|
Bizler gibi uzun yıllar
halkımızın var olması için çaba gösterenler de az
eleştirilmez biliyorsunuz. Bu eleştiri konularından
biri, işleri hep kendimizin yaptığı, kimselere bu şansı
tanımadığımız, birilerinin önünü tıkadığımız yolundadır.
Ki daha keskin eleştiriler çoğun, birlikte çalışma,
birlikte üretme önerilerimizi duymazdan gelenlerdir.
Diğer yandan da bu
yoğunluktan, sizi yeterince göremeyen, size doyamayan
çocuklarınız da yakınlarınız da yakınmaktadır. Aslında
işleri birlikte kotarmak en çok sizi mutlu edecektir.
Ama çoğun koşullar hem eleştirileri hem de yakınmaları
sineye çekip yürümenizi gerektirir. Çok az yazı, bu
duyguları, Aşamba Mümtaz’ın sevgili kızına –ki artık
üniversite mezunu ve çalışmakta- yazmış olduğu mektuptan
daha güzel anlatabilir.
Necdet Hatam
¡
¡ ¡
Canım Kızım,
Bilmiyorum, bu güne dek sana
hiç mektup yazdım mı? Hatırlamıyorum. Askerken belki
yazmışımdır. Mektup yazacak kadar hiç ayrı kalmadık.
Annenle de öyle, şimdiye dek hiç yazışmadık. Şimdi ise
beş buçuk aydır sizden ayrıyım. Beş buçuk aydır herhalde
sizlere yazabilirdim. Ancak, arada bir telefon
edebiliyor olmam ve de her an gelebilme umudum. Ayrıca
yazma konusundaki tembelliğimde engel oldu yazmama. Kısa
bir süre için de olsa, bir süre gelebilme umudumu hala
taşıyorum. Yine de size, bu mektubu yazıyorum. Ne zaman
gönderebilirim bilmiyorum.
Tatlı Kızım, bugün annenin
doğum günü. Annen doğum ve benzeri günleri
hatırlayamadığımdan yakınırdı hep. Ama bugün hatırladım.
14 Ağustos'tan beri burada ayın kaçı olduğunu pek
bilmiyoruz. Sadece savaşın kaçıncı günü olduğunu
biliyoruz. Örneğin bugün savaşın 131. günü. Yüz otuz bir
gündür Abhaz Halkı, kendilerinden kırk kat daha güçlü
Gürcistan'a karşı, vatanını, evini, barkını, kendini
savunuyor.
Sevgili Kızım, bütün bu
hengame arasında, bugün sabah biri bana ayın kaçı
olduğunu sordu. Ben de saatime bakıp ayın yirmi ikisi
dedim ve karımın doğum günü diye ekledim. (Annen haklı
galiba. Yine doğum gününü önceden hatırlayamadım) Daha
sonra da Annenin doğum gününü kutlayamadığım için tüm
şartlara çok sinirlendim.
Bu mektup, ne zaman eline geçer bilmiyorum. Ama geçer
geçmez annenin doğum gününü benim için kutlar mısın
lütfen?
Güzel Kızım, bir telefon konuşmamızda annen bana,
herkesin yapmadığını, neden benim yapmam gerektiğini
sordu. Çok da haklı annen. Keşke herkes yapması gerekeni
yapsa idi, ben de herkes gibi olsaydım. Ama her zaman
öyle olmuyor. Bunu annen çok iyi bilir. Yine son telefon
konuşmamızda, anneannen, beni çok yordunuz diye
hayıflanıyordu. Senin bakımın konusunda onun çektiği
sıkıntıları çok iyi biliyorum. Çok da saygı duyuyorum.
Bir kaç gün önce, Gürcistan tarafından düşürülen
helikopterde ölen otuz beş çocuğun büyükannelerinin
feryadını görünce sevgili kayınvalidemin ve annemin
şanslı olduklarını düşündüm.
Bugün Abhazya'da, binlerce
çocuğun anne, baba, anneanne ve babaannesi, çocuklarını
sadece hayatta kalabilmek için her şeylerini feda etmeye
hazır olduklarını çok iyi bilmeni istiyorum.
Şimdiye dek, Türkiye'den gelip Abhazya'nın bağımsızlığı
için savaşan gençlerden ikisi şehit düştü. Annen ve ben,
Kafkasya ve Çerkeslik problemlerinden söz etmeye dert
etmeye başladığımızda, biri henüz yeni doğmuştu. Biri de
3-4 yaşındaydı. Bugün onlara iyi savaşlar çocuklar
deyip, Türkiye'ye dönmek de bana doğru gelmiyor. Doğru
nedir? Sorusu da bugün benim için zor yanıtlanır oldu.
Sanırım ilk defa senden beni anlamanı istiyorum.
Hatırlıyorum küçüklüğünü. Adının neden "Gunda" olduğunu
sorgulardın. "Funda" ile de karıştırılmasına çok
sinirlenirdin. Nasıl olsa "Funda" sanacaksınız diye,
adını soranları yanıtlamazdın. Bizse, sana "Gunda" nın
ne demek olduğunu anlattık birazcık... Bugün ise, adın
sorulduğunda (ki soranlar çok az sayıda kişi idi)
çektiğin sıkıntının çok daha fazlasını, tüm Abhazya ve
Abhazlar çekiyor.
Bütün Abhazlar, Abhazya nerededir? Abhaz nedir?
Neden haklıdır? ... vb soruların yanıtlarını tüm dünyaya
anlatmaya çalışıyorlar. Umarım bunu başarabilirler. O
zaman sende adını neden "Gunda" olduğunu, daha kolay
anlayabilirsin.
Sevgili Kızım, bu satırları yazarken, sorumluluğum
(sorumsuzluğum da olabilir) duygusuyla göz yaşlarımı
engelleyemiyorum. Çevremizde ki bir çok insan, senin
okula nasıl gideceğinle ilgilenmediğimi düşünürken,
bense adının neden "Gunda" olduğunu sana yeterince
anlatamamış olduğum için üzülüyorum. Ancak şuna kesin
olarak inanıyorum. Bugün Abhazya'da sürmekte olan savaş,
iyi yada kötü tüm özelliklerimizi açığa çıkaracaktır.
Umarım bu savaştan gerekli tüm dersleri alırız.
Tatlı Kızım, tüm bunları sana anlatıyorum. Çünkü bir tek
senin, herkese karşı beni savunduğunu biliyorum. Sana
öyle söz veriyorum. İlk fırsatta satranç oynayacağız.
(Umarım bu ilk oyunda ihtiyar babanı yenmezsin.)
Biliyorum, senin yaşındaki çocuklar babaları tarafından
anlaşılmayı isterler hep. Bense bugün, senin tarafından
anlaşılmayı umuyorum. Dilerim sen, çevrende daha kolay
anlaşılabilesin...
Canım Kızım, seni çok seviyorum. Özlemle tatlı
yanaklarından öperim. Anneni benim için öper misin ve
herkese selam söyler misin lütfen. Özellikle
anneannene!...
Yılbaşı öncesi gelemezsem,
hepinizin yeni yılını kutlarım.
Hoşcakal Canım Kızım...
22 Aralık 1992 GUDAUTA
AŞAMBA MÜMTAZ DEMİRÖZ
¡
¡ ¡
Aşamba Mümtaz Demiröz 13
Nisan 1950 tarihinde Akçakoca Esmahanım köyünde yaşayan
Abhaz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bursa
İmam Hatip Okulu'ndan 1973 yılında mezun oldu.
Öğrenciliğinde çalışmaya başladı, beş yıl imam olarak
görev yaptı. Siyasi görüşleri ve Kafkasya ile olan
ilişkileri nedeni ile yapılan baskılar sonucu 1976
yılında görevinden istifa etti.
1978 yılında evlendi. 1979 yılında kızları Gunda dünyaya
geldi. Gençlik yıllarından itibaren önce Bursa daha
sonra İstanbul'daki Kafkas Kültür Derneklerinde aktif
olarak çalıştı. O dönemde Abhazya ile yazışmaya ve iki
ülke arasında köprü kurmaya çalışanlardan birisi oldu.
Kafkas Derneklerinin yönetim kurullarında görev aldı,
başkanlık yaptı...
14 Ağustos 1992'de Abhazya savaşı çıktığında düşünce
olarak savaşa karşı olmasına ve Abhazların Gürcü halkı
ile birlikte barış içerisinde bir arada yaşamaları
gerektiğine inanmasına karşın "fiili durum Abhaz
Halkının yanında olmayı gerektiriyor" düşüncesiyle
Abhazya'ya gitti. Savaş süresince ve savaştan sonra 3
yıl kadar Abhazya'da yaşadı. Ailesi ile Abhazya'ya göç
etmeyi planlıyordu. Abhazya'da bulunduğu süre içerisinde
Anavatana Dönüş Komitesi'nde başkan yardımcısı olarak
görev aldı.
Abhazya'da tüberküloza
yakalanıp ardından da kalp krizi geçirince 1995 yılı
sonunda Türkiye'ye döndü. 3 Ağustos 1998 sabahı iş için
bulunduğu Moskova'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata
gözlerini kapadı. Rusça bilir, Abhazca'yı okuyup yazar
ve simültane tercüme yapacak kadar iyi konuşurdu.
Abhaz yöneticilerin
talebiyle, Abhazya'da satın aldıkları evi, adını
yaşatacak bir merkez yapılmak üzere Abhazya Devleti'ne
bağışlandı. |