|
|

MENÜ
|
|
|
. |
|
. |
|
AVNİ
ARBAŞ
Erhan
Hapae |
 |
|
CC Kültür-Sanat Departmanı |
|
. |
|
. |
|
|
|
90’ların başıydı sanırım
Çetin ağabey (Çetin Öner) bir sohbet programına
katılmak için İstanbul’a gelmişti. Sabah buluştuk,
çok vakit vardı akşama.
Avni Arbaş’a gidelim mi, diye sordu. Paris’ten
dönmüş olduğunu basından biliyordum ama
tanıştıklarını bilmiyordum. Cihangirde eski bir
apartmanın üst katında bir dairede yaşıyordu
yapayalnız. Epeyce dağınık bir atölye-ev. Çok sıcak
karşıladı Çetin Öner’i bayağı senli benli. Kalk
gidelim dedik Rumeli Hisarına oturalım, oturup ta
bir türkü tutturalım.
Resimlerine Nazım’ın şiirler yazdığı adamdı
karşımızda oturan, sessiz mütevazı, araya hiç
dalmayan. Wubıh asıllıydı. Babasının Ürdün’de bir
Osmanlı bürokratı olarak görev yaptığı sırada Emir
Abdullah’la tanış olduklarını, Kral Hüseyinle
sarayın bahçesinde oyun oynadığını anlattı, Öner’in
zoruyla.
Sonra ikinci harp sonrası bursla Paris’e gidişini 46
ile 78 arasında oradaki yaşamından bir iki bir şey.
Şakir Eczacıbaşı’nın gönderdiği paketlerin Paris
Sürgünlerini Abidin Dino’nun evinde nasıl bir araya
topladığını, paketlerden genellikle beyaz peynir,
rakı, sucuk, pastırma çıktığını ve bunlara ne kadar
sevindiklerini anlattı ve Nazım’ında o buluşmalara
denk geldiğini birkaç kez. |
|
|
|
İkinci harp sonrası Paris’inin
yeniden dirilmekte nasıl zorlandığını yaşamış kıt kanaat
harçlıklarla ve ünlü 68 olaylarına şahit olmuştu orda. Bütün
bunları gelip dernekte anlatmasını rica ettim kendisinden,
zerre yanaşmadı; ben konuşamam ki dedi öyle, ben resim
yaparım.
Yalnız küçük bir anısını esirgemedi bizden: 46 da İzmir’den
kalkan gemiyle Napoli’ye gitmişler. Oradan Marsilya’ya
geçebilmek için 3 ay gemi beklemişler, yine Türkiye’den bursla
gönderilen bir ermeni kız öğrenciyle birlikte.
Liman meydanının karşısında kilise yemek çıkarıyormuş ihtiyaç
sahiplerine, ihtiyaç sahipleride o dadar çok ki o vakit.
Bunlarda geceleri orada yatıp orada yemek yemişler her gün
sadece bir öğün. Ve Karşıdan, Capri adasından kalkan bir mavna
yanaşırmış her sabah. İçi, Amerikan askerleriyle üç beş kuruş
karşılığı gönül eğlendirecek kadınlarla dolu olarak. Sonra her
akşamüstü, kadınlar kaptan tarafından sayılırmış tek tek ve
kalkar gidermiş.
Bir gün yayan etrafı gezmişler şehir dışına çıkıp, yollarını
kaybetmişler. Otostopla dönmek istiyorlar ama gelen yok, giden
yok. Kız telaş içinde, İtalya’da hala faşistlerle komünistler
arasında yer yer çatışmalar var. Nihayet alacakaranlıkta bir
kamyonet durmuş, içinde iki kişi. Bunları araya alıp şoför
mahalline bindirmişler ve beş saniye geçmeden içinde Faşista…….komonista
geçen, bir soruyla karşılaşmışlar. Tabi İtalyanca bilmiyorlar
ama soru belli. Kız telaşlanmış, ben sana söylememiş miydim
diye mızırdanıyor. Sus demiş sen, biraz düşünmüş ‘No faşista,
no komunista, L’artista’ demiş bizimki, gülüşmüşler. Canımızı
öyle kurtardık demişti, gülerek.
Derneğe götürdük o akşamsonra ev faslı filan, sonunda evine
bırakmamızı istediğinde, gece sabahın dördüydü.
Gidip Foça’ya yerleşmişti son zaman. Oturduğu kiralık evin
önünde çekilmiş bir resmi ile küçük bir haber çıkmıştı
gazetelerde. Kısa bir süre sonra orada öldüğünü öğrendik.
Birde cenazesinin cılız olduğunu.
Mekânı Cennet olsun.
E.H.
Avni Arbaş Resimlerinden örnekler >>> |
|
. |
|
. |
|
|
|
. |
|
 |