MENÜ

 
 
 
 

www.circassiancanada.com         

.........

ANILARA DOLANIK YÜRÜMEK -10
Dr. Meşfeşşuı Necdet Hatam
Maykop, 13 11 2005 

.........

.........

Anılara Dolanık Yürümek,
     
             İnancım Doğrultusunda,
          
                          Sağlam Adımlarla...
 

Herkesler gibi benim de uykumun kaçtığı geceler olur. Uykunuz kaçtığında, elde uzaktan kumanda, Tv. kanalları arasında gezindiğiniz oluyordur sizin de …

Bu gezinti sırasında kimileyin sizi kendine çeken, içine alan, “uykusuz kaldığıma değdi” dedirtecek bir program yakalar ona kilitlenirsiniz… Yarım kalmış bir kitabı okumaya dalarsınız kimileyin… Dergilere, gazetelere, sitelere yazma çabası içinde iseniz, henüz bitiremediğiniz, bağlayamadığınız bir yazınızı bitirme şansı yakalayabildiğiniz de olur… Kim bilir, kimileyin de sayıları artık az olmayan Kafkas sitelerini dolaşıyorsunuzdur..

İşte böyle uykumun kaçtığı bir gece, artık sabaha karşı. Kafkas sitelerini dolaşıyorum. Uğradığım Nart Ajans’ta, “Bedel Ödemek” başlığı ile CircassianCanada sitesinde, “Dağarcık” adlı köşede yayımlanmış yazımı görünce seviniyorum. Sevinilmez mi? Çünkü kişi genelde, düşüncelerini paylaşabilmek için yazmaz mı? En azından yazdıklarını yayımlamasının amacı düşünceleri daha çok kişi ile paylaşmak değil mi?

Yazılarımı, düzenli yazmaya çalıştığım CC sitesi dışında bir sitede görmek beni gerçekten sevindirmişti… Ve düşüncelerimizi daha çok kişi ile paylaşmamızı sağlayan, sitelerin emekçilerine içimden bir kez daha teşekkür ettim.

Yazıya yorumlar da eklenmişti doğal olarak. Üzücüdür ki, daha önceki birçok eleştiriden alıştığımız gibi yorumların çoğunluğu, kendileri ile farklı görüşte olduğumuz, kendilerine aykırı gelen şeyler söylediğimiz, Anavatan Adıghelerinin bağımsızlık düşlemediklerini dile getirdiğimiz için, “ruhumuzu sattığımız” görüşünde olanlardan gelmişti. Anavatanı bugüne getirenlere rağmen, Bağımsız Birleşik Kafkasya’yı nasıl, hangi dünya güçlerinin desteği ile, kurabilecekleri, destekleyen güçlerin hangi amaçla bu desteği verecekleri, Rusya Federasyonu’na karşın bağımsızlığın şansı, günümüzde bağımsızlığın anlamı, bir devletin, hele nüfusu az halklara kurdurulan bir devletin, gerçekten bağımsız olup olamayacağı, bağımsızlık denen olgunun bir küresel gücün etki alanından çıkıp bir başka küresel gücün etki alanına girmek olduğu… öyleyse bunun, ne için ve ne pahasına yapılması gerektiği irdelenmemişti hiç. Zaten nedense konu hiç böyle irdelenmiyordu.

Evet güzel(!) sıfatlarını genç arkadaşlar da esirgememişti benden. Ne kadar üzücüdür ki bu genç arkadaşlar da benzer düşüncedeki ağabeyleri gibi bağımsızlığın, mahalle bakkalından, ucuz bir çikolata gibi kolayca alınabileceğini sanıyorlardı anlaşılan. Ne Amerika, ne Rusya havasındaki Jıneps Gazetesi de bağımsızlık, birlik, demokrasi ve özgürlüğü dillerine dolamış olmalarına karşın, bağımsızlık, birlik, demokrasi ve özgürlüğü, hangi ülke yada halklar için güya amaçladıklarını nedense, bir türlü dile getirmiyorlardı. Bağımsızlık’tan amaçları Kafkasya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığı, birlikten amaçları, dilleri yönetimleri, konumları farklı Kafkas cumhuriyetlerinin birliği ise eğer, Jıneps grubunun, çok ciddi eleştiriler yönelttikleri emperyal çizgi ile aynı paydada buluştuklarını, anlamamaları da anlaşılır gibi değildi.

Oysa şu son yıllarda Ortadoğu’da yaşananlar o kadar öğretici, Kuzey Irak’ta Kürt Devleti’ni hangi gücün kurmakta olduğu o kadar açıktı ki… Devletlerin nasıl kurulduğunu da Sayın Mahir Kaynak, CC’deki köşeme de taşıdığım yazısında, anlamak isteyenler için o kadar anlaşılır bir şekilde dile getirmişti ki:

Devlet kurmak

Devletleri halkın yada bir kadronun kurduğuna inanılır. Oysa bugün dünyada var olan iki yüze yakın bağımsız devletin pek azı bu şekilde kurulmuştur. En son bağımsızlık örneği olan SSCB’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan devletlerin hemen hiçbirinin bağımsızlığında ne halkının ne oralarda var olan kadroların rolü yoktur. Bir sabah uyandıklarında bağımsız olduklarını görmüşlerdir.

Üstelik bağımsız devlet olmanın herhangi bir ön şartı da yoktur. Birbirinin fotokopisi gibi olan Araplar sayısız devletlere bölünmüştür. Birbirine hiç benzemeyen Yugoslav halkı, bir dönem, üniter bir devlet olarak varolmuştur. Devletlerin büyük çoğunluğu, siyasi şartlar ve ihtiyaçlara göre, büyük güçler tarafından yaratılır.

Bugün Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmak peşinde olduğu söyleniyor. Bu çapta ve vasıfta bir halk, kendi başına devlet kuramaz. Bunu Kürtleri küçümsediğim için söylemiyorum ve birkaç yüz bin kişilik bağımsız devletlerin olduğunu da biliyorum.

Bu durumda konunun iki tarafı da, yani hem Kürtler hem de Türkiye ciddi bir yanlışlığın içindeler. Kürtler dünyadaki şartların uygunluğunu irdelemeden bir maceraya atılıyor, Türkiye de aynı nedenle Kürtleri ayrılıkçılıkla itham ediyor.


Vardığım sonuçlar yanlış olabilir ama metodumun geçersiz olduğunu düşünmüyorum ve bir devletin kurulmasının halkların ve onları temsil edenlerin niyetleriyle değil, dünyadaki siyasal şartların böyle bir yapıyı gerektirip gerektirmediğine bakılarak anlaşılacağını söylüyorum.

Ülkemizde terör başladığında hemen bir bölücü hareket olduğuna karar verildi. Ben bunun hem dünya şartları açısından, hem de harekete katılanların gücü açısından mümkün görmüyordum. Bir Kürt devletinin Kuzey Irak’ta kurulacağını 1990 yılında söyledim ve bu söz değil yazılı bir beyanat olarak yayınlandı. Ülkemizdeki terör hareketlerinin bağımsızlıkla sonuçlanamayacağını söylemem onları savunma olarak algılandı. Oysa silahlı bir isyan da suçtu ve idamla cezalandırılırdı. Hareketi silahlı bir isyan hareketi olarak nitelemek onları kurtarır mıydı yoksa bölücü olurlarsa iki kere mi idam edilirlerdi? Ayrılıkçı bir hareketin halkın tüm sınıflarını kapsayacağı, sınıf temeline dayalı bir siyasal hareketin bölücü olamayacağı düşünülmedi. Hareketi bölücü olarak nitelemenin ve bu yönde sürekli yayın yapmanın uyuyan etnik farklılığı gün yüzüne çıkaracağını, başkalarının yapmak istediğini kolaylaştıracağını düşünüyordum. Oysa olayın siyasi ve sınıfsal boyutunu öne çıkarmak ve tartışmayı bu çerçeveye sokmak etnik söylemlerin dozunu önemli ölçüde hafifletecekti.

Kürt hareketi hem Avrupa ülkelerinin hem de ABD’nin yakından ilgilendiği bir alandı ve bunların siyasi hedeflerinin ne olduğunu saptamak gerekiyordu. Biz kolay yolu seçtik ve bunların ülkeyi bölmek istediğine karar verdik. Oysa ben farklı iki proje görüyordum. AB, Kürtlerin Türkiye’den ayrılmasından yanaydı ve bunların o zamanki Irak devletinin içinde yer almasını istiyordu. Böylece AB üyesi olacak Türkiye’nin birlik içindeki gücü ve etkisi sınırlandırılacak, Irak’ı da kontrol altına alacaklarını düşündükleri için, bölgenin su ve enerji kaynaklarını, Türkiye gibi güçlü bir ülkenin aracılığı olmadan, doğrudan kontrol edeceklerdi. ABD farklı bir politika izliyordu. Türkiye’nin tek uluslu bir devlet olması yerine çok uluslu bir yapıya kavuşmasını ve bölgedeki etkinliğinin artmasını istiyor ve Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan kontrol ederek bölgedeki etkinliğini pekiştirmeyi düşünüyordu. Şöyle bir benzetme yapmıştım: Türkiye’yi boyalı bir su gibi düşünün. Eğer suyun miktarı artar ama boya aynı kalırsa renginiz açılır. Boya gücünüzdür ve ABD’nin politikasını buna benzetebilirsiniz.

Kürtler farklı olmanın devlet kurmaya yetmeyeceğini görmeli, olayın siyasi boyutlarını düşünerek büyük bir gücün ortağı mı olmanın yoksa küçük ve kullanılan bir yapı mı oluşturmanın daha doğru olacağına karar vermelidir. Türkiye, siyasi projeyi değerlendirmeden, politika üretmekten vazgeçmelidir.
Star Gazetesi 17.09.2006”

Tüm bu gerçeklere, dünya dengelerini biliyor görünmelerine karşın, “Jıneps grubunun bu aymazlığı, söylemlerinin içini doldurmayışları, kendi sorunlarımızı, derinlemesine bilmiyor olmalarından mı kaynaklanıyor acaba” diye düşünmezlik edemiyorum. Diğer yandan da dünya kurulalı beri, egemen güçlerin, halkları için çok güzel şeyleri düşleyenleri, halklarını gerçekten çok sevenleri de, halklarının çıkarına ters düşen eylemleri yaptırmak için kullanabildikleri gerçeğini göremeyişlerini de anlamlandırmakta zorlanıyorum.

Yine de Jıneps Grubunun, daha önceleri, hemen her bildirisine eklediği, hem de Rusya Federasyonu’na yönelik “Abhazya’ya uygulanan ambargo kalksın” sloganından son zamanlarda vazgeçmiş olması, kendi özelimizi anlamaya başladıklarının bir göstergesi gibi algılanamaz mı? Vize vermeyerek, gemilerin yanaşmasına izin vermeyerek, uçak kaldırmayarak uyguladıkları ambargoya karşın, ambargoyu uygulayan ülke vatandaşlarının, Abhazya’ya gidişlerini, çift girişli vize uygulaması ile sağlayan Rusya Federasyonu’nu, Abhazya’ya ambargo uyguluyor olmakla suçlamanın saçmalığını anlayabildiklerini ummak iyimserlik mi olur?..

Batum’a iç hat seferi başlatan THY’ı, Soçi’yi de aynı kapsama almak isterse, Rusya Federasyonu’nun, karşı çıkmak bir yana destekleyebileceğini anlamış olmazlar mı? Yada Abhazya Devlet Başkanı Sayın Bagapş’ın engellenen Türkiye ziyaretine karşın, engelleyenlerin kimler olduğu bilinirken, “Abhazya’ya uygulanan ambargo kalsın” akıllıca bir söylem olur mu? Yada bu söylemi sürdürmek, Çok eskilerde ambargo kararı almış olan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun en güçlü büyük üyesi Rusya Federasyonu’nun, Abhazya’ya ambargo uygulamak bir yana, Abhazya’nın en güçlü dayanağı olduğunu bilmemek, yada bile, bile yanlışı söylemek anlamına gelmez mi? Günümüzde atılacak her adımın, Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasına, yönelik olması gerekmez mi?

Özetle Jıneps grubu da artık rüştünü ispat etmeli, bağımsızlık, birlik, demokrasi ve özgürlük, kavramlarının içi doldurulmalı,. bağımsızlık, birlik, demokrasi ve özgürlüğü hangi ülke ve halklar için amaçladıkları açıklanmalıdır. Bu yapıldığında ancak amaçlarının, dünya güçlerinin politikaları ile ne kadar uyumlu dolayısı ile de ne kadar gerçekçi olduğu tartışılabilecektir. Çünkü siyasette soyut kavramların yeri yoktur.

Örneğin eğer, bağımsızlıktan amaçları, Kafkasya Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığı ise, bu amacın, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün belirlediği ve hemen her gün yinelenen “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikası ile bağdaşmadığı ortaya çıkacaktır. Ülkede ve dünyada barışı amaçlamış Türkiye Cumhuriyeti, güçlü komşusunun “iç işlerine karışmak” olarak algılayacağı kesin, bu tür çalışmalara izin verecek midir? Bu düşü görenler düşlerinden uyanmasınlar diye Türkiye Cumhuriyeti’nin, güçlü komşusu ile ilişkilerini bozacak çalışmaları destekler mi? Türkiye Cumhuriyeti, devlet kulağa hoş gelen soyut kavramlar, yada çok sevdiği Çerkes kökenli vatandaşlarını gücendirmemek uğruna, bir komşu devletle ilişkilerini bozmayı göze alır mı? Yada Çerkes kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türkiye Cumhuriyeti’ni böylesi bir ikilemle karşı karşıya bırakacak söylemlerde bulunmaları doğru mu?

Acıdır ki, herkeslerin düş kurmakta özgür olduğunu, ancak dile getirilen “düş”ün birilerine, politikamıza zarar verdiği ölçüde düş olmaktan çıktığını ne kadar anlatmaya çalışsak da, somutlaştırıldığı ölçüde gerçekçilikten uzaklaşacağını bildikleri söylemlerinin içini doldurmayacak, eleştiri diye güzel(!) sıfatlarını sıralayacaklardır..

Burada izninizle kendimi yinelemek gibi olacaksa da Sayın Mahir Kaynak’ın 19.05.2007 günkü Star Gazetesi’nde çıkan, daha önce de sizle paylaştığım yazısının bir bölümünü anımsatayım. Hani Jınepsçiler de Ne Amerika Ne Rusya diyorlar ya…

…En muhteşem mitingler yaşam biçimimiz üzerindeydi ve sloganların arasına yerleştirilen ‘Ne AB ne ABD, tam bağımsız Türkiye’ ifadesinin somut karşılığını kimse bilmiyordu. Yani böyle bir konumun nasıl mümkün olacağı, bunun gerçekleşmesinin yolunun ne olduğu hakkında tek söz bile söylenmiyor, buna yönelik bir projesi olan bir tek kişi bile bulunmuyordu. Siyaset, güzel söz söyleyen ve her fikri savunmayı bilen münazaracıların (Bizce sanal kahramanların) işi haline geldi.

Yine siyasete dolandım. Halbuki anılara dolanmak için klavye başına oturmuştum. Nart Ajans web sitesindeki yazıya gelen yorumlardan yola çıkmıştık değil mi. İşte bunlardan biri yukarıda değindiğim ve artık kanıksadıklarımdan çok farklıydı. Gerçi o da özünde söylenenleri, değil söyleyeni hedef almış diğerleri ile aynı yöntemi benimsemişti. Dile getirdiği olay da genç arkadaşımızın anlattığından çok farklıydı ve beni epeyce gerilere götürmüş, anılara dolamıştı…

Genç arkadaş benimle ilgili olarak sadece Ankara Derneği’nde anlattığım bir taksi ücreti ödeme öyküsünü anımsıyordu, onu yazmıştı. Olayı anlatmadan bir taksicinin benden taksi parasını almış olduğuna şaşırmış olmamı, beni küçümser bir eda ile anlatmıştı… Acı, acı gülümsedim. Olayları birebir yaşayanlarımızın anılarımızı mutlaka kağıda dökmemiz gerekliliğine bir kez daha inandım. Anlatılmaz, yazılmaz ise, böylesi ön yargılıların, yada en azından dinlediğini anlayamayan, kavrayamayanların anlatımları ile olayların çarpık olarak belgeleneceği korkusunu bir kez daha yaşadım. Daha önce de bir yazımda dile getirmiştim. “Anıdır, her anı gibi özneldir” de denebilecektir. Ama aynı olayın birkaç anlatımını karşılaştıranlar gerçeklere de ulaşabilecektir. Onun için anılar mutlaka ama mutlaka yazılmalıdır.

Taksi parası olayı mı?...

Anılara dolandım… “Ne güzel şeyler yapabilmişiz geçmişte” demekten de kendimi alamadım. Yıl 1994 Sevgili Sülü, Rahmetli Süleyman Yançatoral’ın ve dönemin Ankara Radyosu Müdür Yardımcısı Sevgili Faruk Ermemiş’in büyük çabaları ile 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na Adıghey’den bir çocuk grubunun katılmasını sağlamıştık. O günleri bizlerle paylaşma şansını yakalayanlar anımsayacaktır. Bizim çocuklar biraz iriceydi. Kendilerini ağırlayan gerçekten çocuk yaştakilerle yan yana geldiklerinde görünüm biraz da tuhaf oluyordu ama bu, ev sahibi çocuklarla konukların birbirini sevmelerine engel olmamıştı. Bizim çocukların bısımleri, Bahçelievler İlkokulu öğrencileri idi. Birbirinin dilini bilmemek de ev sahiplerinin Türk, konukların Çerkes olması da çocukların birbirini, anne babaların çocuklarımızı sevmesine engel olmamıştı. Dernekte verilen ve ev sahibi anne-babalarla çocuklar ve TRT yetkililerinin da konuk edildiği çaya, katılan herkesler bir duygu seli, bir sevgi seli anaforuna kapılmıştık.

Evet 23 Nisan Atatürk’ün Türk çocuklarına, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm dünyaya armağan ettiği, barışı, sevgiyi besleyen, benzeri de olmayan en güzel bayram olmalı. Ertesi yıl da Kaberdey’den bir grup çağrılmıştı ama nedense bu güzel uygulama gelenekselleştirilemedi. Son yıllarda gündeme bile alınmıyor. Her 23 Nisan şenliğine bir çocuk grubumuzun davetini sağlamak daha önemli olmalı, etkileyemeyecekleri devlet politikalarını sanal ortamda eleştirmekten.

Bir çok arkadaşımız bu günleri kameraları ile tespit etmişti. Bu örnek çalışmalar neden unutulur gider.. Neden bu güzel çalışmalardan çeşitli vesileler ile söz edilmez, yenileri gerçekleştirilmez… Ankara’daki dernek yöneticileri ile her karşılaştığımızda gündeme getirdiğimiz eleştirdiğimiz konulardan biri de bu. Neden güzelim dernek merkezinin bir odası, video-DVD odası olarak ayrılmaz. Anavatan Tv.lerince kendilerine armağan edilmiş, neredeyse on yıldır bir köşede bekletilen, en az elli saatlik çeşitli konulardaki programlar neden ilgi duyanlara sunulmaz… Anlamak gerçekten çok güç…Kimileyin “acaba kasıt mı var” dedirtecek kadar anlaşılması güç…

Sözünü ettiğim günlerde, TC yetkililerinin RF’na bağlı cumhuriyet yetkililerini resmen davet etmesi mümkün değldi. Sovyetler Birliği dağılmış, taşlar henüz yerli yerine oturmamıştı. Cumhuriyet yetkililerinin resmi davetinin Rusya Federasyonunu gücendirebileceğinden çekiniliyordu. Türkiye için asıl olan geçmişte de olduğu gibi günümüzde de Rusya ile ilişkileri idi. Cumhuriyetlerin politikalarının Rusya Federasyonu politikaları ile paralel olduğu, Cumhuriyetlerle geliştirilecek ilişkilerin, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki iyi ilişkilerin pekişmesine katkıda bulunacağı, heri iki büyük ülke yönetimlerince anlaşıldığı ölçüde ancak, kuşkular dağılacak, resmi davetler de olabilecekti. Ancak yöneticilerimizin resmen davet edilmeleri mümkün olmamakla birlikte yapılabilecek şeyler de olmalıydı.

Ben de Adıghéy Cumhuriyeti Başkanı Sayın Carım Aslan’ın Danışma Kurulu üyelerinden biriydim. Davet edilen çocuk grubu ile birlikte yetkililerden bir delegasyon oluşturulmasını önerdim. Kabul edildi ve böylece, Başkan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Hacıbeykue Ruslan, Ekonomiden sorumlu Karabat Aslan, Radyo Tv Kurumu Başkanı Ç’eraşe Aslanbeç, ve benim de bulunduğum delegasyon, Çocuk grubu ile birlikte Türkiye’ye gelmiş oldu. Ankara’da delegasyona, Rusya Federasyonu Dış İşleri Bakanlığı görevlisi olarak Ankara’da bulunan Becane Murat da katılmıştı. Birçok bakan ve kurum yetkilisi ile görüşmeler yapan, protokoller imzalayan delegasyon, dönemin TC. Dış İşeri Bakanı Sayın Hikmet Çetin tarafından da kabul edilmiş ve bu görüşme TRT’den birinci haber olarak verilmişti.

Türkiye’ye son gelişimde, bu ziyaretimiz sırasında hiç yanımızdan ayrılmayan ve olayları kamerası ile tespit eden Sevgili Bislan Hurmi, hazırladığı iki DVD diski armağan etmişti bana. Yaş kemale erince anılar daha bir canlanıyor olmalı. Hele, ekrandan yansıyan görüntülerle olayları yeniden yaşama şansı bulduğunuzda. Sevgili Bislan’a bu güzel armağanı için teşekkür ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi yetkilileri ile görüşüldüğü ve ne gibi anlaşmalar yapılabildiğinin ayrıntısını daha sonraki bir yazıya bırakıp, taksi parası konusuna dönmezsem, yazılarımdan uzunluğundan yakınanların ellerinden nasıl kurtulurum.

Delegasyonumuz konuk yöneticilerle birlikte Ankara Otelinde kalıyordu. O gün erkenden Sanayi ve Ticaret bakanı ile görüşecek ve bir ikili protokol imzalayacaktık. Süleyman bizlere arabasını bırakmıştı. Ancak Ankara bir hayli büyümüş değişmişti. Benim kullandığım araba ile gitmeye kalkarsak, randevumuza yetişememe ihtimali bir hayli büyüktü. Taksi ile gitmeyi daha uygun bulduk ve Otel önündeki taksilerden biri ile yola çıktık. Elimizde masaya konabilecek cinsten küçük Adıghe Bayrağı… Adıghece konuşuyor Sayın Bakan ile neler konuşmamızın daha iyi olacağını yeniden gözden geçiriyorduk.

Taksi şoförü iri yarı bir genç, Elimizdeki bayrak dikkatini çekmiş ne olduğunu sormuştu. Konukların Adıghey’den geldiğini, elimizdeki bayrağın tarihi Adıghe bayrağı olduğunu, artık Adıghey Cumhuriyeti bayrağı olduğunu, sağımdaki beyin Adıghey Cumhuriyeti Başkan yardımcısı olduğunu… anlattım. Delikanlı, yarı arkaya dönük, bayrağı elimizden kaptığı gibi öpüp koklamaya, ağlamaya başlamasın mı.. O da Adıghe imiş. Adıghe bayrağını ilk defa görüyormuş… Bir Adıghe yetkilisi ile tanışmış olması kendisi için büyük bir şansmış.. Şoförümüz çok duygulanmış olmalıydı … O hali bizleri de etkilemişti..

Bir duygu karmaşası içine düşmüştük.. Her birimizin ayrı, ayrı yaşadığı bir duygu karmaşası.. Göz yaşlarımız yanaklarımızda kendisine yol açmıştı bile … Derin düşünceler… sessizlik… Derken Sanayi Bakanlığı’nın önüne gelmişiz. Şoförümüzün, “Geldik abi, Bakanlık burası” sözü ile kendimize geldik. Bu denli ilgilenen, bu denli duygulanan, bu denli ağlayan, bu denli ağlatan bir Adıgheye, utana, sıkıla ama gerektiği için “Borcumuz ne kadar” diye sormuştum. Adıghe delikanlısının hiç tereddüt geçirmeden verdiği “Altmış bin lira abi” yanıtı, sihri bozmuş, bizleri daldığımız düşlerden uyandırmıştı… Halbuki düşler ne güzeldi…

Dernekteki bir sohbette bu olayı dile getirmiş, Çerkes delikanlısının iki davranışı arasındaki çelişkinin altını çizmiştim. Taksi ücreti ödediğimize değil, konuğumuzun daldığı tatlı düşten uyandırılmış olmasına üzüldüğümü dile getirmiştim… Adı geçen yazıyı yazarken de doğrusu bu olayı örneklemek hiç aklıma gelmemişti.

Halbuki sadece bu küçük olay bile, “Bedel Ödemek” adlı yazımda dile getirdiğim gibi, bedeli, hep anavatan kesiminin ödediği, diasporanın bedel ödemediği, ödemeye de niyetli olmadığı gerçeğini doğrulamıyor muydu?

Bu duygularla, olayı yeterince anlamadıysa bile beni anılara doladığı için genç arkadaşıma teşekkür ediyorum. Evet anılar mutlaka yazılmalı, Mutlaka gerekli… Kimileyin de güzel oluyor anılara dolanmak … Ama elbetteki asıl olanın yürümek, yürümek olduğu da unutulmamalı. Bu bölümdeki yazıların başlığını :“Anılara Dolanık Yürümek” olarak seçişimiz hiç durmamak gerektiğine olan inancımızdan.

“…ve soluk alabildiğim sürece de yürüyeceğim değerli arkadaşlar. Çünkü biliyorsunuz yıllarca öncesinden halkıma sözüm var.

“(…)

Sözün kısası güzelim;
Seni sarsmamalı
              En sağlam bildiklerinin yıkılışı
Yıldırmamalı seni
                      En yılmaz bildiklerinin yılgınlığı
Yürümeli, yürümelisin
    İnancın doğrultusunda sağlam adımlarla
Taaa ki…
       Ereğine varıncaya dek
                  Ya da ölünceye…”

.........

.........

                     

kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı

www.circassiancanada.com         

..