|
“Yok oluyoruz”, “Bir halk tükeniyor mu?”, “Kafdağı'na
yolculuk var”, “Dönelim ama nasıl?”, “Ne yapalım da
ulusal kimliği koruyalım?” bunlara benzer kaygı, endişe
dolu cümleleri sık sık duyar olduk.
Geçtiğimiz aylarda iki yayım organı "NOKTA" ve "HALKIN
GERÇEĞİ" dergileri K. Kafkasyalıların ulusal kültürel
sorunlarına genişçe yer verdiler. Özellikle “ÇERKESLER
KAFKASYA'YA DÖNÜYOR” başlıklı kapak konusuyla NOKTA
dergisi kamuoyunda büyük etki bıraktı. Konu, toplumun
çeşitli kesimlerinde tartışılmaya başlandı. “Ne
oluyoruz?” “Nereye gidiyoruz?” diyenlerin yanı sıra
“Acaba olabilir mi?” “Olursa nasıl olur?” diyenlere de
rastlandı. Çerkeslerin ulusal - kültürel yok oluş
sorununa getirilen çözüm önerileri, aydınlar arasındaki
tartışma boyutundan, toplumun çeşitli kesimlerini içine
alacak şekilde, geniş kitlelerce tartışılmaya başlandı.
Bu tartışmaların halkın geniş kesiminde bıraktığı etkiyi
ve sonuçlarını şimdiden görmemiz mümkün değildir. Ancak
konuyu çok yönlü irdeleyen dergilerdeki görüşlerin
yorumlanmasını gerektiren yönlerinin bulunduğu
kanısındayız.
NE DEDİLER? NE YAZDILAR?
Çerkes toplumu hakkında geniş bir araştırma yayımlayan
HALK GERÇEĞİ dergisi konuyu 22 Nisan 1990 tarihinde “BİR
HALK TÜKENİYOR MU?”, 6 Mayıs 1990 tarihinde de
“KAFDAĞININ KAFKASYALILARI” başlıklarıyla iki bölümde
ele aldı. Dergiye göre; Çerkesler dil ve kültürlerinin
yok oluş kaygılarıyla, çözüm önerileri üzerinde
tartışmaktadırlar. Kimileri anavatan Kafkasya'ya
dönmenin, kimileride Türkiye de alınacak demokratik
hakların sorunlarına çözüm getireceğine inanmaktadırlar.
Görüşlerini “Dönüşü savunmayan Çerkes aydını değildir”
şeklinde formüle eden Bülent Tan “Tam bağımsızlık
koşulları, bir coğrafi bütünlükte olabilir. Bizim için
bunun sağlanacağı tek yer Kafkasya’dır. Bu nedenle
Çerkes'im deyip gelecek arayan herkes dönüşü düşünmek
zorundadır” derken, böyle bir yaklaşımı ütopik bulan M.
Özden'e göre de “anavatana dönüş çocuksu bir hayaldir.
Çerkeslerin sorunları demokratik mücadeleler sonucunda
çözümlenecektir”.
Görüşlerine başvurulan araştırmacı yazar İzzet Aydemir
de “Anadolu kültür mozaiğinin bir parçasıyız.
Yüzyıllardır getirdiğimiz zengin kültürümüzü
geliştirmek, korumak, yaşatmak istiyoruz.” demektedir.
Hemen hemen bütün Çerkeslerin dil ve kültürü geliştirme,
koruma ve yaşatma konusunda hemfikir olduğunu ileri
süren dergideki incelemenin 2. bölümünde genellikle
Çerkeslerin sosyal yapısı, tarihi konularında bilgi
verilmektedir.
“ÇERKESLER: KAFKASYA YA DÖNÜYORUZ” başlıklı kapak
konusuyla NOKTA dergisinin 17 Haziran 1990 tarihli
sayısında “KAFDAĞINA YOLCULUK” başlığıyla yayınlanan
incelemede “Kafkasya'ya Dönüş” tezi irdeleniyor.
Dergiye göre Çerkesler ulusal varlıklarını, kültürlerini
korumak için Anavatana dönme ile Türkiye'de ulusal
kimliği tescil mücadelesi etme önerilerini uzun yıllar
tartıştıktan sonra, fikirlerini netleştirmişler ve
Kafkasya'dan sürgünün 125. yılında dönüşe karar
vermişlerdir. Şimdi dönüşün nasıl olması gerektiği
üzerinde durulmaktadır. Anavatana dönmek için Sovyetler
Birliği ve Türkiye'den anlayış beklendiğinin ileri
sürüldüğü incelemede, asimilasyon olgusunun varlığı
kabul edilmektedir. Görüşlerine başvurulan Arslan Arı'ya
göre de: “Yok oluşa nihai bir çözüm olarak, dünyaya
dağılmış birbirinden kopuk insanlarımızın bir coğrafi
bütünlük içinde, atalarının topraklarında aynı dili ve
kültürü paylaşmak üzere bir araya getirilip
toplanmasından başka çare bulunmamaktadır. “Tek çare
Dönüş” tezini eleştiren M.Özden'e göre de ulus olarak
tümüyle yok olma tehlikesi söz konusudur. Ama “hadi
kalkın gidiyoruz” deyince kimse gitmemektedir. Bu
nedenle öncelikle ulusal kimliğin yayılması ve yeniden
üretilmesi gerekmektedir. Ulusal kimliğin tescili hem
bir hak, hem de bir görev olarak görülmelidir.
Dergide Ürdün'deki Çerkesler'le ilgili olarak yayınlanan
bir değerlendirmede de “Ürdün’de Çerkeslerin kendi
dilleriyle yayın yapma, okul açma gibi hakları olmasına
karşın Çerkesce konuşanların sayısında önemli ölçüde
düşmeler gözlenmektedir” denilmektedir.
“Dönüş düşüncesi şimdilik sadece aydınları etkileyen bir
hareket mi?” “Bugün öncü göç şeklinde yaşanan göç
hareketi kitleselleşebilir mi?” sorusunu İzzet Aydemir
“Dönüş yasal çerçeveye oturtulmadan, göçün
kitleselleşmesi mümkün değildir” şeklinde cevaplıyor.
Dönüşün güçlüklerinin dile getirildiği inceleme, dönüşü
aydınların şu mesajıyla son buluyor. “Sovyetler Birliği
bizim dönüşümüzden endişe etmesin. Biz yalnızca kendi
kaderimizi kendimizin tayin edebileceği bir yapı
oluşturmaya çalışıyoruz. Sürgünle müdahale edilerek
durdurulmuş iç dinamiğimizi yeniden canlandırmak
istiyoruz.”
SORUN TEK - ÇÖZÜM DE TEK Mİ?
Çerkeslerin ulusal-kültürel sorun ve çözümleri
konularında, her iki dergide görüş bildirenler “Bir
halkın diliyle kültürüyle yok olma sürecinde olduğu
konusunda” birleşmektedirler. Ayrıca “yok olan dil ve
kültürün yaşatılması için bazı tedbirlerin gerekli”
olduğu konusunda da birleştikleri görülmüştür.
Sorun ve çözüm için bazı tedbirlerin alınması
gerekliliği üzerinde anlaşanlar, siyasi çözümlemede
ayrılmaktadırlar.
Çerkes ulusal-kültürel sorununun çözümünde radikal bir
çözüm olarak görülen “Anavatana Dönüş” tezi Çerkeslerin
yaşadıkları tüm ülkeleri ilgilendiren bir konu olmasına
karşın, “ulusal kimliği tescil, demokratik hakların
alınması” tezi sadece Türkiye’yi ilgilendirmektedir ve
sorunun Türkiye açısından çözümüdür. “Dönüş” tezi birçok
ülkeye dağılmış Çerkes etnik grubunun tümünün ulusal-
kültürel sorunlarına radikal bir çözüm getirmesi
yönünden, ulusal, siyasi makro bir çözümdür. Diğer çözüm
önerileri ise kültürel boyutlu ve mikro düzeydedir.
Dergilerde yayınlanan görüşlerde “Anavatana Dönüş” ve
“Ulusal kimliği tescil, demokratik kültürel hakların
alınması” tezleri birbirlerine karşıtmış gibi ortaya
konulmuştur. İleri sürülen tezlerin plan, program taktik
ve stratejileri yeterince açık ve anlaşılır
olmadığından, bazı değerlendirme yanlışlıklarına
düşülmektedir.
Yaşanılan ülkelerde dil ve kültürü geliştirme hak ve
olanaklarının talep edilmesi ile “kendi toprağında kendi
kaderini çizen bir halk olma” istemi çelişmemektedir ve
birbirlerinin antitezi değildir. Dönüş tarihsel bir
süreçtir ve bugünden yarına hemen gerçekleşebilecek bir
hadise değildir. Elbette bu süreç zarfında, insanın
insan olmasından kaynaklanan temel hak ve özgürlüklerin
alınması istenilecektir. Kendi dilimizle okuyup yazma,
kültürümüzü folklorumuzu geliştirme konusunda her türlü
hak ve olanak talep edilecektir. Bu talepler insan
haklarının bir gereğidir. Bunu gerçekleştirmekte
devletlerin görevidir. Bu hakkı kullanabilecek toplumun
ulusal-kültürel bilinçlenmesi de gereklidir. Üzülerek
söylemek gerekirse, Çerkes toplumu dilini, kültürünü
korumak konusunda, fazla dirençli ve istekli
görünmemektedir. Kuşkusuz bunun sosyal, ekonomik ve
tarihi nedenleri vardır. Toplumda dili, kültürü koruma
ve geliştirme, yaşatma konusunda bir isteğin, direncin
sağlanması gereklidir.
Kültürel hak ve olanaklar yeterince kullanılamaz ve yok
oluşu önleyemez ise dahi, bu haklar talep edilmelidir.
Dilimizi, kültürümüzü özgürce geliştirme hak ve
olanaklarının talep edilmesinin, tarihin derinliklerinde
kalan, azınlık haklarıyla hiç bir ilişkisi yoktur. Artık
günümüzde en küçük halkların dillerini geliştirme,
kültürlerini yaşatma hakları, temel insan haklarından
biri sayılmaktadır. Çünkü bu halklar dünya kültür
mozaiğinin bir parçasıdır. Evrensel dünya kültürü, küçük
büyük demeden insanlık âleminin tüm kültür değerlerini
yaşatmayı, bir görev olarak kabul etmektedir.
Kültürel hak ve olanaklar, hiç bir zaman nihai hedef
olan “Anavatana Dönüş” tezini zayıflatmaz. Dönüş,
Anavatan K.Kafkasya’da sürgünle müdahale edilerek
durdurulmuş bir iç dinamiğin yeniden canlandırılması,
uluslaşma sürecinin tamamen sağlanmasına yönelik,
siyasal bir çözümlenmedir. “DÖNÜŞ” Anavatan K.
Kafkasya'yı da içine alacak şekilde Çerkeslerin
yaşadıkları tüm ülkeleri ilgilendiren siyasal, ulusalcı
bir harekettir. Bu hareketin şoven-milliyetçi
çığırtkanlıkla hiç bir ilişkisi de yoktur.
“DÖNÜŞ” talebi vatanlarından zorla sürülerek açlık,
sefalet, yokluk içerisinde, tarih sahnesinden silinmesi
amaçlanan bir halkın, kendi toprağında, mevcut siyasal
yapılanmayı dikkate alarak, kendi kaderini tayin eden
bir ulus olmaya yönelik siyasal bir harekettir. “Dönüş”
tarihi bir hatanın düzeltilmesine yönelik
ulusalcı-demokratik bir harekettir. Bu hareket kendi
toprağında azınlık durumuna düşürülmüş, toplumsal
direnci şu veya bu nedenle kırılmış, tarihi unutturulmuş
bir halkın var oluş mücadelesidir.
Bu var oluş mücadelesinin Anavatan/muhaceret
ülkelerinden farklı olmasına karşın, sorunun ortak ele
alınması gereklidir. Bu iş için, içinde yaşanılan
ülkelerin devlet ve kamuoyuna, konu tüm detaylarıyla
anlatılmalı ve bir güven ortamı sağlanmalıdır. Kuşkusuz
“haydi gidiyoruz” denildiğinde, bir kitle harekete
geçmeyecektir.
Sayın C.Hapi'nin Nokta dergisinde yayınlanan mektubunda
belirttiği gibi “sadece milliyetçi soyut istekler
kültürel kaygılar ile kitleler harekete geçmez. Hareket
için daha iyi bir toplumsal ve ekonomik hedef
gereklidir”. Ekonomik gelişme açısından güçlü bir
potansiyele sahip olan K.Kafkasya da kullanılmayan
hammadde, toprak, insan gücü harekete geçirilebildiği
takdirde, iyi olan toplumsal yaşam, daha da iyi
olacaktır. Daha iyi bir toplumsal yaşam hedefi de,
kuşkusuz tüm parasal, insan gücü, teknoloji
kaynaklarının oraya transfer edilmesiyle
gerçekleşebilir. Bu açıdan Çerkes kökenli iş
adamlarının, ata topraklarında yatırım ve iş imkanları
yaratmaları konusunda teşvik edilmeleri gereklidir.
Ayrıca küçük tasarruflarla oluşturulan ekonomik
birlikteliklere gidilebilinir. Bu konuda daha birçok
tedbir almak mümkün. Fakat daha önce insanlarımızın bazı
kararları almaları gereklidir. Bu kararlar:
1) Dünya durdukça dilimizi kültürümüzü koruyup,
yaşatalım mı?
2) Yaşatmak istiyorsak neler yapmamız gereklidir?
3) K.Kafkasya’yı ata toprağı, anavatan olarak görüyor
muyuz? Görmüyor muyuz?
4) Görüyorsak o topraklar için neler yapmalıyız?
Bu sorular duyarlı aydınlarca cevaplanmış ve çözüm
yolları konusunda bazı kararlara varılmasına karşın,
konu bir türlü kitleselleştirilememiştir. Bu iş için
ulusal-kültürel sorunlarda birleşen aydınların
müştereklerde güçlerini birleştirmeleri gereklidir.
Soyut ve kısır tartışmalardan ziyade ortak programlar
çerçevesinde birleşilmeli ve çalışmalar
yoğunlaştırılmalıdır.
Kanımca bu konuda demokratik bir formun düzenlenmesi
yararlı olacaktır. Duyarlı bir avuç aydının “Dönüşçü”
“Kalışa” şeklinde ayrılmalarının hiç bir yararı yoktur.
Çerkes dil ve kültürünün yaşatılması, geliştirilmesi
konusunda bazı tedbirlerin alınması gerektiği konusunda
duyarlı olanların, “Çerkeslerin kültürel sorunları ve
çözüm yolları” konulu bir demokratik tartışma formunda
bir araya gelmelerini öneriyorum. Bu platformda konu tüm
yönleriyle ele alınmalı, ortak çalışma programlarının
tespitine gidilmelidir. Ortak programlar çerçevesinde
güçler birleştirilmediği sürece, “yok oluş” sorunu dergi
sayfalarında, bir kaç aydının düşünce çerçevesinde
kalmaya mahkûm olacaktır.
KAYNAKLAR
1 Nokta Dergisi: 17 Haziran 1990 - 24 Haziran 1990, S.
24-25.
2 Halk Gerçeği: 22 Nisan 1990 – 6 Mayıs 1990 |