Son zamanlarda Adigey’in cumhuriyet statüsünün
kaldırılacağı haberlerinden tedirgin olanlarınızın
sitelere, platformlara yansıyan kimi mesajlarınızı
okudum. Kimi girişimlerinize tanık oldum. Çoğunun
gerçekçi bir durum değerlendirmesinden uzak olduğunu
üzülerek gördüm. Hele anavatanın bugüne kadar
bekçiliğini yapmış kardeşlerimizi hiçe sayan önerileri
hayretle okudum.
Anavatan kesiminin hiç dile getirmediği, düşünmediği
Rusya’dan ''bağımsızlık'', ''Birleşik Bağımsız Kuzey
Kafkasya'' önerileri anavatandakilerin takip
edemeyecekleri platformlarda, bilmedikleri bir dille
nasıl tartışılabilir diye kendi kendime sordum. Hele
henüz merkezden resmi bir girişim yok iken içlerinde
profesörlerin bulunduğu kimi arkadaşlarımızın Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağırması
istemiyle Kofi Annan’a başvurma girişimlerini ise itiraf
edeyim çok gülünç buldum.
Çatışmalarda ölenlerin, öldürülenlerin sayısının kimi
haftalar onları, kimi haftalar yüzleri bulduğu haberleri
görülmüyor, duyulmuyor mu? Bu sorunları önleyemeyen
Birleşmiş Milletler Örgütü’nün, görünen bölümü birkaç
gazete haberi, ayak üstü verilen bir iki demeç olan bir
sorun için Güvenlik Konseyi’ni toplantıya
çağırabileceğini düşleyebilmek, sizce de gülünç değil
mi?
Adigey’in Cumhuriyet olarak varlığını sürdürebilmesi
için elinizden geleni yapmak istediğinizden kuşkum yok.
Ancak strateji gerçekler üzerine oturtulmaz, doğru bir
strateji belirlenemez ise, statünün korunması
çalışmalarına katkıda bulunamaz ama olmasın istediğiniz
sonucun gerçekleşmesine yardımcı olursunuz.
Yanılmamak için de bilgilenmenin sağlıklı,
tahlillerin gerçekçi olması gerekiyor. İlk elde
Adigelerin, 18 ve 19.yy.larda Çarlık Rusya’sına karşı
verdiği bağımsızlık savaşını kaybettiğimizi içimize
sindirmemiz gerekiyor. Nüfusunun % 90’ını Anavatan’dan
uzaklara savuran Adige sürgününün asli etkeni insansız
bir Kafkasya isteyen Rus İmparatorluğu’nun kolonyalist
politikasıdır.
Bununla birlikte Kafkasya’nın Müslüman nüfusunu
topraklarına çekmek isteyen Osmanlı İmparatorluğu’nun
payının da az olmadığı bilinmelidir. Rusya İmparatorluğu
ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 1856 ve 1860
yıllarında iki göç anlaşması imzalanmıştır. Savaşlar
süresince Osmanlı İmparatorluğu da Büyük Britanya
İmparatorluğu da bağımsızlık savaşı veren Kuzey
Kafkasyalılara yardım eder görünmüşler ancak gerçek
anlamda yardım etmemişlerdir.
Rusya Federasyonu ile Adigeler arasında ortaya çıkacak
bir anlaşmazlıkta, geçmişte İngiltere’nin vermediği
desteği günümüzde batılı ülkelerin, Osmanlı’nın
vermediği desteği Türkiye Cumhuriyeti’nin
verebileceğinin hayali kurulmamalıdır. TC’nin bizler
için Rusya Federasyonu ile ilişkilerini bozacak politika
geliştirmeyeceğinin bilincinde olunmalıdır.
Stratejinin, ezeli ebedi Rus-Adige düşmanlığı temeli
üzerine kurulması çok büyük bir yanlışlık, çok büyük bir
talihsizlik olur. Bu hem gerçekçi olmaz hem de
anavatanda Adigey’in statüsünün korunması mücadelesini
verenlerle daha işin başında yolları ayırır. Dahası
mücadeleye de büyük ölçüde zarar verir. Nedeni de burada
böyle bir ayrımın olmayışı. Adigelerin tamamı Adigey’in
Krasnodar Kray ile birleştirilmesine karşı olmadığı gibi
Rusların ya da Adige olmayanların her biri de birleşmeyi
doğru bulmuyor. Örneğin statünün kaldırılması konusunda,
yıllardır en etkin çabayı gösteren Khelekhutekhue bir
Adige hem de Adigey Parlamentosu üyesi. Bunun karşın
birçok Rus aydını, halk temsilcisi, Kazak Atamanı statün
korunması mücadelesi verenlerimizle birlikte hareket
ediyor.
Yani burada saflar etnik kökene göre oluşmadı. Bir
tarafta Rusya Federasyonu’nunda karışıklık çıkartacak
genel bir plana bilerek bilmeyerek hizmet edenler, (Marje’de
yayınlamış Prof Anıl Çeçen değerlendirmesini yeniden
okuyun lütfen) Rus milliyetçiliğinin Rusya
Federasyonu’nun yararına olduğuna inanlar, bu birleşme
ile daha iyi bir yaşam standardına ulaşacağına
inandırılmış Adigeler ve farklı halklardan insanlar
bulunmaktadır. Diğer tarafta ise ulusal bilinç sahibi
Adigeler ile, insan haklarına saygılı, Adigelerin
tarihte uğradıkları haksızlıkların -soykırımın ve
sürgünün- ayrımında olan, ülkedeki karışıklıkların Rusya
Federasyonu parçalansın isteyenlere hizmet ettiğini
gören, ülke bütünlüğünün demokrasinin geliştirilmesine,
federatif yapının sağlıklı olmasına bağlı olduğuna
inanan her halktan sağduyulu insanlar var.
Ayrıca, bilinmesi gerekir ki; sağduyulu Rusların,
Kazakların bizlere yardımı sadece son olayla da sınırlı
değil. Hatırlayalım:
Adigey’in çok az nüfus oranına karşın, önce özerk
statüsü daha sonra cumhuriyet statüsü kazanması,
Krasnodar’dan ayrılması sağduyulu, insan haklarına
saygılı Rusların yardımları ile mümkün olmuştur.
Sadece dönüş yapanlara değil; muhaceretteki
Kafkaslılara da bulundukları ülkeyi değiştirme,
vatandaşlıklarından vazgeçme zorunda bırakmadan Rusya
Federasyonu vatandaşlığını kazanma hakkını veren Rusya
Federasyonu Vatandaşlık Yasası'nı kabul eden Devlet
Duma'sı ve Federal Meclis’in çoğunluk üyesi de şimdi
olduğu gibi Rus idi.
Üzücüdür ki, 1992’de kabul edilen ve on yıla yakın
yürürlükte kalan bu yasadan Türkiye’den bir tek kişi
bile yararlanmadı.
1994’te, sürgünün 130. yılında Kafkas halklarının
dönemin Rusya’sına karşı savaşlarının, ülkelerini,
değerlerini koruyan haklı bir savaş olduğu bildirisini
yayımlayan dönemin Federasyon Devlet Başkanı Yeltsin’de
bir Rus’tur.
1998'de Kosova Adigeleri, Adigey’e Rusya Federasyonu
Hükümeti’nin kararları, politik ve ekonomik yardımları
ile getirilebilmiştir. Yeni bir köy kurulmuş, beş
kilometre uzaklıktan getirilen doğal gazın giderleri
Lukoil adlı petrol firması karşılanmıştır. Bir çok Rus
aile dönüş yapanları konuk etmek için başvurmuştur.
Deneyimsizlik gerçeklerimizi iyi tahlil edememenin
getirdiği kimi yanlışlıklar, muhaceretten daha çok katkı
gelebileceği beklentisi, sonucu üzücüdür ki beş aile
henüz kalıcı konut sahibi yapılamamıştır. Kimi
yayınlarda, 7 milyonu bulduğu söylenen Türkiye
diasporasının bu olaya katkısının ise, nüfusuna oranla
ne kadar az olduğunu yazmak istemiyorum.
Bu söylediklerim Rusya Federasyonu’nda imparatorluk
ruhunu diriltmek isteyen politikacıların, bunların
etkili olduğu kimi politik örgütlerin, onların
etkileyebileceği halk kitlelerinin olduğunu yadsıdığım
anlamına alınmasın sakın. Tek tip Adige, tek tip Rus
olduğu yanlış sonucuna kapılmamanız için yazıyorum
bunları.
Aslında derin bir incelemeye gerek kalmadan çevreye
bakıldığında, bunun Türkiye’de ve hemen her ülkede böyle
olduğunu görülecektir. Örneğin Türkiye’de de olayları
imparatorluk ruhuyla değerlendirenler yok mu?
Türkiye’deki politikacıların, partilerin anadilleri
konusundaki tutumu aynı mı? Irak’taki savaşa bakış
açıları, AB’yi değerlendirişleri, Türkiye-Suriye
ilişkileri, Başbakanın İsrail ziyareti, Kıbrıs sorunu…
Hemen her konuda yaklaşımları farklı politikacıların
mücadelesi gözünüzün önünde cereyan etmiyor mu ya da
taraflardan birinin içinde değilseniz bile birilerine
daha yakın değil misiniz? Dahası Türkiye’deki her
Çerkes’in bilinç düzeyi olaya ilgisi aynı mı? Türkiye’de
sayıları milyonlara varan Çerkeslerin çok sayıdaki
derneklerinin sayısı sadece 1000 dolayında değil mi?
Sitelerde tartışanların -üyelerin değil- sayısı yüzü
buluyor mu? Hele yazanlardan görüş birliği içinde
olanların sayısı?
İşte her ülkede olduğu gibi Rusya Federasyonu
politikacılarının ve onlardan etkilenen halk gruplarının
da böyle farklı olduğunu; dönem dönem gruplardan birinin
ülkede daha etken olduğu da göz önünde bulundurulmalı.
Yinelersek, özellikle Adigelerin yoğunlukta olduğu
Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin yöneticisi ile halkının
Rusya Federasyonu’ndan ayrılmak gibi bir dertleri
olmadığı hiç unutulmamalı. Anavatandakilerin arzusu,
hatta bilgisi dışında cumhuriyetler kağıt üzerine
birleştirilip gülünç duruma düşülmemeli. Bu yaklaşım
sadece, günümüze kadar vatan bekçiliği yapmış insanların
buradaki konumunu sarsar, dönüş yapmış insanların yaşam
şartlarını zorlaştırır.
Onun için gelip-gitmeyeceğiniz, dönüş yapıp
yerleşmeyeceğiniz, kaderini paylaşmayacağınız
anavatanınıza zarar verecek söylemlerden kaçınma
sorumluluğu gösterilsin lütfen.
Kara kaş kara göz için, hakların teslim edilmediği
bir dünyada yaşadığımız unutulmasın. Ulusal varlığın,
ancak gerçekleri göz önünde tutan bir politika ile
sürdürülüp geliştirilebileceğinin bilincinde olunsun.
Gücümüz, yapabileceklerimiz, başarabileceklerimiz
ölçüsünde konuşulsun.
Günümüzde özellikle Kafkasya için olağanüstü bir
dönemden geçildiğinin ayrımında olunsun. Türkiye’nin
olağanüstü hal olduğu dönemlerdeki uygulamalar ile
şimdiki uygulamaların çok farklı olduğu hatırlansın.
Yakın geçmişte Birleşik Bağımsız Kafkasya tezini
savunanların günümüzde nerelerde, nelerle uğraştığı da
bir incelensin. Birinci savaş sırasında Türkiye’de
açılan kampanyaların Çeçenlere ne kadar yardımcı
olabildiği, birinci savaş sırasında Türkiye
Cumhuriyeti’nin tutumu ile şimdiki tutumunun ne kadar
farklı olduğu değerlendirilebilsin. Genel Kurmay
Başkanı’nın Abhazya ve Güney Osetya konusundaki
politikasının bizim ulusal çıkarlarımıza ters düşse de,
bizlerin gücünün TC politikasını değiştirmeye
yetmeyeceğinin bilincinde olunsun.
Gücümüzün, 300 kişiyi bulmayan sığınmacıya sağlıklı
konut, oturma, çalışma, öğrenim görme haklarını,
olanaklarını bile sağlayamadığı göz önünde tutulsun.
Anavatandakilerin takip etmediği sitelerde,
anlamayacakları dilde yazılanların sadece bunları
anavatandakilerin aleyhine kullanmak isteyeceklerin
işine yarayacağının -özellikle öyle olunsun
istenmiyorsa- artık bilincinde olunsun, sorumlu
davranılsın.
En önemlisi sizleri, bizler kadar tanımayan
anavatandaki kardeşlerimize, olduğumuzdan daha güçlü
olduğumuz sanısı ve yapılmayacak, yapılamayacak şeyler
için onlara umut verilmesin. Çünkü bu yersiz umut
sadece, Rus-Kafkas savaşları sırasında Batı’da yardım
kampanyaları açan, bildiriler dağıtan, makaleler
yayınlayan, yardım heyetlerini ağırlayıp İngiltere
Parlamentosu’nda konuşturan, onların ağzından Kraliçe’ye
mektuplar yazan sivil toplum kuruluşlarının çabalarının
verdiği sonucu verecektir. Bu sonucu da rahmetli Osman
Çelik, yayımladığı “İngiliz Belgelerinde Türkiye ve
Kafkasya” adlı kitaptaki bizler için derslerle yüklü
incelemesindeki şu özlü iki cümle beyinlere kazılsın:
“İngiltere’nin sözden öteye gitmeyen vaatleri bir işe
yaramadı. Karadeniz’in karanlık ufuklarını gözleyen
Kafkasyalıları gerçek olmayan hayallerin peşinde
sürüklediği için, iyilik yerine, aksine kötülük etmiş
oldu.”
Muhaceret insanının çoğunun sorunlarımıza
ilgisizliğinin de, gençliklerinde mangalda kül
bırakmazken şimdi seslerinin duyulmaz oluşunun artık sır
olmayan nedenleri için, Mehmet Fetgeri Şoenu’nun “Çerkes
Sorunu Hakkında Türk kamuoyu ve T.B.M.M’ne Sunu” adlı
broşürüne yeniden bir göz atılsın: “En sağlıklı
asimilasyon aracı ise genellikle okul ve kültürdür.
Bunlar iki ajitasyon koludurlar ki insanları az bir
zamanda aynı düşünür, aynı görür bir duruma
getirebilirler. Spor dernekleri ve karşılaşmaları,
ulusal tiyatro ve sinemalar en büyük kolaylığı
yaratırlar. Hele bunlara güvenlik ve güven, huzur, refah
ve varlık da eklenirse iş kendiliğinden ortaya çıkar.
Çünkü birçok insanların ulusal sevgileri onların biraz
fazlaca olan kişisel
çıkarlarının sınırını aşamaz.”
Değerli arkadaşlar bugünkü durumda Rostov’dan Güney
Bölge sorumlularından biri böyle bir girişim olmadığı
açıklamasında bulundu. Krasnodar Kray Valisi daha önceki
açıklamalarından farklı bir görüşünü belirtti. En önde
gelen Kazak Atamanlarından Gromov böyle bir girişimin
yanlış olacağı acı sonuçlar vereceği görüşünü dile
getirdi. Adigey’deki hemen her halkın sivil toplum
kuruluşlarının katıldığı birlik oluşturuldu. Ayrıca her
halkın temsilcisinin katıldığı Adigey’in Cumhuriyet
statüsünün korunması amaçlı Forum oluşturuldu.
Bizce muhaceretteki yurtsever insanlarımız; yapılması
gerekeni, kiminle ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğini
iç dinamiklere bırakmalıdır. Anavatandaki
kardeşlerine ve Rusya Federasyonu’ndaki her halktan
demokrasiden ve federalizmden yana güçlerine
güvenmelidir.
Yardım etmek isteyenler nasıl daha yararlı
olunabileceğini, Forum’a sormalı, Forum’un kendilerinden
istediklerinden öte girişimlerde söylemlerde
bulunmamalıdır.