|
|

MENÜ
|
|
|
. |
|
. |
|
İNGİLTERE’NİN KAFKAS HALKLARINI VARLIĞINDAN HABERDAR
OLMASI
Osman Çelik
Kuzey
Kafkasya Kültür Dergisi, Yıl:3 Haziran-Temmuz 1972 Sayı:
13 – C. 3 |
 |
|
. |
|
. |
|
11 Mart
2006 Rahmetli Osman Çelik’in üçüncü ölüm yıldönümü
idi. Birleşik Kafkasya Derneği de üçüncü yılında bir
anma toplantısı yaptı.
Dilerim adına yaraşır şekilde anılmıştır. |
|
 |
|
|
......... |
Marje'de anma günü ilanını
görünce yine gerilere gittim. Osman Çelik’i Kafkasya
Kültürel Dergi’sinden tanırdım. Benim Ankara’da olduğum
dönemde Osman Bey Ankara dışındaydı. O Ankara’ya
geldiğinde artık ben Ankaralı değildim. Dernek
etkinliklerinde bir araya gelişler, Anavatandan gelen
konuk yemeklerinde kısa görüşmeler, birbirimizi çok
yakından tanımamıza yetmedi. Çerkes dili ile kültürü ile
var olsun istediğinden hiç kuşku yok. Ancak herkes bilir
ki sosyal konularda aynı şeyi amaçlamış olsalar bile,
kişilerin, grupların, örgütlerin, stratejileri,
taktikleri, farklı olabiliyor. Bizim de farklı idi.
Üyesi olduğumuz örgütler de… Ancak onun görüşleri de
netti benim de… Dolayısı ile birimizin söylediğini
diğerinin anlamadığı konuma hiç düşmedik…
Çoğu Kafkaslının, Osman Çelik’in romanlarını sevdiğini
sanıyorum. Bense “İngiliz Belgelerinde Türkiye ve
Kafkasya” adlıyla yayına hazırladığı belgeleri çok
önemsiyorum. Özellikle de belgeleri daha iyi anlamaya
yarayan, yada belgelerin damıtılmış özü diyebileceğimiz
“İngiltere’nin Kafkasya Siyaseti” adlı uzun olmayan
ancak anlamlı incelemesini…
İnceleme ve belgeleri, Kafkasya için uzaktan bir şey
yapılamayacağının, Kafkasyalının kaşı gözü için
kimselerin bir şey yapmayacağının bir kanıtı olarak
değerlendiriyorum. Ölümünün üçüncü yılında Osman Çelik’i
rahmetle anıyor, günümüz Kafkasya olaylarını anlamak
isteyenleri, olaylara ışık tutacak yapıtı, yeniden,
yeniden okumaya çağırıyorum.
Kaldığımız Yerden
Necdet Hatam

İNGİLTERE’NİN KAFKAS HALKLARINI VARLIĞINDAN HABERDAR
OLMASI
İngiliz ticaret gemileri, Akdeniz ve Karadeniz
sahillerindeki limanlara uğruyor, ticaret yapıyorlardı.
İngiliz devlet adamları da Ortadoğu olaylarına, Türk-Rus
savaşlarına ilgi gösteriyorlardı. Ancak, Türk-Rus
savaşlarında Kafkas Cephesindeki farklılığı fark etmiyor
ya da fark etmek istemiyorlardı. Kuzey Kafkasyalıların,
Ruslarla yaptıkları bağımsızlık savaşlarından haberleri
yokmuş gibi davranıyorlardı.
Oysa 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Osmanlı Devleti
yenilmiş, Kuzey Kafkasya’dan tamamen çekilmişti. Kuzey
Kafkasyalılar vatanlarını kendileri savunuyorlardı.
Ruslar elli yıl önce, Kuban ve Terek nehirlerinin
kuzeyinde, Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar uzanan
bir askeri hat oluşturarak, Kafkasya’yı kordon altına
almışlardı. O zamandan beri, bu hat boyunca aralıksız
karşılıklı saldırılar oluyor, kanlı çarpışmalar sürüp
gidiyordu. Devrin Avrupa basını, zaman, zaman Kafkas-Rus
savaşlarından birbirini tutmayan haberler veriyorlardı.
Şüphesiz, Kafkas savaşlarını en iyi izleyen ve
olaylardan en iyi haberdar olan Türk Hükümeti idi.
Osmanlı Ordusu’nun Kuzey Kafkasya’dan çekilmiş olmasına
rağmen, iki ülke arasındaki organik bağ devam ediyordu.
Bu arada, İstanbul’da bulunan yabancı elçilikler de
çeşitli kaynaklardan bilgi almak imkanını buluyorlardı.
En iyi haber alma vasıtaları, Karadeniz’e açılan ticaret
gemileriydi.
1830’lu yıllarda, İngiltere’nin İstanbul’daki elçisi
Lord Pononbi (*) elçi katibi de Urkhart isminde dinamik
bir adamdı.
Urkhart Osmanlı Devleti’nin çekilmiş olmasına rağmen,
Rusya gibi büyük bir devlete karşı direnen Kuzey
Kafkasyalıları, merakla izliyordu. Eline geçen her
belgeyi okuyor, Avrupa basınını takip ediyordu. Bu arada
yardım istemek yada Türk makamları ile görüşmek üzere
İstanbul’a gelen Kuzey Kafkasyalılarla konuşuyordu.
Karadeniz’de dolaşan ticaret gemilerinin kaptanlarından
bilgi alıyordu.
İngiliz devlet adamları gibi Elçi Lord Ponsonbi,
Rusya’nın büyümesinden güneye, Hindistan Yolu’na doğru
sarkmasından endişe duyuyordu. Bu maksatla, Türk-Rus
hududundaki olaylardan, Kafkas Berzahı’nda sürüp giden
savaş hakkında hükümetine sık, sık rapor sunuyordu.
Elçilik Kátibi Urkhart ise, Lord Ponsonbi’nin
görüşlerini paylaşmanın yanı sıra, daha da ileri
giderek, olayların ifase ettiği manayı başka türlü
yorumluyordu. O’na göre Kuzey Kafkasyalılar, bağımsız
ruhlu, demokrat, cesur insanlardı. Özlü bir kültürleri
vardı. Başka bir devletin esareti altında olmadan
yaşamaya layıktılar. Onların haklı davalarına, yardım
edilmesinin gerekli olduğuna inanıyordu.
Urkhart’ta böylesine bir kanaatin meydana gelmesine
neden olan, İstanbul’da görüp tanıdığı Kuzey
Kafkasyalılardı. Onlardaki asaleti, yurtlarını görmeden
teşhis etmişti.
Urkhart zamanla Elçi Lord Ponsonbi’ye düşünce ve
duygularını kabul ettirdi. Kuzey Kafkasyalıları daha iyi
tanımanın gerekli olduğuna efendisini inandırdı.
Lord Ponsonbi, öylesine ikna olmuştu ki, neticede
Urkhart’ın Kafkasya’ya giderek olayları yerinde tetkik
etmesi için, O’nu resmen görevlendirdi. Bir ticaret
gemisiyle, Kafkasya sahillerine gitmesi için izin verdi.
Urkhart, 1834 yılı yaz sonu Kaptan Lyon idaresindeki bir
yelkenliyle yola çıktı. Tsemez (bugünkü Novrosiysk)
sahillerinde karaya çıktı. Elinde başta Zanıque Sefer
olmak üzere (**) İstanbul!da bulunan Çerkeslerin tavsiye
mektupları vardı.
Urkhart hiç tahmin etmediği halde, büyük bir ilgiyle
karşılandı. Geleneklerin şekillendirdiği Kafkas terbiye
ve disiplini, halkın misafirperverliğini yerinde görüp
tanıdı.
Kafkasyalı liderler, Urkhart’ın sıradan biri olmadığını
anlamışlardı..O’na gerekli olan bilgileri sunmak için,
Tuapse civarında Aguıy Vadisi’nde büyük bir toplantı
düzenlediler.. İçinde bulundukları durumu izah ettiler.
Rusya’nın hiçbir hakkı olmadığı halde, binlerce yıllık
vatanlarını işgal etmeye kalktığını, bunu önlemek için
sayısız şehit verdiklerini anlattılar.
Urkhart (***) bir hayal adamı değildi. Toplantıda söz
aldığı zaman gerçeği söyledi. Özetle şunları ifade etti:
Rusya mücadelenizde, her şeyden önce kendi gücünüze
güveniniz. Ancak gördüm ki, birlik içinde değilsiniz.
Başarı için birleşmelisiniz. Hepiniz, tek merkezden emir
ve kumanda almalısınız!
Urkhart sözlerini şu şekilde tamamladı:
-Ben size yardım edebilecek, büyük kuvvetleri
Kafkasya’ya sevkedebilecek biri değilim. Buna karşılık
durumunuzu çok iyi anladım. Hükümetime her şeyi
anlatacağım. Size faydalı olmak için elimden geleni
yapacağım.
Urkhart, Kuzey Kafkasya sahillerinde iki hafta kaldıktan
sonra İstanbul’a döndü. Gördüklerini ve duyduklarını,
yapılması gerekenler hakkında elçiye bilgi verdi.
Lord Ponsonbi, Urkhart’tan aldığı bilgilere bilgilere
dayanarak hükümetine bir rapor gönderdi Hariciye bakanı
Lord Palmerston son derece sinirlendi. İngiltere ile
Rusya’nın arasını açacak böylesine bir harekata asla
müsaade etmeyeceğini cevabi bir yazıyla bildirdi.
Lord Palmerston’un ne kadar etkilendiğini anlamak için,
şu sözlerini değerlendirmek yeter.
-Çerkezistanı ziyaret eden Efendi, Avrupa'nın emniyetini
tehdit etmiştir.
Elçi Lord Ponsonbi, katibini savunmak zorunda kaldı.
Konunun yanlış anlaşıldığını beyanla, ikinci bir rapor
daha yazdı. Hariciye Bakanı’nı iknaya çalıştı.
Ne var ki İngiliz Hariciye Bakanı’nı ikna etmek mümkün
değildi. Çünkü o bir Rus taraftarıydı. İngiltere’nin
Rusya ile yaptığı ticarette büyük çıkarları olduğunu
düşünen bir cephenin başını çekiyordu. Rusya’nın büyük
bir tehlike olduğunu söyleyenlere karşı devamlı
direniyordu. Urkhart’ı İstanbul’daki görevinden aldı.
Urkhart, azmi ve fikirleri bilenmiş olarak İngiltere’ye
döndü. The Portfolio isminde İngilizce-Fransızca bir
dergi çıkarmaya başladı. Lord Palmerston’u hedef alan
yazılar yazdı.Hariciye Bakanı!nı, İngiltere’nin gerçek
çıkarlarını bilmeyen, zayıf milletleri ezen ve Rusya ile
işbirliği içinde olan biri olarak suçladı.
Bu arada İngiltere’nin birçok yerinde, “Kuzey
Kafkasyalılara Yardım” dernekleri kurdu. Kuzey
Kafkasyalılar gibi Rusya’nın zulmüne uğrayan ve
İngiltere'ye iltica eden Polonyalılarla ilişki kurdu.
General Zamoyski’nin kurduğu “Lehistan Dostları
Cemiyeti”ne asil üye olarak kaydoldu.
Urkhart o kadar etkili oldu ki, İngiliz siyasi ve basın
çevrelerinde Kuzey Kafkasya ve Polonya’yı devamlı
tartışılır bir konu haline getirdi. Zamanla resmi
özelliği olan “The Diplomatic Review” yani “Syasi
Derg”yi konu seçiminde yönlendirdi.
Urkhart, Kuzey Kafkasyalılar için faydalı olacak her
yolu deniyordu. Bu maksatla tüccarları da konunun içine
çekmeye çalıştı. Onları bir kurye, yani bir nevi
haberleşme aracı olarak kullandı.
Kuzey Kafkasyalıların ihtiyaç duydukları şeylerin,
tespit etmişti. Bunlardan birincisi silah, ikincisi tuz
idi. Çerkesler, Kırım işgal edildiğinden beri, Azak
Denizi sahillerinde üretilen tuzdan mahrum kalmışlardı.
Rusya, Kuzey Kafkasyalıları zor durumda bırakmak için,
“Tuz olayı”na silah kadar ehemmiyet veriyordu.
Urkhart, bir ithalat ve ihracat firmasına sahip olan Bay
ve Bayan Bell ikilisine, Kafkasya ile ticari münasebet
kurdukları takdirde, karlı çıkacaklarını anlattı.
James Bell, bilgili bir tüccardı. Uluslararası ticaret
hukukunu çok iyi biliyordu. Hariciye bakanlığından görüş
almadan hemen harekete geçmedi. Kafkasya’daki savaşın,
uluslararası hukuka uygun olup olmadığını, Rusların,
Kafkasya sahillerinde bütün dünyaya ilan edilmiş bir
kuşatmaları bulunup bulunmadığını sordu.
Rus Hükümeti, bütün Kafkasya’nın kendisine ait olduğunu
savunuyordu. Onlara göre, Kafkasya’daki savaş, bağımsız
bir devlete yada topluluğa açılmış bir savaş değildi.
Kendi Çıkarına ve hükümetlerine baş kaldırmış bir avuç
haydudun takibinden ibaretti.
Gerçek ise böyle değildi. Hiçbir zaman Rus idaresini
kabul etmemiş bir halkın, direnişi vardı. Ruslar, “Savaş
yok, biz yönetime başkaldıran eşkıyayı takip ediyoruz”
diyerek, bütün dünyaya yalan söylüyorlardı.
Hariciye bakanı Palmerston, tüccar James Bell’in yazılı
başvurusuna, devlet ciddiyeti içinde cevap vermek
zorunda kaldı. “Kafkasya Sahillerinde, resmen savaş
nedeniyle ilan edilmiş bir kuşatma yoktur. Karadeniz
uluslararası ticarete açıktır” şeklinde gerçeği ifade
eden bir açıklamada bulunmuştur.
DİPNOTLAR
(*) İngilizce yazılış “Ponsonby”dir.
(**) Zanıque Sefer Rusya!nın ısrarı üzerine
Türkiye’de ikamete mecbur edilmişti.
(***) İngilizce yazılış tarzı “Urquhart”dır. |
|
. |
|
. |
|
 |
|
. |
|
 |