MENÜ





 

.

.

KAFKASYA ÇOCUKLARINI ÇAĞIRIYOR
Sefer Ersin Berzeg

Kafkasya Gerçeği Sayı:6, Ekim 1991, Sayfa: 1,2,3

.

.

Sefer Ersin Berzeg’in aşağıda sunduğumuz yazısını ilk okuduğumda da çok beğenmiştim. Özellikle ilk paragrafı, Diasporadakilerin anavatan barışçıl yollarla dönebileceği fırsatının doğduğunu vurgulayan ilk paragrafı çok sevmiştim. Sevmiştim çünkü, grubumuzun “Dönüşçü” olarak adlandırıldığı ilk günlerinden beri seçtiğimiz politikayla, anavatana barışçıl yollarla dönmek politikasıyla birebir çakışıyordu. Rejim ne olursa olsun Anavatana barışçıl yollarla nasıl dönülebileceğini arayıp durduk.
.......................
Yılların birikimi bu düşünce, hazırladığım ve büyük ölçüde değişikliğe uğramadan 2003 genel kurulunda kabul edilen DÇB ilkeleri taslağına da yansımıştı.
.......................
Лъэпкъхэр дунейм къыщытехьа япэрей махуэхэм шыш1эдзауэ и лъэпкъым хуэпэж, абы иригушхуэ, лъэпкъыр иригъэф1эк1уэным, игъэдэхэным хуэлажьэ лъэпкъыпсэ хэкупсэхэр щы1эу къогъуэгурык1уэ. Абы дэщ1ыгъууи, я лъэпкъ хура1э лъагъуныгъэм къыпкъырык1ыу, къызыхэк1а лъэпкъым зи псэр хуэзыгъэт1ылъахэр зэрымымаш1эри зымыц1ыху щы1экъым. Аращи, "лъэпкъ 1уэхугъуэхэм я зэф1эхын къезыгъэжьар сэращ, дэращ" жьып1э хъунукъым зэик1. Ауэ мэхъур лъэхъэнэ зэблэк1ыгъуэ, лъэпкъ насып къэгъэзэгъуэ. Мис апхуэдэ лъэхъэнэхэм псэуа лъэпкъ унафэш1хэр, лъэпкъым игъэсахэр, лъэпкъ гулъытэ зи1эхэр, лъэпкъым шыш дэтхэнэ зы ц1ыхури насыпыф1эу къэббж хъунущ. Насып къэгъэзэгъуэхэм лъэпкъым хуэблэжьым къыпэк1уэри нэхъ нэрылъагъущ. Арами, я 1энат1эм, я къарум, я щ1эныгъэм елъытауэ, гулъыту я1эм елъытауэ лъэпкъым хуалэжьын хуейр хуэзымылэжьхэри шы1эхэш, ик1и ахэр гъэмысапхъэхэщ. Тхыдэми игъэкъуаншэжынущ апхуэдэхэр. Дэ зэй шэч къытетхьэркъым: ди лъэпкъыр щыракъухьа япэрей махуэм щышщ1эдзауэ лъэпкъыпсэ хэкупсэхэр зыш1эхъуэпса, зыхуэлэжьа, зылъыхъуа закъуэр, зыщ - иракъухьа и лъэпкъыр зэхуишэсыжыныр, абы и ш1ыналъэ егъэгъуэтыжьынуращ.
.......................
Halkların var olduğu ilk günlerden bu yana, halkına sadık, halkını ileriye götürmek, güzelleştirmek çabası içinde olan, halk severler, vatanseverler olageldi. Bunun sonucu, halklarına olan sevgileri nedeni ile halkları için can verenlerin sayısının az olmadığını da bilmeyen yoktur. Dolayısı ile “ulusal sorunların çözümü benimle, bizimle başlamıştır” denmemeli hiçbir zaman. Ancak geçiş dönemleri, halkaların daha şanslı olduğu dönemler. İşte böylesi şanslı dönemlerde yaşayan halkın yöneticileri, aydınları, bilinçlileri, dahası halkın her bir bireyinin şanslı sayılması gerekir. Böylesi dönemlerde halk için yapılan çalışmaların getirisi de daha göz önündedir. Yine de kimileri yetkileri, güçleri, bilgileri, yetenekleri ölçüsünde halkı için yapılması gerekeni yapmamakta, kınanmayı hak etmektedirler. Ki böylelerini tarih de kınayacaktır. Biz hiç kuşku duymuyoruz ki; Halkımızın dağıtıldığı ilk günlerden başlamak üzere, halk severlerin, vatanseverlerin özlemi, aradığı, uğruna çaba gösterdiği tek şey “Dağıtılan halkını bir araya getirmek, vatanını bulmasını sağlamaktır

.......................
Yazıyı, seveceğiniz umuduyla, okuyanları öncelikler konusunda düşündürür umuduyla bir kez daha yayımlıyor, yazarını da kutluyoruz.
.......................
Necdet hatam


___________________

 

Sovyetler Birliği'ndeki sistemin çöküşü, ekonomik ve etnik birçok sorunla birlikte, biz Kafkas sürgünlerinin çocuklarına üç nesilden beri umutla beklediğimiz, birçoklarımızın uğruna öldüğü bir fırsatı da birlikte getiriyor. İnsanlarımız, atalarımızın kavuşabilmek için canlarını verdikleri ata topraklarına barışçı yollardan geri dönme olanağını kazanıyorlar. Üstelik yüz yıldan fazla bir süredir dünyanın dört bucağında yok olup giden göçmenlerimiz kadar, kendi vatanlarında küçük azınlıklar haline getirilmiş olan Kafkasya'daki soydaşlarımızın da bu dönüşe ve sürgündeki soydaşlarıyla buluşup bütünleşmeye ihtiyaçları var.

Sürgünlerle boşaltılıp kolonize edilen eski geniş Çerkes ülkesinin ortasında küçük bir ada halinde kalan Adigey Özerk Yöresi'nde yaşayan kardeşlerimiz bugünlerde egemen bir cumhuriyet haline geldiler. Fakat yüz yıldır süren savaş ve sürgünlerin bir sonucu olarak kendi başkentlerinde bile çoğunluğu oluşturamıyorlar. Bu durum ülkelerinin bir “Çerkes toprağı” olmasını engelleyemese de onlar için esaslı bir dezavantaj oluşturuyor. Ve düşününüz ki bugün Anadolu 'da sadece Samsun ve Çorum illerinde bile Adigey Cumhuriyeti’nde bulunandan daha fazla Adigey kökenli yurttaşımız yaşıyor.

Karadeniz kıyılarında, büyük Çerkes sürgününden nasılsa kurtulabilmiş olan küçük Shapsugh topluluğu, orada hiç değilse ulusal bir yöre oluşturmak ve sonra da diğer kardeşleriyle birleşebilmek için takdire değer bir mücadele veriyor. Sayıları on beş bini geçmiyor bu kardeşlerimizin. Düşününüz ki Anadolu' da, Samsun' un Çarşamba-Terme yöresinde yaşayan Adigelerden sadece Shapsugh kökenli olanlar bile sayıca onlardan daha çoktur.

Abhazya Cumhuriyeti'ne musallat olan Gürcü şovenizmi, cumhuriyete adını veren ama kendi ülkesinde azınlıkta bırakılmış olan Abhaz kardeşlerimizi bütünüyle dünyadan silmeye uğraşıyor. Yörede yaşayan tüm Abhazların sayısı yüz binden çok fazla değil. Buna karşılık Anadolu'da yaşayan Abhaz yurttaşlarımızın sayısı bunun birkaç katıdır. Gürcü şovenizmi bununla da kalmıyor, Rus istilasına kadar tek bir Gürcü'nün ayak basmadığı Güney Osetya'nın, hatta Soçi yöresindeki Çerkes (Wubıh) topraklarının da Gürcü’lere ait bulunduğunu iddiaya kalkıyor. Bilindiği gibi Çarlık Rusya'sına karşı Kafkasya’nın bağımsızlığı için en inatçı savaşları yürütmüş olan Wubıhların torunları da bugün bütünüyle Türkiye'mizde yaşıyorlar.

Tüm bu durumların nedeni, Çerkes topraklarının yüz yıldan fazla süren savaş ve sürgünler sonucunda sahipleri olan Çerkes halklarından “temizlenmiş” oluşudur. Ancak bu noktada tarihi bir gerçek daha ortaya çıkıyor. O topraklar, bazılarının sandığı gibi sahipsiz değildir. Kafkasya dışında büyük çoğunluğu Türkiye'mizde ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak üzere bu topraklardan asla vazgeçmemiş, kökleri, duyguları ve akrabalık bağlarıyla o topraklara bağlı önemli bir Çerkes kitlesi yaşıyor. Düşmanlarının yüz yıllık yoğun propagandalarına karşın yok edemedikleri bir gerçek daha var: Bu insanların babaları ve dedelerinden hiçbiri o cennet ülkelerini “kendi istekleriyle” ve geri dönmemek üzere terk etmemişlerdi. Zaten bu yüzdendir ki yüz yıldır Kafkas sınırlarında oluşan her savaşta onların on binlercesi, Kafkasya'dan getirdikleri silahları ellerinde olarak oraya ulaşmak isterken can verdiler.

Bizler bir dünya cenneti olan Kafkasya topraklarının değerini herkesten iyi biliyoruz. Çünkü o topraklar bizim yurdumuzdur!

Ve bugün yurdumuzda bulunan Adigey, Abhaz, Oset, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Çeçen-İnguş ve Dağıstan cumhuriyetlerinin parlamentoları, daha önce sürgünler ve çeşitli politik nedenlerle yurtlarını terk etmek zorunda kalmış olan insanlarımızın ve onların çocuklarının yurtlarına dönebileceklerini belirten resmi kararlar alıyorlar. Bu, zalim Çarlar ve onların izleyicileri tarafından yurtlarından sürülen ve oraya dönebilmek için sayısız cephede kılıcı elinde can veren atalarımızın düşlerimi görmeyi bile umut edemedikleri tarihi bir gelişmedir.

İnsanlık ve tarihi gerçekler bugün bizden yanadır.
Kafkasya bizleri çağırıyor.
Zaman gelmiştir!

Sizler! Yüz yıldır Uzunyayla bozkırında, Samsun'un, Sinop'un, Tokat ya da Maraş'ın bazıları bir mezarlıktan ibaret kalmış küçük göçmen köylerinde, bire beş vermeyen küçük tarlalarının başında ömür tüketen kardeşlerimiz! Vaktiyle dedelerimizin temiz ve vefalı kanlarıyla suladığı verimli Kafkas ovalarının bugün sizlere olan özlemi, belki sizin ona duyduğunuz özlemden daha güçlüdür. Orada sizi ve dilinizi anlayacak insanlar, soydaşlarınız, akrabalarınız sizleri bekliyorlar. Bugünlerde Adigey'de ve Abhazya' da ev yaptıran insanlarımız, bir ev de “sürgünden geri dönecek kardeşleri için” yaptırıyorlar. Sanki daha dün oradan ayrılmışsınız gibi içtenlikle kollarını açmış sizleri bekliyorlar.

Artık yurdunuza dönün!

Sizler, Suriye' de yaşayan kardeşlerimiz! Yurdunuzu kaybettiğiniz günlerden Golan Tepeleri'nde, Dürzi dağlarında ve Filistin çöllerinde kimler için ölmediniz? Bugün elinizde kalan nedir? Bu ülkenin bu güne kadar sizlere veremediği mutluluğu bundan sonra çocuklarınıza vereceğine inanabiliyor musunuz? Sizler hiç değilse ulusal kişiliğinizi ve onurunuzu koruyarak bugünlere gelebildiniz. Çocuklarınızın bu şansı da olmayacak. Yurdunuza dönün!

İsrail'deki iki köyde yaşayan kardeşlerimiz! Bugün belki fazla bir sorununuz yok. Hatta diğer Arap ülkelerindeki kardeşlerinize karşı bir propaganda olarak sizlere sera bitkileri gibi özel bir özen bile gösteriliyor. Ama bu nereye kadar böyle gidebilir Bir düşmanlık dünyasının ortasında yaşayan bu küçük ülkede, başka bir gezegenden gelmişçesine ne zamana kadar yaşayabilirsiniz? Tüm geçmişiniz ve akrabalarınız gibi geleceğinizde, yüz yıldır sizlere özlem duyan ata topraklarınızdadır. Dünyanın dört bucağından akarak, iki bin yıl önce terk ettikleri Filistin topraklarında toplanan ve yeniden bir millet olan Yahudileri örnek alın. Yurdunuza dönün!

Ürdünlü Çerkesler! Amman'da, Süveyleh'de, Zarka'da gördüğüm Adıge ve Çeçen kardeşlerimiz! Oradaki, tenleri Arap göklerinin güneşi ve rüzgârıyla kararmaya başlamış, ama gözleri hala Kafkas göklerinin ve ormanlarının rengini taşıyan çocuklarımızı, Nart' ları, Anzor' ları, Dinemyis' leri alın ve götürün yurtlarına. Oralarda onlar için bir gelecek yoktur. Kafkasya' da her şeye karşın “bu toprak benim yurdumdur” diyebilecek ve yeni bir güç kazanacaksınız. Yüz yıldır çocuklarını bekleyen ıssız Kafkas toprakları da sizlerle güçlenecektir. Yurdunuza dönün!

Sen! Çatırdamaya ve parçalanmaya başlamış Yugoslavya' da, bir yığın yabancı kültürün ve kendisini ilgilendirmeyen kavgaların ortasında kalmış olan Adige delikanlısı! Sen orada neyi bekliyorsun? Zalim Çarların yakıp yağmaladığı Kafkasya'dan oraya sığınan atalarına bir üvey anne bile olmayan o topraklar, bu saatten sonra sana ve çocuklarına ne verebilir? Sömürgecilerin yıllar boyu sana kapattığı ata yurdunun kapıları bugün açılmıştır. Açılmasa da zorla onları. Atalarını yok eden acımasız savaşlardan ve sürgünlerden neyin kaldıysa topla. Toparlan ve yurduna dön! Bugün onun sana olan ihtiyacından çok, senin ve çocuklarının gerçek bir yurda ihtiyacınız var.

Son otuz yıldır Almanya, Avusturya, Hollanda ve benzeri ülkelerin fabrikalarında, madenlerinde ekmek parası için ter döken, ya da iş bulamayıp o ülkelerin “işsizlik sadakası” ile geçinmeye çalışan kardeşlerimiz. Sizler de binlerce kişisiniz. Belki farkında değilsiniz ama yalnız bulunduğunuz o ülkelerde değil, pasaportunu taşıdığınız ve çıkıp geldiğiniz ülkelerde de birer “yabancı”sınız. Bu köksüz yaşamınız ne zamana kadar sürecek? Daha da önemlisi, bunca değişik kültür arasında ne olduğunu şaşıran çocuklarınızın geleceği nasıl olacak. Beklemenin artık anlamı yok. Onları alın ve ata yurtlarına götürün.

Ve nihayet sizler, Anadolu'dan Mısır'a, Balkanlar'dan Avrupa ve Amerika ülkelerine kadar, yaşayıp öldüğümüz tüm yabancı topraklarda bıraktığımız sahipsiz göçmen mezarlarında yatan atalarımız! Bizleri en iyi sizler anlarsınız. Uğruna yaşayıp öldüğünüz ve bizlere bıraktığınız o vazgeçilmez rüyayı, Kafkasya'ya geri dönme ve orada bütünleşme gayenizi gerçekleştirmeye çalışan torunlarınızı, sizleri yabancı topraklarda bırakıp gittikleri için kınamayacağınızı çok iyi biliyorum. Çünkü sizler bizden de iyi biliyorsunuz ki orada, Karadeniz'in doğu kıyılarında uzanan öz topraklarımızda da ortak atalarımızın taşı bile kalmamış milyonlarca, milyonlarca mezarları var. Zaten o mezarlar değil midir ki, yüz yıldan beri hepimizin içinde birer fener gibi yanıp sönüyor, bizleri geri dönmeye ve o toprakları sahiplenmeye çağırıyorlar.

Sizler, bizler ve tüm kardeşlerimiz ancak o topraklarda bir araya gelebiliriz.

Kafkasya bizim ata yurdumuz, bin yılların ötesine uzanan ortak geçmişimiz ve tek geleceğimizdir. Bugünkü durumda insanlarımızın onun dışında bir geleceği olmayacağı da ortadadır.

.

.

          

.