|
Hatırlayacağınız gibi geçen Eylül ayında Kıyı Boyu Adığelerin ev sahipliğinde Genel Yönetim
Kurulu toplantısı yapılmıştı. 1991’de kurulduğundan
beri DÇB yönetimi ilk kez Kıyı Boyu’nda
gerçekleştirdiği ilk toplantıydı bu. Maykop’taki
genişletilmiş Yönetim Kurulu toplantısı ilk değildi ama son
toplantıdan buyana uzun bir ara verilmişti.
Son günlerde Adığéy’in cumhuriyet statüsünün kaldırılması,
Krasnodar Kray’a katılması konusunda kimi yayın organlarındaki
haberler, kimi devlet adamlarının bu konudaki demeçleri gündemin
en çok üzerinde durulan maddesi idi. Bu, Adığéy delegelerinin de
konukların da DÇB de görüşülsün istedikleri konuydu. Başkan ve
yakın çalışma arkadaşları hazırlıklı olarak gelmişlerdi. Konuya
ilişkin ve böylesi bir girişimin kesinlikle karşısında olunduğunu
vurgulayan DÇB görüşlerini içeren bildiri, üzerinde tartışılıp
gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra kabul edildi. Bildirinin
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Putin’e ulaştırılması
görevi DÇB başkanı ve Federasyon Devlet Duması üyesi Nexuış
Zawuırbi’ye verildi. Daha sonra, bir süre önce Türkiye ve Kimi
Avrupa ülkelerini dolaşan, derneklerde konuşmalar yapan,
televizyon programlarına çıkan Hat’ejıhue Valera’nın DÇB
eleştirileri üzeride duruldu, suçlamaların asılsızlığı,
değerlendirmelerin yanlışlığı konusunda oybirliği ile karara
varıldı.
Toplantının tüm ağırlama giderlerini Adığey Devlet Başkanı Şomen
Hazret karşıladı. Yönetim Kurulu toplantısı sonrası Kafkasya
Federasyonu adına sayın Orhan Özmen’in de yer aldığı DÇB başkanı
sayın Nexuış Zawırbi başkanlığındaki bir heyet devlet başkanı ile
görüşmelerde bulundu. Ev sahipliği için teşekkür edildi, dil
kültür sorunları muhaceret ilişkileri, iletişimin sıkılaştırılması
konuları konuşuldu. Vize, oturma izni, vatandaşlığa kabul
koşullarının kolaylaştırılması konularında yardımları istendi.
Hazret Şomen, Orhan Bey’in Türkiye’ye davetine de İlgisiz kalmadı.
DÇB başkanı muhaceret ülkelerini kapsayan geziler düzenlerse
katılabileceğini de söyledi. Muhaceret ülkelerindeki soydaşlarla
ilişkileri düzenleyecek, sorunların çözümüne yardımcı olacak
devlet örgütü kurulması, uydu televizyonun bizler için önemini bir
kez daha dile getirmekten kendimi alamadım.
Yeri gelmişken, dilimizi kültürümüzü koruyup geliştirmeyi, dileyen
Çerkeslerin, anavatana dönüşüne yardımcı olmayı, diğer ulusal
sorunlarımızın çözümünü amaç edinmiş ve bu amaçlarını ancak yerel
yönetimlerimizle Rusya Federasyonu’nun katkıları ile
sağlanabileceğinin bilincinde olan ve bu bilince koşut eylemlerde
bulunan bir örgütün devlete muhalif olmadığı için eleştirilmesi
anlamakta zorlandığımı söylemeliyim. Türkiye’de kimi
milletvekilleri sadece dernek enel kurullarına katıldıkları için
sevinilecek, ancak Federasyon Duması üyesinin DÇB başkanlığı
görevine seçilmesini yanlış bulacağız…
10 Mart 2005
Perşembe.
Adığéy
Cumhuriyeti Anayasa Günü:
Evet Rusya Federasyonu’nun bir üyesi cumhuriyetimizin anayasası
bir hafta kadar süren tartışmalardan sonra tam on yıl önce bugün
kabul edilmişti. Ben de parlamento oturumlarını DÇB adına
izlemiştim. Kimi parlamenterler anayasanın her maddesinin
Federasyon Anayasası ile tam uyumlu olması gereğini dile
getiriyordu. Adığéy Başkanı Carım ve onu destekleyen
parlamenterler de üye ülke anayasalarının federasyon anayasası ile
temel konularda uyumlu olması gerektiğini doğru buluyor ancak
birbirinin kopyası olması gereğini de yanlış buluyordu.
Anayasaların birbirinin kopyası olması gerektiği görüşünü
federasyonun ruhuna aykırı buluyordu. O günlerde hem Adığéy’de hem
de Federasyon genelinde demokrasi yanlısı politikacılar günümüze
göre daha etkin olmalıydı ki anayasamız kabul edildi. Ancak
üzülerek belirtmeliyim ki Rusya Federasyonu’nda genel tabir ile
şahinler diyebileceğimiz politikacıların etkinliğinin artmasına
koşut olarak, anayasamızın kimi maddelerinin Federasyon
anayasasına uydurulması çalışmaları günümüzde de sürmekte… Dahası,
bunlar arasında Adığéy’in cumhuriyet statüsünün kaldırılmasını
yüksek sesle dile getirenler bile var.
Anayasamızın 10. yılında Adığéy Başkanı Şomen Hazret yanında,
ikili parlamentomuzun başkanları ve milletvekillerince olayın
önemsediğinin kanıtı demeçler verildi, bildiriler yayınlandı.
Filarmoni’deki törenle de kutlandı. Bunlar da 10 yıl öncesine
ilişkin hiç unutamayacağım iki anım.
7 Mart 1995. Yukarıda sözünü ettiğim gibi anayasa maddeleri
üzerinde çok çetin geçen müzakereler sürerken bir öneri: Dünya
Kadınlar Günü nedeni ile 8 Mart’ta görüşmelere ara verilmesi.
Herkeslerde bir rahatlama, bayan parlamenterlere buketler
sunulması ve alkışlarla önerinin kabulü.
10 Mart 1995. Akşama doğru. Anayasa kabul edilmiştir. Parlamento
binasının bu işe uygun salonunda şampanyalar patlatılacak, olay
kutlanacaktır. Mutluluk tüm üyelerin, konukların yüzlerinden
okunmaktadır. Başkan Carım ilk konuşmayı yapar. Kadehler kalkar,
İkinci konuşma… Anladım ki ben konuşmazsam Adığece konuşmak
kimsenin aklına gelmeyecek… Ama nasıl söz isteyeyim… Dönüş yapan
ve sosyal-politik olaylarda yer alan az sayıda insanımızın seyrek
olmayarak içine düştüğü zor durum. Sesimi çıkartmasam Adığéy
Anayasası kabulünün ilk kutlamasında hiç Adığece duyulmamış
olacak. Peki sözü kendim istemem acaba nasıl karşılanacak… Ancak,
anadilde de mutlaka konuşulması gereğine inanıyor ve dönemin
devlet bakanı şimdi devlet üniversitesi rektörü Xhuınegue Reşid’e
dileğimi Carım’a iletmesi ricasında bulunuyorum. Kendim söylersem
daha uygun olacağı yanıtını almam üzerine yaklaşıyor ve dileğimi
dile getiriyorum.
Dileğimin kabul gördüğünü sevinçle görüyorum. Konuşan dördüncü
kişi oluyorum Konuşmamı dönemin meclis başkanı L’ıuıjü Adam
Rusça’ya çeviriyor. Özellikle Adığe olmayan parlamenterlere
sesleniyorum. Anayasayı desteklemekle Adığéy’deki halkların huzur
içerisinde yaşamalarına katkıda bulunmakla kalmayıp, Rusya
Federasyonu’nun uluslararası platformda itibarının artmasına da
hizmet ettiklerini dile getiriyor. Bu mutlu olaydan sonra
Muhaceret Çerkeslerinin Rusya Federasyonu’na artık daha sempatiyle
bakacaklarını dile getiriyorum… Anayasa’nın bir çok önemli
maddesinin uyuma kurban edildiğini bilenler belki de “Anayasa mı
kaldı” diyeceklerdir. Ben de olsun diyorum Sadece adı bile kalsa
korumak gereğine inanıyorum. Şahinlerin sonsuza dek etkili
olamayacaklarını düşünüyorum Rusya Federasyonu’nun bütünlüğünün
halkların özgürlüklerinin genişletilmesine doğrudan bağlı
olduğunun bilincinde olan politikacıların etkilerinin artacağını
düşünüyorum. Biliyorum ki bunlar federalizmin temellerini
sağlamlaştıracak, demokrasiyi geliştireceklerdir.
14 Mart
Pazartesi
4
Mart Tıp Bayramı kutlamalarına ilk olarak 1968 de katılmıştım. AÜ
tıp Fakültesi birinci sınıf - çiçeği burnunda mı derler-
öğrencisi idim. Hani, fakülteyi bitirdiğinde ne denli eksik
olduğunu anlayan tıp öğrencisinin kendini prof. sandığı ilk yıl.
Daha sonra, 1992 de Anavatana dönüşe kadar her yıl meslek bayramı
olarak kutladım. Anavatan’a döndükten sonra da on dört mart
bayramlarında meslekten arkadaşlarımı, dostlarımı andım hep. Son
beş yıldır da bambaşka bir anlamı var benim için bu günün. 14 Mart
Adığe dili ve yazını günü yani bayramı. 1853 yılında Tiflis’te
basılan ve Adığece eğitim veren okullarda okutulan ilk alfabenin,
Bırséy Wımar alfabesinin yayımlandığı tarih 14 Mart. Adığéy’in ilk
başkanı Carım Aslan’ın kararnamesi ile kutlamaya başladık bu
bayramı. Geçen yıl DÇB kararı ile tüm dünyada Adığabze günü olarak
kabul edildi. Maykop ve bölge kütüphanelerinde sergiler,
okullarda konuya ilişkin açık dersler, radyo ve televizyonda özel
programlar, gazetelerde özel röportajlar, Adığe Xase’nin aylık
Haç’eşi yanında üç cumhuriyetin üç ayda bir çıkardıkları ortak
gazetenin de konusuydu Adığe Dili ve Yazını Günü.
Pazartesi günü tören Devlet Üniversitesine bağlı Adığe Dili ve
Kültüroloji Fakültesi’nde başladı. Bırséy Wımar’ın büstü yanında
başlayan törene başta Eğitim-Bilim bakanı Jade Anzawur olmak üzere
bakanlar, parlamenterler, bilim adamları halk temsilcileri ve
öğrenciler katıldı. Törenin ev sahipliğini yapan Dekan Prof. Dr.
Bırsır Batırbi’nin ilk alfabeyi hazırlayan Bırsey Wımar ile aynı
soyadını taşıyor olması rastlantıdan öte mutlu bir olaydı. Daha
sonra kutlamalar Devlet Üniversitesi salonunda, günümüz dil
sorunlarının konuşulduğu konferansla sürdü.
Ben konferanstaki konuşmamı, günümüzün iletişim olanaklarını
kullanarak muhaceretteki Çerkeslere dil öğrenimi konusunda daha
etkin olarak nasıl yardımcı olabileceğimiz üzerine kurgulamıştım.
Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü çalışanlarından Prof Dr.
Hanaxu Ruslan ve Devlet üniversitesi Fizik Fakültesi Dekanı Tlaç!e
Bıçıslav’ın hazırlamış olduğu bir çok konuyu içeren CD den söz
ettim. Benzer çalışmaların hızla çoğaltılması gerektiği üzerinde
durdum. İnternet, Web sayfaları’nın mutlaka devreye sokulması
gerektiğini ama en büyük yardımcının uydu yayını yapacak bir
televizyon olduğunu vurguladım.
Mutlulukla Sevgili Kuban’dan söz ettim. İnternette bizim
sitelerimizi dolaşan herkesin yakından tanıdığı, hazırladığı
Circassian Canada sitesi herkesçe beğenilen Sixhu Kuban’dan. Ben
de Kuban’ı sitesi aracılığı ile tanıdım. Yazıştık, davetimi geri
çevirmedi. Televizyon kurmada uzman değerli bir arkadaşımız.
Şimdilerde uydu yayını yapabilecek televizyon projemizi
hazırlıyor, karşılıksız olarak, zorunlu harcamaları da kendisi
yaparak. Tek eksiğimiz proje mi diyenler de çıkabilir. Ama umut
bu… Hele bir proje hazır olsun… Olayın önemini kavrayan bir yada
birkaç babayiğit de çıkar diye umuyorum…
Geleneksel bir ikramın yapıldığı kısa bir ardan sonra kutlamalar,
İslamıy’ın de katıldığı coşkulu bir konserle noktalandı. Adığece
öğrenen Rus öğrencilerin parodisi ise görülmeye değerdi.. .
Bizler burada 21 Şubat’ta da Prof.Dr. Bleğoj ve Prof Dr. Namitok
öncülüğünde Dünya Anadilleri Günü’nü kutlamıştık. Bilindiği gibi
UNESCO’nun 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat, 2000 yılından
beri Anadili Günü olarak kutlanıyor. Amaç yok olma tehlikesi ile
karşı karşıya bulunan anadillere dikkat çekmek, onlara yardımcı
olmak. Üzücü olan dilin kültürün yaşatılması amacı ile kurulduğu
söylenen muhaceret derneklerimizde bu günlerin kutlanmamış
olmasıydı. En azından ses getirecek, önemsenecek şekilde
kutlanmamış olmasıydı.
25 Mart 2005
Cuma.
Filarmoni salonunda Andırxuay Xusén Pedagoji Koleji’nin 80. yılı.
Adığeler için yaşamsal önemi olan bir eğitim kurumu artık Küçük
Akademi de denen kolej. Adığéy Yıldızı ödülüne de layık görüldü.
Müdürü Açümız Kazbek. Adığéy’in cumhuriyet statüsü kazanmasında da
yararlıkları olmuş bir aydın. Kolej ise Cumhuriyetinin Adığéy’de
açılan ilk yüksek okulu. Hemen, hemen bildik tüm yazar
çizerlerimizi, sanatçılarımızı, bilim adamlarımızı,
politikacılarımızı mezun etmiş bir eğitim yuvası. Kurulduğundan bu
yana 15.000’e yakın mezun vermiş köklü bir yuva. İnsanları
eğitecek olanları eğiten bilim yuvası… Kurumun ne denli
önemsendiğinin göstergesi komşu bölgelerden gelen konuklar…
Rostov’dan, Krasnodar’dan, Kalmıkya’dan, Kheberdéy-Balkardan,
Karaçay Çerkes’dan..Çeçenya’dan temsilcilerin katıldığı, salondaki
hemen herkesin bu köklü eğitim yuvasına ilişkin anılarını
tazelediği bir sıcak bir törendi. Sevincini sahnede,
katılımcılarla paylaşan çok sayıda kişi arasında başkan
yardımcımız Gakcayev, ikili meclisimizden birinin başkanı Tatyana
Petrova, ünlü yazarımız Meşbeş’e İshak, Devlet Üniversitesi
Rektörü Xhuınegue Reşid, Kolejden mezun olmadığına üzünldüğünü
dile getiren Maykop Teknoloji Üniversitesi Rektörü Thakuşeıne
Aslan… Derneğimiz adına Şhalexhue Asker, Aktiv ve Gufes adına
Yedic Memet…
22. Nisan 2005
Cuma
“Yaşa Benim Cumhuriyetim” adı verilen İslaméy ve Adığe Xase
öncülüğünde düzenlen miting-konserindeyiz. Lenin Meydanında yaşlı
genç her halktan binlerce insan… Bakanlar… Baş savcı…
Parlamenterler… Bilim adamları… Öğrenciler.. Halk, halk… İslamey
dışında Rus Halk Enstrümanları orkestrası, birçok solistimiz de
sahne aldı. Coşku, coşku… Endişe yok hiçbirimizin yüzünde, korku
yok. Herkeslerin yüzü aydınlık… Güveni okuyorsunuz insanların
yüzünde. Federasyon Yetkililerinin Federasyonu karıştırmak
isteyenlerin oyununa gelmeyeceği güvenini. Onların oyunlarını
bozacağı güveni.
Adığéy’in Cumhuriyet statüsü kazandığı andan itibaren aksi yönde
görüş belirtenlerin, çaba gösterenlerin var olduğu, bunların
arasında Adığelerin de bulunduğu bilinen gerçekler. Ancak son
aylarda bunların seslerini daha bir duyurmaları, Tkaçov’un demeci,
NTV adlı merkez televizyonlarından birinin olayı kurcalaması,
Yerel bir gazete’nin bu konuda anket yapma girişimleri, Yüksek
Seçim Komisyonu Başkanı’nın maksadı aşan demeci olayı ciddiye
almayı gerektirdi. Başkan Hazret Şomen Bölge başkanları ve Adığe
Xase temsilcileri ile görüştü. Diğer halkların sivil toplum
kuruluşları ile görüşmeler serisini sürdürdü, Hükümet özel
gündemle toplantı yaptı. Parlamento birleşik toplantısının
gündemini bu konuya ayırdı. Xase diğer halkların temsilcilerinin
de katıldığı Cumhuriyetin statüsünü koruma amaçlı, kırktan fazla
üyeli bir forum kurdu. Gazeteler, radyo, televizyon olayı daha bir
önemsedi. Makaleler yayınlandı, özel programlar hazırlandı.
Sorumlular nezdinde gerekli girişimler başlatıldı. Muhaceret
Derneklerinden destek mesajları geldi, Bölge toplantıları
düzenlendi, ve başa dönersek cuma günü de akşam üzeri
miting-konser düzenlendi.
Bu yoğun tempoda benim de yazım gecikti. Posta kutuma Genel Yayın
yönetmenimiz Sayın Behice Bağ’ın sert ve haklı bir uyarısı düştü.
Yazıyı yetiştirmeye çalışırken Adıghey tv. Haber programında
Federasyon Merkezi’nin kendisine güvenenleri utandırmayan,
oyunları bozan sesi duyuldu. Kendimi tam veremediğim için adını
veremeyeceğim Federasyon yetkilisi cumhuriyetlerin statüsünün
anayasal güvence altında olduğunun altını çiziyor, Adığéy’ın
Krasnodar’a katılması konusunda resmi hiçbir girişimin olmadığını
dile getiriyordu. Halkı huzur içerisinde işini gücünü yapmaya
çağırıyordu. Sağduyu bu kez galip gelmişti. Ne mutlu…
Bu olaydan, mutluluğun sürekli olması için, çalışmaların da
sürekli olması gerektiği dersini çıkardığımızı umuyorum. Gerilere
gidiyorum. Bilinçli olarak bu mücadele içinde olduğum kırk yıl
oldu… Bir ömür de denebilir… Bayrak bizim kuşağa devredildiğinde,
bayrağı devretmeye hazırlandığımız gençlerin ana-babaları henüz
evli değildi… Evet bu kırk yılda kimler geldi, kimler geçti… Geçip
gidenlerin sayısının mücadeleye devam edip duranlara oranla çok
fazla olduğunun nedenini de arıyorsun bir yandan. Buluyorsun da
Mehmet Fetgeri Şoenu’nun Meclis’e Sunusu’nda. Fetgeri, Gönen
Çerkes köylerini sürgünden kurtarmak amacı ile hazırladığı
sunusunda, devlete halkların daha kolay nasıl asimle
edilebileceğinin yollarını da anlatıyor ve şu tespitte bulunuyor:
“…En sağlıklı asimilasyon aracı ise genellikle okul ve kültürdür.
Bunlar iki ajitasyon koludurlar ki insanları az bir zamanda aynı
düşünür, aynı görür bir duruma getirebilirler. Spor dernekleri ve
karşılaşmaları, ulusal tiyatro ve sinemalar en büyük kolaylığı
yaratırlar. Hele bunlara güvenlik ile huzur, refah ve varlık da
eklenirse iş kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü birçok insanın
ulusal sevgisi, onların biraz fazlaca olan kişisel çıkarlarının
sınırını aşamaz.”
Bu tespitin
-en azından senin halkın için- doğruluğu da yüreğini dağlayıp
duruyor…
Kalın Sağlıcakla… |