaktan sevmenin aşkların en güzeli
olmadığını, gerçek aşkın anavatanın kaderini paylaşmak olduğunu
yaşayacağız.
Altını çiziyorum; ancak kadınlarımız sayesinde bu mutluluğu
yaşayabileceğiz…
Bu duygularla, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti örneği ile
halkımız için neler yapılabileceğinin kanıtı yazıyı anımsatıyor;
ninelerimiz, analarımız, bacılarımız, eşlerimiz, torunlarımız
kadınlarımızın, Kadınlar Gününü kutluyor, artık aramızda olmayan
tüm emektarları rahmetle anıyorum. |