| |
| |
|
|
| |
| |
| |
|
 |
| |
| |
| |
| |
|
MENÜ |
|
|
| |
| |
| |
| |
|
|
www.circassiancanada.com
|
|
|
|
......... |
|
BİRE BİR ÖRTÜŞMESE DE
Dr. Necdet Hatam |
 |
|
......... |
|
......... |
|
İnternetten sonra
Türkçe yayınları izlemek konusunda çok
rahatladım. Türkiye’de iken birkaç günlük
gazete okuyan, haftalık birkaç dergi izlemeye
çalışan birinin, birden bire bunlardan yoksun
kaldığını düşünün… |
|
|
|
|
|
|
......... |
Evet ben gibi dünyaya açılan
penceresi Türkçe olan dönüş yapmış birçok kişi internet
hizmetleri bizlere ulaşıncaya kadar çok sıkıntı çektik.
Anavatanı ziyaret edeceklerden, anavatandan Türkiye’ye
geleceklerden ilk isteğimiz gazete olurdu. Okunmuş
olsun, eski tarihli olsun razıydık. Gelen gazeteler,
elden ele dolaşırdı…
Adıghece bilmek de Rusça'yı öğrenmiş olmak da Türkçe
yayın açlığını gidermiyordu. Çünkü çok iyi okur-yazar
olsak da her konuda yazılmış Adıghece metin
bulamıyorduk. Ben gibi yaşı kemale erdikten sonra
öğrenenlerin Rusça'mız hiç bir zaman Türkçe'miz düzeyine
ulaşamadı, ulaşmayacak da… Ayrıca çok iyi öğrenebilsek
de, Türkiye’ye ilişkin bilmek istediklerimizi Rusça
yayınlarda yeterince geniş olarak bulmak mümkün değil
ki…
Çok küçük yaşta anavatana dönenler, anavatanda doğan
umudumuz çocuklarımız ise dil yönünden çok daha şanslı
olacaklar, bizlere ve diasporada kalanlara göre. En
azından dört dili çok iyi biliyor olacaklar. Adıghece,
Rusça, Türkçe (Arap ülkelerinden gelenler Arapça) ve bir
Batı dili.
Evet internetle her tür gazete ve dergiye ulaşma şansım
oldu. Aksiyon dergisi de arada okumaya çalıştığım
dergilerden biri. İşte bu derginin 670. sayısında sayın
Sedat Gülmez’in “önden giden, dönmeyen atlılar” başlıklı
yazısını okuyunca da, Adem Tatlı ile dönüş yapanları,
geride kalanların Adem Tatlı gibileri nasıl andıkları ile
bizimkilerin, dönüş yapmış kimilerimize yakıştırdıkları
sıfatları düşünmezlik edemedim.
Doğup büyüdüğümüz, eğitim gördüğümüz, aşını yediğimiz,
suyunu içtiğimiz ülkeden ayrılma nedenlerimizin Adem
Tatlı gibilerle aynı olmadığını bilmiyor değilim. Bizler
dilimizle kültürümüzle var olmak, kaybettiğimiz
değerlerimizi yeniden edinmek amacı ile ve bir daha
kaybetmemek inancı ile anavatanımıza dönüyoruz. Adem
Tatlı gibileri de, yine bir amaç uğruna ve yine bir daha
dönmemek üzere vatanlarını bırakıyorlar. Yine
örgütlülüğümüzün bizlerde çok zayıf, onlarda çok güçlü
olduğunu da bilmiyor değilim. Moğolistan ile
anavatanımızın hiç benzeşmediğini de…
Yazıyı okuduğunuzda sizler de göreceksiniz iki hareketin
birbirinden farklı daha birçok yönü olduğunu… Ama yine
de kesişen noktaları da var gibi geldi bana ve kimileyin
boğazım düğümlenerek okudum yazıyı. Sizlerle de
paylaşayım istedim. Kim bilir yazı birilerinize dönüşün
ne kadar önemli olduğunu anlatır belki. Belki asıl
çalışmanın anavatanda olduğunu, birikimlerimizin
diasporada heba olduğunu düşündürür… Dönüşü her
gerçekleştirenin kendi geç kalmışlığına üzüldüğünü…
diasporada “ne boş şeylerle uğraşmışız” diye
düşündüğünü… Diasporada “ne kadar çırpınsak da boşuna,
her gün her saat bir yerlerimizden bir şeyler kopuyor”
burukluğunun, Dönüşün ilk adımı ile en küçük çabaların
bile boşa gitmediğinin mutluluğuna dönüştüğünü
anlatabilir… Anadilinle her gün radyo dinlemenin, tv
izlemenin, dil bilmeyen ana-babaların anadilde şiir
okuyan çocukları karşısındaki coşkularını
duyumsatabilir, kültür insanlarımızın her biri ile
tanışamamanın, kültür programlarının tamamını
izleyememenin üzüntüsü ile mutlu olabilmeyi… evet yanlış
okumadınız, üzüntü kaynaklı mutluluğun da
yaşanabileceğini düşündürür belki. Yazı birilerinize,
biz Dönüş yapanların bir an bile peşimizi bırakmayan
yürek sızısını, mutluluğumuzu siz geride kalanlarla
paylaşamamanın yürek sızısını ve tanımlayamadığım daha
birçok duyguları yaşatır belki…
Anavatana Dönüş yapma şansını yakalayabilmiş her
birimizin amacının Adem Tatlı’sı olabilmesi ve geride
kalanlarca Adem Tatlı’nın anıldığı gibi anılması
dileklerimle…
İşte yazı:
Önden giden, dönmeyen atlılar
Onların ağlatan destanı, dünya durdukça bize
insanlığımızı hatırlatmaya devam edecek. Atalar
diyarında yatan bir ölümsüz ‘âdem’in ‘tatlı’
serencamıyla açılıyor bu kutlular perdesi…
‘Geçtiğimiz yıl Türkçe Olimpiyatları’nın dördüncüsüydü.
Orada, aklıma nereden geldi bilmiyorum, Moğolistan’dan
bahsettim. Moğolistan’dan bahsetmemin sebebi, Türkiye’ye
göre çok uzak bir ülke olmasıydı. Bir diplomat
arkadaşımla ilgili hatırayı anlattım. Moğolistan’a
gitmek bazıları için bir kâbustu. Korkulacak bir şeydi.
Nereden bilirdim ki Adem Tatlı kardeşimiz Moğolistan’da
birkaç ay sonra vefat edecek, ve biz bir yıl sonra onun
eşine ve çocuğuna bir emanet vereceğiz… Şu Orhun
Anıtları’nın bulunduğu ülkede şimdi Adem Tatlı.
Türkiye’ye 10 bin kilometre ötede yatıyor. Ve biz onunla
gurur duyuyoruz. Onun rahmetinden istimdat bekliyoruz.
Onun ruhaniyetinden bağışlanmak diliyoruz. Çünkü o güzel
bir aşkla gitti o ülkeye. Bunları birilerine anlatmak
çok zor. Türkiye’de bazılarına Adem Tatlı’yı boşuna
anlatırsınız.’
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin o zamanki gözü yaşlı
başkanı Bülent Arınç’a bu sözleri söyleten Adem Tatlı
kimdi? Arınç bu sözleri Beşinci Türkçe Olimpiyatları’nın
kapanış sahnesinde söylemiş; her ‘Adem Tatlı’ dediğinde
gözleri yaşla dolmuştu. Eşi Münevver Arınç Hanımefendi
biraz önce “En zor görev bana düştü” diyerek Adem
Tatlı’nın eşi Aysel Tatlı ve oğlu Ömer Faruk Tatlı’yı
kucaklamış, onlara vefa ödülünü takdim ederken duygulu
anlar yaşamıştı. Kimdi bu tatlı insan? Meclis Başkanı
Bülent Arınç ondan bahsederken “Kimin himmeti
milletiyse, o tek başına bir millettir” demişti. Kimdi
tek başına bir millet, hatta insanlığın sembolü olmaya
aday bu Adem, bu âdemoğlu?..
Adem Tatlı’nın kim olduğunu o gün sahneye çıkan
Ukraynalı Elvira Saranayeva anlatmıştı; Osman Sarı’nın
Önden Giden Atlılar şiirini okuyarak:
Önden giden atlılar / Issız sıcak çölleri / Karşı karlı
dağları / Çoktan aşıp gittiler / Kayboldular uzakta /
Önden giden atlılar / Ben burada kaldım böyle

Gittiler hep gittiler / Aştılar kızgın çölü / Toprak
tükendi bir gün / Denize ulaştılar / Çektiler dizginleri
/ Kendileri dursa da / Atlar duramadılar

Vardılar Kurtuba’ya / İnmediler atından / Gülle
karşılandılar / Ne güzel atlar bunlar / Bunca yol
çiğnediler / Çiçek çiğnemediler / Önden giden atlılar
Önden giden bir atlıydı Adem Tatlı… Önden gitmekle
kalmamış, gittiği yerde kalmaya karar vermişti. Demir
Perde’nin kaldırılıp, dünyanın doğusu ve batısıyla
kucaklaşma arzusunu ortaya koyduğu günlerde Anadolu
ruhunu insanlığa arz etmek üzere yola koyulanlardan
sadece biriydi o. Moğolistan’a gitmiş, orada çatlayana
kadar koşuşturmuştu. Tıpkı Kazakistan toprağına cesedini
emanet eden Yasin Çalkım gibi; tıpkı Tanzanya’ya ışık
gibi doğan esnaf Erkan Çağıl gibi… Ya gurbet meyvesi
Meryem Betül ve Nil’de ölümsüzlüğe ulaşan Yusuf Özgür?
Peki ya eğitim hizmetlerinin “şefkat anne”si Nuran Alver?...
Toprak gibidir göç tutkusuna kapılıp yollara düşmek…
Velûddur; doğurgandır. Kendini onun bağrına atan
talihliler gurbetin, uzletin, hasretin, fakr-u zaruretin
bağrında erir biter de unuturlar gurbette olduklarını ve
meyvelerini oracıkta verirler. İşte Adem Tatlı ‘tek
başına bir orman’ denilecek bir fidandı. Onun hikâyesi
aslında bir ormanın hikayesidir. Onu anlatacaklar da o
ormandaki diğer fidanlar olsa gerek.
MOĞOL ELLERİNDE ‘TATLI’ BİR DÜŞ
Adem Tatlı 1994 yılının Haziran ayında gitti
Moğolistan’a. Elinde bavulu doğuya, çoklarının adını
sadece kitaplarda gördüğü Moğolistan’a o zamanlar
Türkiye’den doğrudan uçak seferi bile yoktu. 1990 yılına
kadar Sovyetler Birliği’yle ittifak halindeki komünist
rejim tarafından idare edilmesi, yeryüzünün en az nüfus
yoğunluğuna sahip ülkesi olması, modern dünyanın epeyce
uzağında bırakmıştı Moğolistan’ı. Ülkede henüz Türk
Büyükelçiliği yoktu. Adem Tatlı’nın lise yıllarında
okuduğu coğrafya kitaplarında bu topraklar Gobi Çölü’nün
ve “yak” denen Tibet öküzlerinin toprakları değil miydi?
Ama çöl de hicret gibi doğurgandır. Onun bağrından
çıkmıştır nice kutlu insanlar ve çağ aşan düşünceler.
Adem Tatlı çölü sulamaya azmetmiş bir bardak su gibiydi.
Ondan önce gidenler de vardı. Ocak ayında ülkeye ulaşan
beş kişilik ilk öğretmen grubundan Asım Kangal, Adem
Bey’i havaalanında karşılamıştı: “Moğolistan’a ‘geri
dönmemek üzere’ giden ilk Türkler’dik. Dil bilmiyorsun,
maddî sıkıntı had safhada. Şeker alacaksın, iki saat
anlatmaya çalışıyorsun; sonra öğreniyorsun ki Moğollar
çayda şeker kullanmıyormuş. Beş ay böyle geçti. Sonra
Adem Ağabey ve okul inşaatında çalışacak ilk Türk
işçiler geldi. Özellikle Adem Ağabey’in gelişi
rahatlattı bizi.”
İNŞAAT İŞÇİSİ GİBİ ÇALIŞIRLARDI
Adem Ağabey’in ilk gidenleri rahatlatmasının bir nedeni
de onun bitmek bilmeyen enerjisidir. Daha başkent Ulan
Batur’a ulaşır ulaşmaz bir an önce müdürlüğünü yapacağı
Darkhan Vilayeti’ndeki koleje ulaşmak ister. Başkentten
242 kilometre uzaktaki bu şehir, Moğolistan’ın
yoksulluğunun katlandığı bir mekândı. Darkhan Türk
Lisesi’nin yurt müdürlüğünü de yürüten Mehmet Aktürk,
ülkenin ve öğretmenlerin fakr u zaruretlerini anlatırken
Adem Tatlı’nın “Şükür Allah’a ne alkoliğim ne eşkolik;
ama işkoliğim” dediğini hatırlıyor. “Her ne kadar biz
Adem Ağabey’den iki ay sonra gelsek de çalışmaların
yoğunluğunu birlikte yaşadık. Eski okul binasının
yenilenmesi, inşaat için gerekli malzemelerin bulunması
bizi bekleyen işlerdi. Maddî kaynak sıkıntısından
merhumun günlerce ucuz malzeme aradığını bilirim.”
O dönem Asya steplerinden açılan Türk okullarının hemen
tamamı aynı süreci yaşıyordu. Müdür ve öğretmenler yaz
dönemi boyunca inşaat işçisi olur çalışır, eğitim yılı
başlayınca da asli görevlerine dönerlerdi. Gündüz ders
verir, gece de yurtta kalan öğrencilere belletmenlik
yapar, üstü açılan çocukların üzerlerini örterlerdi.
Tabiri caizse ‘aspirin öğretmenlerdi’ önden giden
atlılar; her derde deva, her işe ‘ben varım’ diyen gönül
erleriydiler.
Adem Bey bütün bunların üzerine, müstağniydi de. İşçiler
ve öğretmen arkadaşlarıyla birlikte inşaatta çalışır,
her işte en önde koşturur; ama sıra yemeğe gelince geri
çekilirdi. “Bize, ‘Siz çalıştınız yiyin’ der, ancak
okulun malı diye yiyeceklere kendi el sürmezdi. Hak
etmediğini düşünüyordu bunları” diyor, Asım Kangal.
Bu diğergâm ruhla sürdürülen çalışmalar, birkaç ay
sonra, Kasım 1994 başında verir meyvesini. Darkhan Türk
Koleji iki sınıf ve 48 talebesiyle eğitime başlar.
‘MOĞOLİSTAN’A DÖNMEK NİYETİYLE GİTMEDİM’
İlk günlerin sıkıntısı atlatılınca Adem Tatlı evlenme
kararı alır. Başkaları bedenî hazlar için, çocuk için,
evde yemek yapacak biri olsun diye evlenebilirler. Ama
önden giden atlılar yanlarına bir atlı daha katmak için
evlenirler. Adem Tatlı tanıştırıldığı Aysel Hanım’a daha
ilk görüşmesinde “Benim birinci eşim hizmet. Benimle
evlenmeyi kabul edeceksen bil ki sen ancak ikincisi
olursun. Zaten ben Moğolistan’daki hanım arkadaşlarla
ilgilenecek birini arıyorum” diyecektir.
Sadece sefil ruhlar değil asil ruhlar da çift
yaratılmıştır. Adem Tatlı’nın dava endeksli ruh dünyası
Aysel Hanım’da dengini bulur. Bir Kadir Gecesi’nin
gündüzünde yapılan düğünden sonra Ramazan Bayramı’nın
birinci gününde Moğolistan yoluna düşer yeni çift. Adem
Tatlı yanına bir atlı daha takmıştır. Yolda eşinin
kulağına, “Ben Moğolistan’a dönmek niyetiyle gitmedim.
Senin böyle bir niyetin varsa da unutursun artık”
diyecektir. Aysel Hanım evlendiği insanın ruhundaki
asaleti 15 saatlik yolculuktan sonra ulaştıkları Ulan
Batur’da görecektir. Adem Hoca eşini arkadaşlarına
emanet ettikten sonra “Bir toplantıya katılmam lazım.
Sen bekle dönerim” der ve kaybolur. Türk okullarının ilk
defa açıldığı bu günlerde her toplantı, çözülecek bir
yığın derdi sırtlanmak demektir. Aysel Hanım evlendikten
sonra ancak üç gün görebildiği eşini, üç gün boyunca
bekler durur Ulan Batur’da. Adem Hoca geri döndüğünde de
âdeta Aysel Hanım’a “Gel sen de omuz ver!” demeye
gelmiştir.
SEN EL İŞİ YAPARSIN, BEN ŞOFÖRLÜK
Aysel Hanım bunu Türkiye’den gönderilen maddî katkıların
aksadığı günlerde daha iyi anlayacaktır. “Problem
vardır, yoksa para gelmez miydi? Ne yapalım, sen el işi
bir şeyler yap, ben de şoförlük yaparım.” teklifiyle
gelir Adem Bey. Böylelikle kendi atlarının azığını da
kendileri bulmaya başlar önden giden atlılar.
Türk okullarının açılış serencamını okuyan herkes bilir;
koşuşturanın işi artar. “Daha yok mu?” diyene her zaman
daha fazlası verilirdi o günlerde. Adem Tatlı’nın
insanüstü gayretleri vazifesinin ağırlığını da artırdı
durdu. Önce başkent Ulan Batur’daki okulun müdürlüğüne
getirildi; 1999-2000 eğitim yılı başlangıcında da
Moğolistan’daki Türk okullarının tamamının genel
müdürlüğüne. Artık işi sadece binalarla ve öğretmenlerle
uğraşmak değil, eğitim stratejileri geliştirmek ve
Moğolistan’ın umum eğitim seferberliğine katkıda
bulunmaktır. Bu amaçla Millî Eğitim Bakanlığı (MEB)
tavsiyeli eserlerden 45’inin Moğolcaya çevrilmesini
sağlar.
HESAP ÇOK AĞIR, NASIL TAŞIRIM?
Önden giden atlıların bir başka özelliği de ufuklarının
kendilerinden daha hızlı hareket etmesidir. Ne kadar
hızlı olurlarsa olsunlar, hedeflerini daha hızlı
büyüttükleri için hep bir kıvranma, hep bir arayış
içinde bulurdunuz onları. Moğolistan’daki olanca
başarılarına rağmen Adem Tatlı da kıvranmalar ve iç
sancılar içindedir. O dönemki halet-i rûhiyesini Aysel
Tatlı anlatıyor: “Son zamanlarda yeterince hizmet
edemediğini düşünüyordu. ‘Burayı çok seviyor, hatta
‘ayrılmak bile istemiyorum, ancak buralara yeni şeyler
veremediğimi düşünmek beni üzüyor’ diyordu.” Arkadaşı
Mehmet Aktürk’e göre onun mizacında bir insan masa başı
işlerden ziyade yeni oluşumların içinde bulunmalıydı.
Adem Tatlı belki kendisinin de farkında olmadığı bir
şekilde yeniden hicrete hazırlanıyordu.
Son zamanlarda Samanyolu Televizyonu’nda yayımlanan
Büyük Buluşma ve Beşinci Boyut gibi programları gözleri
yaşlı olarak seyredip durmaya başlamıştır. Aysel Hanım’a
sık sık, “Hesap çok ağır. Ben bu kadar insanın
mesuliyetini nasıl taşırım?” diye sorup durmaktadır. Son
Türkiye ziyaretinde eşi Aysel Hanım ve oğlu Ömer Faruk’u
da yanına alır. Bu ziyaret iki ay kadar sürecektir.
Tatlı ailesinin 11 yıl önce kurulduğu günden bu yana bir
arada geçirdikleri en uzun müddettir bu. Belki de bir
veda ziyareti olduğu için bilinmeden uzun tutulan bir
son ziyarettir…
‘DAHA VAKTİ DE GELMEDİ, YERİ DE’
Moğolistan’daki işler yoğunlaşınca Adem Bey eşini ve
çocuğunu Türkiye’de bırakarak hizmet mekânına döner.
Moğolistan’a ulaşınca ilk işi yeni eğitim sezonu öncesi
okulların denetimine çıkmak olur. Güzergâhında ilk görev
yeri Darkhan vardır. İyi geçen denetimden sonra
öğretmenlerle yemek yiyip hepsinden ‘helâllik’ alarak
yola koyulur.
Önden giden atlılar, asrın en ehliyetli
öğretmenleridirler; ama bazıları şoförlük ehliyetlerini
kullanmadan bırakır. Adem Tatlı da öyleydi. Oldukça
ileri bir yaşta alabilmişti ehliyetini. Çok da güveniyor
değildi kendine; ama yollarda hep böyle bir başka şoföre
muhtaç olmak da ağır geliyordu ona. Darkhan’dan
ayrıldıklarında Moğol şoföre yeni aldığı ehliyeti
göstermiş, biraz de kendisinin sürmek istediğini
söylemişti. Direksiyonu hemen boşaltmak isteyen şoföre
de “Daha vakti de yeri de gelmedi,” diyerek biraz daha
devam etmesini söylemişti.
Yarım saat sonra, “İşte burası,” dedi. Sürücü koltuğuna
oturunca gülerek döndü arkadaşlarına ve “Okuyabildiğiniz
kadar Ayet’ül Kürsî okuyun” uyarısında bulundu. O an
arabadaki kimse anlamadı; ama Adem Tatlı, belki kendi de
farkında olmaksızın veda ediyordu.
EŞİMİN VASİYETİ VAR, BURAYA DEFNEDİN
Adem Tatlı’nın kullandığı aracın 24 Ağustos 2006
tarihinde geçirdiği kazanın haberi Türkiye’ye
ulaştığında Aysel Hanım ruh yüceliğini bir kez daha
sergiler. Adem Tatlı’nın ailesi cenazeyi Türkiye’ye
getirmek ister; ancak Aysel Hanım, “Rahmetlinin vasiyeti
var. Moğolistan’da kalacak” diyerek son kararı açıklar.
Hayattayken sık sık “Buraya gelen arkadaşların tamamı
dönmeyi unutmuşlardı. Ama bu topraklarda ilk kalacak
olana imreniyorum” dermiş. İmrenilecek insan Adem Tatlı
bu payenin kendisine verilmesinden mutlu olmalıydı.
Mutlu olmalıydı ki eşinin yüzünü son bir kez görmek için
cenazeye Türkiye’den giden beş kişilik ekibe dahil olan
Aysel Hanım açılan kefenin içinde mütebessim çehresiyle
karşılaşır onun... Ömrü boyu derde, ızdıraba, gurbete ve
fakr u zarurete gülümsemiş olan Adem Tatlı, şimdi ölümün
ve ebedi vuslatın yüzüne gülümsemektedir. O kadar canlı,
o kadar hayat doludur ki bu gülümseme, Aysel Hanım bir
an, “Ölmemiş, uyuyor bu. Uyandırın!” demekten alamaz
kendini.
HAYIR, UYUYAN BİZİZ!
Adem Tatlı Moğolistan devlet erkanından bazı zevatın da
katıldığı mütevazı bir törenle defnedilir kabrine.
Bazıları kabir için istirahatgâh ifadesini kullanır.
Oysa Adem Tatlı gibi önden giden atlıları ölüm bile
koşuşturmaktan alıkoyamaz. Hayatının her anını hizmet
şuuruyla geçirmiş, bu uğurda aç kalmış, tek sermayesi
olan evini satmış, ömrünün geri kalanı için “Ya Rabbî
benim vaktimi al, Hocama ver” diye dua etmiş olan Adem Tatlı’yı ölüm durdurabilir mi? Tanıdığı işadamlarını
Moğolistan’a yatırım yapmaya çağıran, sıkıntılar
karşısında “Of değil, af demek düsturunuz olsun” diyen,
kendisiyle birlikte koşuşturanları ciğerparesi bilen
Adem Tatlı’yı ölüm istirahate çekilmeye zorlayabilir mi?
Rüyalar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Her şey her
yerde anlatılmaz. Güneşe haddinden fazla bakmak kör
eder. Işığın lem’ası da ışıktır. Bir iki rüya, Adem
Tatlı’nın Moğolistan çöllerinde koşuşturmaya devam
ettiğini ispata yeter.
Bu rüyalar “Allah yolunda şehit düşenler için ‘ölüler’
demeyin. Tam aksine, onlar diridirler ama siz farkında
olmazsınız.” (Bakara, 154) ve “Ey iman edenler, Allah’a
yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizi
sabitkadem kılar.” (Muhammed, 7) ayetlerinin pratiğin
içinden gelen şahitleridir.
İlk rüyayı Polonya’da ikamet eden bir arkadaşı görür.
Rüyasında Polonya’nın önden giden atlılarından biri
kendini merhum Adem Tatlı’nın kabri başında ağlayıp
inlerken, dertlerini sıralarken görmektedir. O devam
ediyor: “Neden sonra vefat ettiğini düşünüp, ‘Ama ağabey
sen bunları duyamazsın ki!’ dedim. O an mezarından
yükselen ‘Hayır duyuyorum.” sesiyle irkildim. ‘Ben
iyiyim, merak etmeyin.’ diyordu. ‘Arkadaşlar ne kadar
büyük bir işin peşinde koştuklarını bilse keşke, daha
fazlasını ortaya koyarlar.’ dedi. Ben ‘Aysel Abla çok
üzülüyor.’ deyince ‘Söyle üzülmesin, ben iyiyim, merak
etmesin.’ ikazında bulundu.”
SON HİCRETİ, TOPRAĞA
İkinci rüya ise Moğolistan’da çalıştığı kolejden.
Öğrencilerden sorumlu bir arkadaşı uyku ile uyanıklık
arasında görür Adem Tatlı Bey’i. Üzülmüş, hatta biraz
sinirlenmiştir Adem Hoca. Arkadaşına “Biz buraları böyle
mi bıraktık, her taraf toz,” diye çıkışır. Arkadaşı
“Ağabey siz vefat etmemiş miydiniz?” diye sorunca,
“Görüyorsun beraberiz. İşinize sahip çıkın. Dünyada hiç
ummadığınız şeyler dahi burada çok değerli oluyor.”
şeklinde cevap verir.
Adem Tatlı, Asya bozkırlarını yeşertmeye gitmişti Moğol
gurbetine. Son yolculuğu toprağa oldu. Şimdi yüksekçe
bir tepeden okulunu seyreden Adem, ölümün adem
olmadığını haykırıyor oradan. Yok oluş değil ölüm; hiç
öyle olsaydı içimizde yaşar mıydı Adem Tatlı’nın
hatırası? Her birimiz Adem olabilmek için çırpınır;
hicreti dualarımızın baş tacı yapar mıydık?
M. Fethullah Gülen Hocaefendi: BİR DAHA GERİ DÖNMEMEK
ÜZERE GİTMELİ
Sırf Allah rızası için dünyanın dört bir yanına göç
edenlerin durumunu hafife alamaz ve basite ircâ
edemeyiz; çünkü bu muhacirlerin herhangi bir maddi
çıkarları ve menfaatleri yoktur. Türkiye’nin içinde ve
dışında ve âlem-i İslam’ın sair yerlerinde, hicret eden
kimseler, “Şüphesiz ameller, niyetlere göredir ve
herkese niyet ettiği şey vardır” fehvasınca, niyetlerine
göre mükafaat görecek ve ilk hicret edenlerin arkasında
-inşaallah- yerlerini alacaklardır.
Yani Allah, Muhacirleri Muhacirlerle, Ensarı da Ensarla
haşredecektir. Bu itibarla da, “Muhacirler toplansın!”
dendiğinde bu mukaddes göçün heyecanıyla yollara düşmüş
olanlar, Muhacirlerin arkasında yerlerini alacaklardır.
Kim bilir günümüzde Allah rızası için hicret edenlerden
herhangi birisinin önüne Hz. Ebû Bekir (radiyallâhu anh)
mi, Hz. Ömer (radiyallâhu anh) mi, Hz. Osman (radiyallâhu
anh) mı rastlayacak?! Bunları her an Rabb’inin huzurunda
hesap vereceğine inanan ve bir ayağının mezarda
bulunduğunu his ve idrak eden bir insanın ağzından
dinliyor gibi dinleyin; eğer bu mevzuda hilaf-ı vaki ve
mübalağalı beyanda bulunuyorsam, Allah’a hesap vereceğim
demektir...
Muhacir, hicret edeceği yere giderken, “bir daha geri
dönmemek” üzere gitmelidir. Kendi ülkesinin yemyeşil
yamaçları, bağ ve bahçeleriyle diğer bütün güzellikleri
aklına geldiğinde, Sahabe gibi, “Aman Allah göstermesin
buradan geriye dönmek mi!” duygusuyla tir tir
titremelidir.
Evet, ideal muhacir, niyetini halisâne yaptıktan sonra
gideceği yere gitmeli, “Senede bir defa olsun gelip
ülkemi göreceğim” gibi mülahazalara kapılmamalı,
anne-baba, memleket sevgisini içine gömmeli ve bir daha
geriye dönmeyi düşünmemelidir. Hatta o ilk garipler gibi
yerlerini terk etmeyi düşünmemeli ve Allah rızası için
hizmet ettikleri yerlerinden ayrılmamalıdırlar. |
|
......... |
|
......... |
|
 |
|
adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey vadige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey vadige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey dige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey vadige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga
adyge adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge
adıge Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge
Adigey Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey
Adigey adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey
adige adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige
adigha adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adigha
adyga adyge adıge Adigey Adigey adige adig |
|
|
|
|
|
www.circassiancanada.com
|
|
.. |