MENÜ

 
 
 
 

www.circassiancanada.com         

20 Ocak 2006. Muhlis Sabahattin Ezgi’nin Ayşe Opereti yeniden sahnelendi. İnternet sayfalarında Muhlis Sabahattin Ezgi’ye, opereti yeniden yazan Gülriz Sururi’ye, Muhlis Sabahattin Bey için söylenenlere ilişkin çok şey okuyabilirsiniz. Ben bunların tamamını okuduğumu söyleyemem. Ancak okuduklarımın hiçbirisinde Türkiye’de yeni bir müzik türünün öncüsü Muhlis Sabahattin Ezgi’nin Çerkes olduğunun belirtilmediğini gördüm.
........................
Muhlis Sabahattin ve Ayşe Operetinin gündemde olduğu bu günlerde Sevgili P’it’onun (Sevgili Dostum İsmél Özdemir Özbay’dır) Kafdağı Dergisinde yayımlanmış yazısını anımsadım. Daha önce okumuş olanlar yeniden tadına varır, genç arkadaşlar da belki tanıdıkları, sevdikleri bu değerli insanın, Muhlis Sabahattin Ezgi’nin bir Çerkes oluşundan coşku duyarlar diye düşündüm.
........................
Necdet Hatam

.........

MUHLİS SABAHATTİN EZGİ
Yismeyl Özdemir ÖZBAY

Kafdağı Dergisi, Sayı 4, Şubat-Mayıs 1990, Sayfa 20-21

.........

.........

Muhlis Sabahattin, Sultan Abdülaziz döneminde sarayda baş mabeyincilik (Özel Kalem Müdürlüğü) görevinde bulunan Adıge bir aileden gelme Hurşit Bey’in oğludur. Hurşit Bey, Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra, önce Mardin’e, daha sonra da Adana’ya sürülmüştür. Muhlis Sabahattin bu sürgün sırasında 1899 yılında Adana’da doğmuştur. Hurşit Bey, çağının büyük alaturka sanatçıları düzeyinde keman, ud, lavta ve diğer birkaç çalgı çalardı. Muhlis Sabahattin de müzik zevkini ve eğilimini babasından almıştır.

Hurşit Bey, Çerkes geleneklerinin gereği olarak direkman oğlu ile ilgilenmez, onu uzaktan izler, çok resmi düzeyde ilişki kurardı. Bu ilişkiye karşın oğlunun müzik eğilimini ve yeteneğini çok erken sezmiştir. Bu konuda eşine söylediği şu sözler çok ilginçtir. “Sinesaf, sana esefle bir şey söyleyeceğim, öyle seziyorum ki Muhlis, mızıkacıdan başka bir şey olmayacak. Bu sebeple onu tabiatın seyrine bırakmaya karar verdim. Eğer ömrüm vefa ederse, Muhlis’i oniki yaşında Moskova’ya göndereceğim. Orada konservatuarı bitirsin ve bir daha da Osmanlı topraklarına dönmesin.”

Geleceğin bestekarı üzerine kuşkusuz olumlu etkisi olabilecek bu kararını uygulamaya Hurşit Bey’in ömrü yetmedi, sürgün yerinin değiştirilmesi üzerine gönderildiği Drama’da öldü. Babası öldüğünde Muhlis henüz sekiz yaşında idi. Selanik’te terakki okuluna gitti. Bu kentte yaşamak zorunda idi. Çünkü çocuk yaşta olsa bile sürgün bir babanın erkek çocuğu idi ve Osmanlı sarayı onun Selanik’te kalması için iradesini çoktan açıklamıştı. Muhlis, onbeş yaşına dek Selanik’te kaldı. Annesinin ısrarla padişaha yaptığı başvurular, sonunda etkisini gösterdi, aile 1904 yılında nihayet İstanbul’a getirildi. Muhlis, Selanik’te iken 11 yaşında ilk bestesini yapmıştı. “Etme eza, etme cefa aşıkınım…” diye başlayan hicazkar makamındaki şarkı ilk bestesidir.

İstanbul’a geldikten sonra Galatasaray Lisesi’ne yerleştirildi. Batı müziği ile ilk kez, lisedeki İtalyan müzik öğretmeni sayesinde tanışıyordu. Bu hocadan piyano dersleri aldı. 1908 Meşrutiyeti’nin getirdiği geniş özgürlük ortamında o da modaya uygun politikayla uğraşmaya başlıyordu. O zaman henüz 19 yaşında idi. Fransızca’yı da ilerlettiği için yabancı basını izliyor, Avrupa’da olup biten her şey, yayınlanan yeni fikirler, yeni cereyanlar onu da etkiliyordu. Bu yeteneklerini ve birikimini de kullanarak, İttihat ve Terakki Partisi muhalifi olarak basın yaşamına atıldı, gazeteciliğe başladı. Muhlis Sabahattin bu yeni eğilimleri için şöyle diyor:

“Pek küçük yaşımdan beri beni korkutan ve düşündüren bir şey kafamın içerisinde yaşardı. Bir adam dünyaya gelir mukadder olan seneleri yaşar, sonra ölür gider, ne bu dünyaya gelişinden, ne bu yaşayıştan, ve nihayet ne de bu göçüşten kimsenin haberi olmaz. İşte bu benim için korkulu bir düşünce idi. Nihayet ölecektim ama, yaşayışımdan dünyada izler bırakmak istiyordum. Bu hırsla –bu kelimeyi kullanmaya mecburum- pek genç yaşımda politikacılığa başladım. Çok az bir zamanda harikulade cerbezem sayesinde etrafımda biraz gürültü yapabildim. Sonra bu mesleğin mütemmimi sayarak, gazeteciliğe de giriştim. Gün geçtikçe ekseriyet partisi için bir tehlike olmaya başladım. Nihayet belayı defetmek lüzumu baş gösterdi..tevkif olundum, hapsedildim, sonra da sürüldüm. Fakat Avrupa’ya kaçtım. Hulasa binbir macera… Nihayet o zaman sözü geçen yakın dostlarımın şefaat ve iltimasıyla bir hususi afla memlekete döndüm. Döndüm ama, bu da bir çok kayıt ve şartlarla oldu. Politika yapmamak, yazı yazmamak, İstanbul’a cıvar köylerden birinde oturmak, ihtiyaç
olmadıkça şehre dönmemek gibi. Görüyorsunuz ki bu şartlarla küçüklüğümden beri beni kemiren korku tahakkuk edecekti. Şimdi şöhrete bir başka kestirme yol bulmak lazımdı.”

Muhlis Sabahattin böylece yeniden ve yalnızca müzikle uğraşmaya başladı. Halkın büyük beğenisini toplayan operetler, konser yapıtları, pek çok şarkı, fantezi, marş bestelemiştir. 1920-1922 yıllarında Beşiktaş Çerkes Kız mektebinde müzik dersleri vermiştir. (3) Bu arada film müzikleri de yapmıştır. Sıkıntı içinde geçen bir yaşama karşın bir çok ünlü sanatçının yetişmesine de katkıda bulunmuştur. Muhlis Sabahattin yapıtlarını üç bölümde değerlendirmekte ve değişik janrlara ayırmaktadır.

1917-1920
Çaresaz opereti, Hilaliahmer Revüsü, Büyük ateş adlı müzikal piyes, Zühre; Feerik Operet, Şartızadeler adlı müzikal komedi, Zehra müzikal komedisi…

1921 – 1935
Ayşe; Opera komik, Gül Fatma; Operet, Asalmetab; Fantezi Operet, Monbey; Müzikal komedi, Muteber Paşa; Ferik Operet, Anam Kayseri; Müzikal komedi, Perde Arkası: Müzikal komedi, Kadınların Beğendiği: Müzikal komedi…

1936 – 1942
Aşk Mektebi; Operet, Efenin Aşkı; Operet, Yerden Göğe; Ferik Opera, Muhasebeci Mutedil Efendi; Müzikal komedi, Çingene Aşkı; Revü…

Sayılan yirmi beşe yakın bütün bu e yapıtların güftelerini de bizzat kendisi yazmıştır. Bunlar arsında “Haraboldu tütmüyor artık Çerkes Ocağı…” gibi Anayurt’un özlemini dile getiren parçaları da bulunmaktadır. Bu sahne eserleri dışında yaptığı bestelerin en ünlülerini şöyle sıralayabiliriz. Nihavend Düyek, Hicazkar Curcuna, Hicaz Yürük Aksak vb. şarkıları çok ünlüdür.

Muhlis Sabahattin elinin pek çok açık olmasından dolayı yaşamının son zamanlarını sıkıntı içerisinde geçirmiştir. Şehir Tiyatrosu sanatçılarından olan kızı Melek Hanım’ın pek genç yaşta ölmesi de onu çok sarsmıştır. Türk müziğine değişik yorumlar ve yaklaşımlar getiren besteci Neveser Kökdeş, Muhlis Sabahattin bey’in küçük kız kardeşidir. Bu aileden hayatta kalanlar ise Muhlis Sabahattin Bey’in çocukları, Halis Sabahattin Bey’in çocukları, Kainat Güzeli Keriman Halis Ece ile Futbol adamı Turgan Ece’dir.

Muhlis Sabahattin yokluğun ve imkansızlıkların getirdiği hastalığı ile cebelleşmiştir son yıllarında. Heybeliada Sanatoryumunda tüberküloz tedavisi görürken 10 Şubat 1947 tarihinde elli sekiz yaşında ölmüştür. Sürgünde doğan, sürgünde başlayan ve sürgünde noktalanan bir yaşam. Köhne tiyatro kulisleri, sonu gelmez yorucu turneler,olanaksızlıklar içinde geçen sanat uğraşısı böylece sona ermiştir. Ölümünün 43. yıldönümünde onu saygı ile anıyoruz.

Ölümü, Türkiye’deki sanat çevrelerinde büyük üzüntüye sebep olmuştur. Onun için basın organlarında değişik yorum ve değerlendirmeler çıkmıştır ölümünden sonra. Bunları böyle dar bir yazı içinde değerlendirmek olanaksızdır. Bir kaçından söz etmekte de yarar vardır.

“Şurası muhakkak ki, eğer Muhlis Sabahattin, çok sesli musiki terkibine lüzumlu kaidelere sahip bulunsaydı, kendisinde mevcut atavik sezgi sayesinde bugün hala beklemekte olduğumuz modern Türk musikisinin temellerini atmaya muvaffak olabilecek bir sanatkardı. Her halde ismi musiki tarihimize girecek bir sanatkardır.” Celal Esad Arseven

“Muhlis Sabahattin elli yıllık bir sukut ve kısırlık devresinden sonra, ilk karşılaşılan modern Türk bestekarı olmak mazhariyetini daima muhafaza edecektir.” Burhan Arpad

“Doğdu, yaşadı ve dünyadan “iz bırakmak sureti ile” göçtü” Ahmed Hisarlı

“Muhlis Sabahattin, bu memlekete bir çok değerli şahısların hayatında olduğu gibi sanatında tam manasıyla bir autodidactique, kendi kendi yetiştiren bir örnektir. O musiki alemimizde öyle parlak bir merhale yaratmıştır. Nev’i şahsına münhasır üslubuyla bestelediği şarkılar, musiki arşivimizde tazeliğini daima koruyacaktır.” İ. Galip Arcan


BİBLİYOGRAFYA

1 – Burhan Arpad. Muhlis Sabahattin 1947, İstanbul
2 - Yılmaz Öztuna, Türk Bestecileri Ansiklopedisi, sh.57 Hayat yayınları İstanbul
3 - Musiki ve Operetimiz, Tiyatro ve Musiki Dergisi. No:11 5 Nisan 1928
4 – Vural Sözer Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi. Sh.328 İstanbul 1964
5 - Meydan Larousse 4. Cilt
6 - Sefer Ersin Berzeg, Ö.Özbay, Kuzey Kafkasya Göçmenlerinde Besteciler, Ressamlar Hattatlar. KKKD Gençlik Kolu Yayınları Ankara 1971.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tek isteğim 'Bravo Gülriz'e bizi böyle bir besteciyle tanıştırdı' demeleri

Şirin SEVER
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/10/24/gny/gny103-20051024-200.html

Bugüne kadar Kaldırım Serçesi, Sokak Kızı İrma, Kabare, Hair,
Direklerarası ve Keşanlı Ali Destanı gibi Türk tiyatro tarihine damga
vuran müzikallere imza atan Gülriz Sururi, bu kez anne ve babasının 30'lı yıllarda oynadığı Ayşe Opereti'ni sahneye koymaya hazırlanıyor. Destek sözünden cayanlar yüzünden kamikaze gibi yoluna devam ediyor.


1930'lı yıllar... İstanbul'un altın çağı... Dönemin ünlü dans salonlarından birinde tanışan ve aşık olan Abdülhamit'in kilercibaşısı İbrahim Bey'in torunu Suzan Hanım ve Nazif Sururi Paşa'nın oğlu Lütfullah Bey, aileleri evlenmelerine izin vermediği için evden kaçar; arkadaşlarının babası Muhlis Sabahattin Bey'in evine sığınır. Muhlis Bey; Muhsin Ertuğrul'un film müziklerine imza atan dönemin ünlü müzisyeni. Batı ve Türk müziğini kaynaştıran yepyeni bir müziğin öncüsü. O sıralar, bir aşk hikayesinin anlatıldığı ünlü 'Ayşe Opereti'ni sahnelemek üzeredir. Ortaya çıkar ki, evine sığınan bu iki gençten biri çok iyi bir tenor, diğeri de müthiş bir sopranodur. 'Sen gel Ayşe ol, sen de Ahmet' diyerek operetteki ana rolleri onlara verir. İlk kez sahneye Samsun'da çıkarlar.


Ünlü soprano dokuz aylık hamileyken bile sahneye çıkmayı sürdürür. Yani
Gülriz Sururi daha anne karnındayken Ayşe Opereti'ne aşinadır! Ancak anne
ve babasının bu rolleri Muhlis Bey'den nasıl aldığı konusunda hiçbir bilgisi yok. "Nasıl olduğunu bilmiyorum, keşke babama 40 kez anlattırsaydım" diyerek ekliyor: 'Ay babam yine bunları mı anlatacak' diye kaçıp gitmelerimi hatırlıyorum da... Oysa insan yaşarken karşısındakini sünger gibi sıkıp bilgilerini almalı. Yine de kulağımda kalanlarla kitaplarımda çok sayfa doldurdum. Sanıyorum Muhlis Bey, o rolleri oynayanlar kapris yaptığı için anne ve babama teklifte bulunmuş...

 

Ne kadar sahnelenmiş bu operet? İşte onu bilmiyorum, yıllarca oynanan birşey. 'Operetin kralı' deniyormuş o dönem... Ben 20'li yaşlarıma geldiğimde babam bana notaları hediye etti ve "Gülriz, annenin rolünü oynamanı istiyorum" dedi. Ben de hiç düşünmedim çünkü o zaman operet benim için çok eski. Babam çok ısrarcı oldu, yıllar sonra da notaları benden istediğinde bulamadım. Onun evinde kalmış o zamanlar... Sonra TRT 1966 yılında babamdan, 'Türk operetleri' diye bir dizi yapmasını istedi. Babam da bu çok sevdiği hikayeyle başlamak istedi. Bana da annemin rolünü teklif etti. Kendi rolünü de Zeki Müren'e söyletmek istedi. "Baba ne yapıyorsun çok değerli bir şarkıcı olabilir ama alaturka bir şarkıcı sonuçta. Operet müziğiyle ne alakası var" diye itiraz ettim. "Söyleyecek çünkü onun kadar iyi bir tenor daha yok" dedi babam da. Sonra ben kaçtım...

Neden kaçtınız? Kaçtım çünkü harikulede bir ses, benim müzikal kariyerimi mahvedecek! Razı olmadım; babama ve Zeki Müren'e birer mektup yazdım ve özür diledim.

Tek neden Zeki Müren'in sesi miydi yani? Tabii canım! Hatta mektupta 'Eğer televizyon olsa ben karşınızda durabilirdim ama görüntüsüz, sadece ses olarak bu kadar yok olmaya razı değilim' dedim.

Sonra pişmanlık duydunuz ve Ayşe Opereti'ni tekrar sahneye koymaya mı karar verdiniz! Hayır. 2000'li yıllardı, bir gece babamı rüyamda gördüm. Bana dedi ki, "Nerede sana verdiğim notalar?" Gülriz sen bir proje yapmak istiyordun, işte sana işaret! diye düşündüm o an. Örümceklerin, tozların arasından o radyo kesitini çıkardım. Fakat 15 dakikalık bir metin var kasette. Ben de oturup baştan yazdım, 15 dakikalık metinden bir hikaye yarattım.

O günkü operetten değişen ne var? Yine 1930'larda geçiyor ama yazım şeklini biraz daha günümüze uyarladım ve yönetmenimiz Başar Sabuncu'ya teslim ettim. "Biz Shakespeare'in sağ kulağından girip sol kulağından çıkıyoruz, nedir sendeki bu Muhlis Bey sadakati?" dedi. Ben bundan da cesaret alarak değişiklikler yaptım. Ana tema aşk ama oyun genişletildi, büyütüldü, sayı 18'e çıktı.

O günün aşklarıyla bugünün aşkları arasında çok fark var. Oyunu bugüne uyarlarken zorlandınız mı? Bana bakmayın siz, ayağım yere sağlam basar ama  ilk bakışta aşka da inanan romantiklerdenim. (gülüyor) Ama bugünün gençleri ilk bakışta aşka inanıyor mu onun biraz üzerinde durmak gerekir. Belki bu oyuna gelirlerse böyle bir aşkın havasını yaşarlar.

65 yıldır sahnelenmeyen bir oyunu sadece gördüğünüz rüya yüzünden mi sahneye koydunuz?  Rüyalardan, romantizmden çok hoşlanan biri olmama rağmen ayakları yere sağlam basan bir insanım. Önemli olan şuydu: Muhlis Sabahattin Bey'in o muhteşem müziği yıllardır mezara sokulmuştu. Ben şimdi o örümcekleri üflüyorum. Ben şu ana kadar hep özgün müzikleri olan müzikallerde oynadım. Son yıllarda gördüklerimizse, kesinlikle küçümsemek adına söylemiyorum, müzikal değil; piyasa müziklerinin toplandığı, şovmenlerin rol aldığı olaylar... Müzikal kaç yıldır yapılmıyordu. Ve ben bunu misyon gibi düşündüm. Bu operetin, müziği sayesinde bir Keşanlı Ali Destanı, Lüküs Hayat çizgisinde olacağına, belki de onlardan çok başka bir yere taşınacağına inanıyorum.

.........

.........

          

kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı  kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı kafdagi kafdağı kaf dagi kaf dağı

www.circassiancanada.com         

..