MENÜ

 
 
 
 

www.circassiancanada.com         

.........

TEHLİKE KUZEYDEN GELİYORDU
Ashad Ç’ırğ
(К1ЫРГЪ Асхьад)
Adige Tarihçisi
Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız
Adige Mak, 7-8 Şubat 1992

.........

.........

(Kabardey ve Kırım Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhakı; Çerkesya’ya Rus saldırıları, İmam Mansur ve sonrası)

İlkçağdan bu yana çok zorlu bir yaşam sürdürmüşlerdir Adigeler. Güzel ülkelerini ele geçirmek isteyen pek çok düşmanın korkunç saldırıları ile bir başlarına kaldıkları durumlar çok görülmüştür.
 

.........

Ancak yiğit Adigeler atalar yurdunu canları pahasına savunmaktan asla geri kalmadılar.

18. yüzyılda kuzeyden gelen amansız bir tehdit ulusun karşısına dikilmişti. Rusya İmparatorluğu, Kuzey Kafkasya'yı ele geçirmek için kanlı bir istila savaşını başlatmıştı. 18. yüzyılın ilk döneminde bu saldırı politikasının başlatıcısı olan da, acımasızlığı ile ünlü Rus Çarı I. Petro (Deli Petro;1672-1725) idi. Ancak bu saldırı politikası 18. yüzyılın ikinci yarısında daha da genişletildi. Bu dönemde Rusya tahtında Çariçe II. Yekaterina (II. Katerina;1729-1796) bulunuyordu.  Aşağıdaki dizeler de işte bu fırtınalı dönemin olaylarına ilişkindir.


Kabardiya’nın istilası


1763'te Ruslar, Adigelere ait bir yer olan (1) Mozdok'u (Мэздэгу) ele geçirdiler. Kabardeyler bu girişime karşı çıktılar. Ruslardan Mozdok'ta kurdukları kaleyi yıkmalarını ve buralardan gitmelerini istediler. Ancak Ruslar bu talepleri dikkate bile almadılar. Bunun üzerine Kabardeyler Rus kalelerine saldırmaya ve ağır kayıplar verdirmeye başladılar. Mozdok'u Ruslardan geri alamayan Kabardeyler, kendi derebeyleri (пщы) yönetiminde, 1767'de Kuma (Гум) ırmağı boylarına çekilerek, bu yeni yerlere yerleşmek zorunda kaldılar. Ardından da daha batıda Kuban (Пщыз;Псыжъ) ırmağı havzasında (Çerkesya) yaşamakta olan Adigeler ile bir dayanışma içine girdiler.

Kabardiya'nın Kuzey Kafkasya'da ayrı bir stratejik önemi vardı. Burası Rusların eline geçecek olursa Dağ Ülkesi (Kuzey Kafkasya), doğu ve batı biçiminde ikiye bölünmüş, Çarlık Rusya'sının yayılmacı politikası güçlenmiş ve önemli bir mesafe almış olacaktı. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sona erdiğinde, bu gerçek daha bir açıklık kazanmıştı. Savaşın sonunda Küçük Kaynarca Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın 21. maddesi Kabardiya'ya ilişkindi. 21. maddeye göre, Kabardiya'nın geleceği (kaderi) Kırım Hanı'nın takdirine bırakılmıştı. Ancak çok daha önce Kırım Hanı ile Rus Çarı arasında varılmış olan bir antlaşmaya göre, Kabardiya, Rusya'ya katılmış (ait) sayılmıştı! 1774'te Han, daha önce vermiş olduğu bu sözünü tuttu ve Kabardiya'nın Rusya'ya ilhak edilmiş olduğunu kabul etti. Çarlık Rusya’sı, işte böylesine hileli yollarla da yeni topraklar ele geçirmekteydi (2).

Ancak Kabardeyler kendileri için biçilmiş olan bu yeni statüyü kabul etmediler. 1774 yılından başlayarak 1820'li yılların sonlarına değin bağımsızlıkları için kuzeyden gelen düşmana karşı yiğitçe çarpışmalarını sürdürdüler.



Rus yayılmasının sürmesi ve müstahkem hatlar kurulması


Kuzey Kafkasya'daki Rus yayılmaları gittikçe genişlemekteydi:Bu bağlamda 1777'de Ruslarca Azak-Mozdok Müstahkem Hattı'ının kurulmasına başlandı. Bunun bir sonucu olarak da sel gibi Kabardey kanı akıtılmaktaydı. Ancak, Kabardeylerde de yetinmeyen Ruslar Kuban bölgesine de (Çerkesya'ya da)  saldırdılar. Kuban ırmağı boylarında gerçekleşen olayları daha yakından tanıyabilmek için, Kırım Hanlığı topraklarında olup biten olaylara  da değinmek gerekmektedir.

Küçük Kaynarca Antlaşması hükümlerine göre Kerç, Yenikale ve Kinburun adlı Osmanlı kaleleri Ruslara bırakılmıştı. Böylece Rusya Karadeniz kıyısına inmiş oldu. Kırım Hanlığı da Türk koruması altından çıkarak bağımsız devlet statüsü elde etmişti. Kuzeybatı Kafkasya'da, Azak Denizi kıyılarında,  Don ve Yeya ırmakları arasında bulunan topraklar da Rusya bırakılmıştı.

Kırım, bağımsız bir devlet olarak tanınmış olmakla birlikte, Rus ve Türk politik oyunlarına sahne oluyordu. Petersburg ve İstanbul, Kırım'da kendi otoritelerini kurma peşindeydiler.


Kırım üzerinde oynanan oyunlar ve Kırım'ın Rusya'ya ilhakı için yapılan hazırlık çalışmaları


Kırım’a bağlı olarak çözümü gereken sorunlar arasında Kuban bölgesi sorunu da bulunuyordu. Kuban ırmağının sağ ya da kuzey yakası ya da Kuban ırmağı ile daha kuzeydeki Yeya ırmağı arasındaki topraklar, o sıralar Kırım Hanlığı’na aitti. Bu topraklarda Nogaylar ile Adigeler barınmaktaydılar. Kuban ırmağının kuzeyinde yayılan bu geniş toprakların, Kazaklar gelmeden önce boş ve insansız olduğunu iddia eden Krasnodarlı tarihçilerden V. N. Ratusniyak, T. M. Feofilaktovam ve V. P. Gromov tarafından öne sürülmüş olan görüşler saçmadır. Cennet gibi güzel bir bölgenin insansız kalmış olması iddiası, hiç de akla uygun değildir.

Çar, Kuban bölgesini ele geçirmek için Kuban Kolordusu adı altında askeri bir birlik kurdurdu ve bu orduyu Nogay ve Adigelerin barındığı topraklara soktu. Kolordu komutanlığına da  General A. V. Suvarov getirildi. Suvarov 1778’de Kuban bölgesine geldi. Suvarov’un görevi Nogaylara boyun eğdirmek ve  Adigeleri dağıtmak, bu iki halkı birbirlerinden uzaklaştırmak, birleşmelerini önlemek ve Türklerin bölgeye ilişkin planlarını boşa çıkarmak olarak belirlenmişti. Suvarov, bu görevleri yerine getirmek için Kuban ırmağı kuzeyi boyunca kaleler kurmayı kararlaştırdı.  


Ruslar 1778 yılı kış ve yaz ayları boyunca Kuban ırmağının kuzey yakası boyunda 20’den çok kale kurdular. Bu durum Küçük Kaynarca Atlaşması hükümlerine aykırı düşen çok çirkin bir davranıştı, çünkü bu kaleler bağımsız olması gereken Kırım Hanlığı topraklarında, ilgisiz bir başka devlet, yani Rusya tarafından kurulmuşlardı
. Bu oluşum nedeniyle Türk-Rus ilişkileri kötüleşti.

Suvarov tarafından kurdurulan bu Rus askeri kaleleri, Adigeleri de huzursuz etmişti. Rusların bu davranışı saldırgan ve yağmacı bir siyaset gütmekte olduklarını gösteriyordu. Adigelerin her zaman için hayvanlarını yayıp otlattıkları bu yerler böylece elden çıkmış oldu. Öyle ki, birkaç yüzyıl geriye gidildiğinde, 15. yüzyılda Azak (Azov) Kalesi ile Kuban ırmağı arasındaki toprakların tamamı Adigelere aitti ve oraları Çerkesya’nın bir parçasını oluşturuyorlardı. Nogayların ve Tatarların bu yerlere gelişi 16. yüzyılda gerçekleşmişti. Bu arada üzücü bir durum da, 1778’de bir Adige topluluğu olan Janelerin Kuban’ın kuzeyinde yaşamakta oldukları topraklardan Suvarov tarafından kovulmaları ve Kuban ırmağının güneyine sürülmeleriydi. Bu olay, Adige ulusu açısından, onur kırıcı bir oluşumdu.

Adigeler, zalim bir yağmacıdan başkası olmayan A. V. Suvarov’a karşı koyuyor, karşılarında yükseltilmiş olan Rus kalelerine saldırarak misillemelerde bulunuyorlardı. Bu oluşum karşısında giderek daha da sertleşmiş olan Suvarov, Adigelere çamur ve iftiralar atmaya başlamıştı. Suvarov, kendi üstü olan P. A. Rumiyantsev’e şöyle yazmıştı: “Adigeler (Çerkesler)  soyguncu ve hırsızdırlar”. Beyinsiz General, Nogaylara da veriştiriyordu. General’e göre Nogaylar “geri zekalı”,  “yalancı” ve  “ayyaş” idiler.

Kuban ırmağı kuzeyinde ele geçirdiği topraklarla yetinmeyen Suvarov, Kuban’ın güneyine (Çerkesya’ya) inmeyi ve orada da kaleler kurmayı istedi. Ancak Çariçe, bu isteği erken ve vakitsiz bulup geri çevirdi. Nisan 1877’de Suvarov, Kırım Hanlığı boyutundaki tüm Rus birliklerinin komutanlığı görevine atandı ve Kuban Kolordusu komutanlığını General V. V. Rayzer’e bırakıp Kırım’a gitti.



Karşı direnişin yoğunlaşması ve Kırım’ın Rusya’ya ilhak edilmesi


Adigeler Rus istilacılarla mücadele ediyorlardı. 20 Mayıs 1778’de Slaviyanski kalesi yakınlarında bir Kazak muhafız birliğini yok ettiler. Aynı yıl 23 Eylül’de Deyleko Sultan (Дейлэкъо Султ1ан) komutasında Arhangelsk kalesine saldırdılar. Bu kale, 1778’de, bugünkü Krasnodar kentinin “Ekim’in 40. yılı parkı” yerinde bulunuyordu.

Adigelere bir gözdağı vermek isteyen General Rayzer, büyük bir birliğin başında Kuban ırmağını geçti ve Adige köylerini bir bir ateşe vermeye başladı, ama Adigeleri yıldıramadı. Ekim 1778’de Adigeler  bu kez Vsehsviyatski kalesine saldırıp haydutlara okkalı bir darbe indirdiler ve ağır kayıplar verdirdiler. Haberi duyan Suvarov çok kızdı ve Kırım’dan Rayzer’e şu yazıyı gönderdi: “Kuban’ı geçip gelmiş olan bu yağmacılara gereken dersi veremediğin için seni ayıplıyorum”. İşin burasında Suvarov, kendisinin de Adigelerden tokat yemiş olduğunu unutmuşa benziyordu.

1779’da mücadele yeni bir boyut kazandı. Kabardeyler de Çerkesya (Kuban) Adigeleri ile birlikte yeniden Ruslarla mücadele etmeye başladılar. K’emuy (К1эмгуй) ve Besleneylerin (Бэслъэнэй) birlikte Stavropol’a saldırdıkları bir sırada, Kabardeyler de Alekseyevsk kalesini bastılar. Sonuç olarak Azak-Mozdok Müstahkem Hattı boyunca konuşlanmış olan Rus birlikleri çok zor durumlara düşmüş oldular. Ancak Rusların büyük bir sayı üstünlüğü vardı. 1779 yılı Eylül ayı sonlarında yapılan bir çarpışmada düşman üstün geldi. Bu çarpışmada Kabardey Adigeleri pşı ve verkler  (bey ve soylu maiyetleri) de aralarında olmak üzere 300 yiğit savaşçılarını yitirdiler. Bu büyük bir yıkımdı. Nitekim bu acılı olay, günümüze değin Adigelerce unutulamadı, unutulması da olanaksızdır.

Rusların davranışları Türkleri de kaygılandırmaktaydı. Türkler de Kafkasya’da egemenlik kurma peşindeydiler. Bu nedenle Rus politikalarına karşı bir denge kurmak gerekiyordu. O sıralarda Sucuk-Kale (bugünkü Novorossiysk) bir Türk kalesiydi ve burası takviye edildi. Ardından 1781-1783 yıllarında Türkler (Osmanlılar) Adige toprağı üzerinde Anapa kalesini kurdular. Ancak bu durum Rusya İmparatorluğu’nun daha güçlü konumunu değiştirmedi. 1783’te Kırım, Taman Yarımadası, Kuban ve Yeya ırmakları arasındaki Kırım toprakları Rusya’ya ilhak edildiler. Türkler bu ilhakı kabullenmek durumunda kaldılar. Böylece Kuban ırmağı, Adigey’in (Çerkesya’nın) kuzey sınırı oldu.


Nogayların boyun eğmesi ve Nogay soykırımı


Kırım Hanlığı topraklarının Rusya’ya ilhak edilmesinden sonra, II. Yekaterina, General A. V. Suvarov’u yeniden Kuban bölgesine gönderdi. General Nogayları Rus yönetimine sokma işiyle görevlendirilmişti. 1783 yılı yaz mevsiminde Nogaylar, Yeysk kalesi önünde, Rus yönetimini benimsedikleri biçiminde toplu imza verdiler. Böylece Nogay toplumu şefleri Çariçe’ye bağlılık andı içmiş oldular. Suvarov, bu bağlılığı kutlamak için Nogaylara büyük bir ziyafet çekti. Bağlılık andının imzalandığı gün Nogaylara 500 kova dolusu votka sunuldu, çok sayıda dana ve koyun kesildi.

Sorun Nogayların and içmeleri ile kapanmamış ve onlara yeni koşullar dayatılmıştı. Rus yönetimi, Nogayların Kuban bölgesinden sürülmeleri ve Ural bölgesine yerleştirilmeleri kararını aldı. Kuban ırmağı kuzeyindeki topraklar Kazakların yerleştirilmeleri için boşaltılacaktı. Nogayların sürülmeleri ve soykırımdan geçirilmeleri görevi de Suvarov’a verilmişti.

1783 yılı Temmuz ayında Nogayların sürülmeleri programı uygulamaya kondu. Nogaylar topraklarını bırakmama kararı aldılar ve T’av Sultan ( Т1ау Султ1ан) komutasında birleşerek Ruslara karşı direnişe geçtiler. Sonunda Büyük Yeya ırmağı kıyısında büyük bir savaş verildi. Savaşı silah üstünlüğü olan Ruslar kazandılar. Savaşta Nogaylar 3. 000 kişi yitirdiler.

Adigeler Nogaylara yardım için hazırdılar. Güç duruma düşen ve bir felaketle karşılaşan insanlara yardım etmek, ulusumuzun geleneklerindendir. Ruslardan kaçıp kurtulmayı başarmış olan Nogay kalıntılarının Kuban ırmağını geçmelerine ve Adige ülkesine sığınmalarına izin verdiler.

Sadece sığınma izni verilmekle de yetinilmedi, Nogaylara askeri yardımda da bulunuldu. 23 Ağustos 1783’te Adigeler ve Nogaylar birleşip Yeysk kalesini bastılar. Kaleyi alamadılar, ama düşmana ağır kayıplar verdirdiler.

Rus otoriteleri Adigey’e sığınmış olan Nogayları yok etmeyi planlamışlardı. Bunun için Suvarov’a Kuban ırmağını geçme ve Nogaylara saldırma emri verildi. Kuban ve Kafkas kolorduları ile Don Kazak Ordusu da Suvarov’un komutasına verildi. 1783 yılı Ekim ayının ilk gecesi, Suvarov komutasındaki Rus orduları Kuban’ı geçip Adige topraklarına girdiler, Laba ırmağı kıyılarında barınmakta olan Nogaylara beklenmedik bir anda çullandılar. Nogaylar karşı koydular, ama yok edilmekten de kurtulamadılar. Kazaklar çok acımasız davrandılar. Yaşlı, çocuk ve kadın ayırımı yapmadan önlerine çıkan herkesi doğradılar. Belgeler bu tarihsel gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Nogaylara yardıma koşan Adigeler de yok edilmekten kurtulamadılar.


Sıranın Adigelere gelmesi ve İmam Mansur


Nogay topraklarının temizlenmesinden sonra, sıra Adigelere gelmişti. Kazak tarihçisi A. Leşenski, çok nesnel bir biçimde şunları yazmaktadır:”Kuzeybatı Kafkasya’da yapıldığı gibi tüm bir halkın soykırımdan geçirilmesi ya da öz toprağından çıkartılması olayı, emperyalizmin tüm vahşetini ortaya döktüğü acımasız bir durum, daha sonraları Rusya’da ve Avrupa’da daha bir daha görülmemiştir. Nogay halkının, bunların ardından çok daha kültürlü ve çok daha fazla nüfuslu olan Adige halkının da yok edilmesi ve bu insanların ülkelerinden sürülmeleri olayları, Asurlu yağmacıların, Cengiz Han  ya da Timur’un vahşetlerinden,  hiç de farklı  olan olaylar değildir”.


Dağlılar
(Kuzey Kafkasyalılar) Rus tehlikesi karşısında yiğitçe bir tavır aldılar. Kuzey Kafkasya’da Rusya’ya karşı verilen mücadele 1785’te iyice yükseldi. Çeçen halkı mücadele bayrağını ele aldı. Adige halkı da bir bütün halinde Çeçenlere destek çıktı. Çeçen kahramanlarının başında Uşurma bulunuyordu. Uşurma, tarihe Şeyh Mansur olarak geçti. Mansur akıllı ve güçlü biriydi. Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığı için hayatını ortaya koymuştu. Rus yağmacılardan korkmuyor ve onlardan nefret ediyordu. Mücadeleyi Kuzey Kafkasya boyutunda yaymak (genişletmek) için İslam dininden yararlanmaktaydı.

Uşurma’nın eylemleri Rusları çok kaygılandırıyordu. Uşurma’yı yakalamak için Albay Piyeri komutasında  bir birlik görevlendirildi. Rus birliği 1785’te Uşurma’nın doğduğu Aldı köyünü ateşe verdi. Ortalığa dehşet saçan Rus birliğini Uşurma’nın birlikleri karşıladılar. Rus birliği bozguna uğratıldı. Uşurma bu olaydan sonra Çeçenya ve Dağıstan’ın İmamı (Devlet Başkanı)  seçildi. Kendisine Mansur (Arapça “yenen”, ”zafer kazanan”, ”üstün gelen”) adı verildi. Mansur Gazavat Savaşı’nı (Din Uğruna Kutsal Savaş) başlattı. Mansur, Kafkas-Rus Savaşı’nın gerçek bir kahramanıdır. Mansur, Avar kökenli Kahraman Şamil’in örnek almış olduğu bir önderdir.

Uşurma (Mansur), 1785’te Kizilyar kalesini ele geçirmek için harekete geçti, ama başaramadı. 1786’da Rus birlikleri Çeçenleri yatıştırdı. Mansur zor bir duruma düştü. Ancak Adigeler mücadeleye devam ettiler. Çerkesya’da Ruslara karşı büyük bir savaş verilmekte olduğunu dikkate alan Mansur, 1787’de Adige Ülkesi’ne geldi ve  Adige Ordusu’nun başına geçirildi (3).

Çerkesya’da (Kuban bölgesi) Adige-Rus Savaşı sürüp giderken, Ruslarla Türkler arasında da savaş başladı. Türkler Kırım yarımadasını yeniden ele geçirmek için Rusya ile savaşıyorlardı. Savaş 1787 yılında başladı 1791 yılı sonuna değin sürdü.

Osmanlı yöneticileri Dağlıları (Adigeleri, vd)  kendi yanlarına çekmek için harekete geçtiler. Türkler,  Ruslarla savaşa başlamadan önce, yani 1785-1786 yıllarında Şeyh Mansur’dan hiç hoşlanmıyorlardı.  Çünkü Mansur Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığını savunuyordu. Mansur sadece Rusları değil Türkleri de istemiyordu. Bu nedenle Türk görevliler Mansur için “yalancı” ve “çılgının biri” biçiminde karalamalarda bulunuyorlardı. Ancak Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca, taktik değiştirildi. Türkler artık İmam Mansur’u elde etmeye çalışıyorlardı. Elçiler yollayıp kendisiyle ilişkiye geçtiler.

Mansur, sonunda Türklerle anlaştı. Çünkü Rus tehlikesi korkunç bir boyut almıştı. Bu arada İmam’ın bir Türk ajanı olduğu biçimindeki sahtekar Sovyet tarihçilerinin değişik iddialarının hiçbirinin bir değer taşımadığını da belirtmek durumundayız. Nitekim savaş boyunca Mansur komutasındaki Adige Ordusu, Türklerden tamamen ayrı olarak kendi mücadelesini kendi sürdürdü.

Mansur’un 8 bin kişilik Adige birlikleri, Eylül 1787’de Urup ve Laba ırmakları boylarında konakladılar. Ruslar Adige birliklerine baskın vermeyi planlamışlardı. 20 Eylül’de P. S. Potemkin komutasındaki Rus birlikleri Kuban ırmağı geçtiler. Adigeler üç gün boyunca Ruslara karşı kanlı bir direnişte bulundular. Mansur geri çekilmek zorunda kaldı. Çekiliş Büyük Zelençuk ve Küçük Zelençuk ırmakları boyunda durdu. Adigelerin yanında Nogaylar da vardı. Aynı yıl Ekim ayında, Ruslar yeniden Mansur’un üzerine yürüdüler. Saldırganların başında General P. A. Tekelli bulunuyordu. Mansur yine başarısız düştü. Bunu fırsat bilen General Tekelli, Adigeleri cezalandırmak için, Besleney ve K’emguy topraklarına girdi ve bir canavar gibi hareket etmeye başladı. Haydutlar çok sayıda insanı katlettiler ve köyleri ateşe verdiler. Bu gelişme üzerine Mansur dağları terk edip Türk kalesi Anapa’ya sığınmak zorunda kaldı.



Anapa savunması ve Battal Paşa Harekatı


Türkler Kırım’ı ele geçirmek için 1787’de bir ordu hazırlamaya başladılar. Buna karşılık Ruslar da,  Kırım’da yaptıkları gibi, Türkleri Kuzey Kafkasya’dan da kovmak için cepheyi genişletme planları hazırladılar. Aynı yılın sonbaharında General Tekelli komutasındaki bir Rus ordusu Anapa üzerine yürüdü, ama kaleyi ele geçiremedi. Ruslar tehditler savurarak Kuban’ın kuzeyine, geldikleri yere geri döndüler.

İlkinde başaramamışlardı, ama Ruslar Anapa’yı ele geçirmeyi kafalarına koymuşlardı. 1790 yılı kış mevsiminde büyük bir Rus ordusu Kuban’ı geçip Çerkesya topraklarına girdi. Rus birliklerinin başında General Y. B. Bibikov vardı. Adigeler Bibikov’un birlikleri ile kahramanca çarpışmaktaydılar. Düşmanın ilerleyeceği yollar boyunca savunma kaleleri kuruyorlar, Rusların eline geçmemesi için sürüleri uzak yerlere götürülüyorlardı. Hayvanların yiyebileceği herşey  ateşe verilip yakılıyordu. Ancak ne denli zor da olsa, Bibikov sonunda Anapa’ya ulaşmayı başardı, ama kaleyi ele geçirmeyi başaramadı. Geri çekilişi sırasında da ağır bir kayıp verdi.

Bibikov’un başarısızlığı Türklerin aşırı sevinmelerine (hayal kurmalarına) yol açtı 
(4). Bu geçici başarısızlığı Rus gücünün kırıldığı biçiminde yorumladılar. Büyük bir ordu hazırlayarak Kuzeybatı Kafkasya’yı ele geçirmeyi planladılar. 1790’da Anapa’da büyük bir ordu oluşturuldu. Hazırlanan bu ordu Kuban topraklarını geçip Kabardiya’ya, oradan da Dağıstan’a gidecekti. Ordu komutanı da Battal Paşa idi. Osmanlı birlikleri 8 bin yaya ve 10 bin atlıdan oluşmaktaydı. Ayrıca Türklerin yanında 15 bin Adige savaşçısı da bulunuyordu. Adigelerin Türklerle birlikte hareket etmekte olmaları, Türk egemenliğini tanımış oldukları anlamına gelmiyordu. Adigeler Rusya’yı asıl düşmanları olarak gördükleri için böyle hareket ediyorlardı. Ayrıca P. S. Potemkin, P. A. Tekelli ve Y. B. Bibikov’un toplu  kıyımlardan geçirdiği Adigelerin  öcünü almak da istiyorlardı.

28 Eylül 1790’da Battal Paşa Kuban’ın sağ yakasına (Rus egemenlik alanına) geçti ve Kabardiya sınırına ulaştı. Orada İ. İ. German komutasındaki Rus ordusu ile karşılaştı. 30 Eylül’de bugünkü Şerceskale (Çerkessk) kenti yerinde iki ordu savaşa tutuştu. Savaş Rusların zaferiyle sonuçlandı, Battal Paşa Ruslara tutsak düştü. Türklerle birlikte hareket etmiş olmaları nedeniyle Ruslar, Adigeleri çok acımasız bir biçimde cezalandırmaya başladılar. 1790 yılı Ekim ayında Baron Rozen komutasındaki Rus birlikleri Mart ve Pşış ırmakları boylarında bulunan 36 Bjedugh (Бжъэдыгъу) köyünü yok ettiler.


Anapa’nın düşmesi, Mansur’un yakalanması ve 1792 Yaş Antlaşması


Battal Paşa harekatının hezimetle sonuçlanması üzerine, İ. V. Gudoviç komutasındaki bir Rus ordusu Anapa üzerine yürüdü. Şiddetli çarpışmalardan sonra 22 Haziran 1791’de Anapa Rusların eline geçti. Anapa’da bulunan Dağlıların önderi (Hakim) Mansur tutsak düştü. Mansur Şlisselburg hapishanesine konuldu ve orada 1794’te öldü. Mansur öldü, ama onun adaleti arayan haklı davası ölmedi. Gazi Muhammed, Şamil, Muhammed Emin ve Zaneko Seferbey (5) adları önderliğinde bu dava 19. yüzyılda da sürdürüldü.

Osmanlı-Rus Savaşı 9 Ocak 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması ile sona erdi. Antlaşma maddelerine göre Kırım ve Taman yarımadaları ile Kuban ırmağının sağ (kuzey) yakasının Rusya’ya ait olduğu,  bir kez daha onaylandı. Böylece Kuban ırmağının Rusya’nın güney sınırı olduğu da resmen kabul edilmiş oldu. Ayrıca bu antlaşmanın yorumundan Adige Ülkesi’nin bir Osmanlı toprağı olduğu gibi bir anlam da çıkarılabilirdi (6). Nitekim bu antlaşma gereğince Kuban ırmağının güneyinde bulunan Anapa ve Sucuk-Kale de Osmanlılara geri verilmişti.

Antlaşma hükümlerine karşın Adigeler Osmanlılara boyun eğmemişlerdi ve Rusya’ya da boyun eğmek istemiyorlardı.



Kuban’ın kuzey bölgesinin Kazaklarla kolonize edilmesi


Rusya İmparatorluğu savaştan sonra, (daha önce Nogay ve Adigelerden temizlenmiş olan ve boş durumdaki kendi) Kuban bölgesine Slav nüfusu yerleştirmeyi kararlaştırdı. II. Yekaterina, 1792’de Taman yarımadası ile Kuban ırmağının kuzeyinde kalan  toprakları Karadeniz Kazak Ordusu’na bağışladı. 1792-1793’te Kazaklar toplu gruplar halinde göç ederek bu yerlere yerleştiler. 1793’te Yekaterinodar (şimdi Krasnodar) kentinin temeli atıldı. Kuban ırmağı boyunca yeni Rus kaleleri inşa edildi. Rusya Kazakları kendi yayılmacı (kolonyalist) politikasının öncü (aracı) gücü haline getirmek istiyordu.

Kazakların Kuban bölgesine yerleştikleri ilk dönemlerde Adigelerle Kazaklar arasındaki ilişkiler dostça idi. Aralarında canlı bir ticari alışveriş bulunuyordu. Ancak Çarlık yönetiminin yayılmacı politikaları gereği, doğmuş olan bu iyi ilişkiler, çok geçmeden bozulmaya yüz tuttu. Kuban’ın sol (güney) yakasında bulunan Adige Ülkesi’nde olup biten şeyler Rusya’nın ilgisini çekmeye devam etti. Rusların gözü Adigelerin üzerindeydi, durmadan Adige yaşamına karışıyor ve her şeye burunlarını sokuyorlardı. Örneğin Bzıyko Savaşı sırasında Kazak ordusu derebeylerine, yani pşı ve verklere yardım etmişti. Bu durum Adige köylülerinin kaygılanmalarına yol açmıştı.

Kuzeyden gelen bu yeni komşunun gözü artık Adige toprağındaydı. Kazak yağmacılar Bzıyko Savaşı’ndan sonra da fırsat buldukça Çerkesya’yı talan etmekten geri kalmıyorlardı. 1796’da Ataman Z. Çepega’nın gönderdiği bir Kazak ordusu Shapsugh (Шапсыгъ) toprağını kana buladı.

18. yüzyılın son yıllarında Adigeler çok güçleşmiş olan koşullar altında bir yaşam sürdürüyorlardı. Rusya İmparatorluğu’nun süreklilik kazanan saldırı tehditleri altında sürdürülen bir yaşamdı bu yaşam.


Ulus yeni mücadelelere hazırlanmaktaydı…


Not: Ashad Ç’ırğ, 1992’de Krasnodar’daki Kültür Enstitüsü’nde görevliydi. Şimdi Maykop’taki “AC Tembot K’eraş Sosyal Araştırmalar Enstitüsü”nün müdürüdür. Yazı, ilkin “Kuzey Kafkasya Kültürel Dergisi”nin 1992 yılı,  85-86 sayısında “Tehlike Hep Kuzeyden Geliyordu” başlığıyla yayınlanmıştır. Yazı yeniden gözden geçirilmiş olup, alt çizmeler, parantez içleri ve   ara başlıklar çevirmene aittir. -HCY

DİPNOTLAR:
1)
Büyük ve Küçük Kabardey bölgeleri, 1739 Belgrad Antlaşması hükümlerine göre, Osmanlı ve Rus devletleri arasında tarafsız, yani bağımsız bölgeler olarak tanınmıştı. 1763’te Rusya’nın Küçük Kabardey bölgesine ait olan topraklarda Mozdok kalesini kurması ise, hukuksuzluğu ve saldırgan bir siyaseti yansıtmaktadır. -HCY
2) Rusya tarihi aynı politikayı, Çerkesya işine Osmanlı Devleti’ni de müdahil ederek sürdürmüş ve buna dayanarak, 1829 Edirne Antlaşması ile Çerkesya’yı henüz  işgal bile edememişken, uluslar arası toplum önünde, Çerkesya’yı hileli yollarla   hukukuna geçirmeyi ve uluslar arası toplumu kandırmayı  başarmıştı. 1792 Yaş ve 1812 Bükreş antlaşmaları bu yoldaki ön hazırlık ya da alt yapı oluşturma adımları idi. Bugün de RF’nda egemen konumda olan Ruslar, Adigey Cumhuriyeti yönetimine bile sormadan ve kendi  koydukları dürüstlük ilkelerine ters düşen  bir biçimde, 1989-2003 yılları arasında  155. 400 Rus yerleşimciyi getirerek Adigey’i kolonize etmişler, ardından da AC’ni lağvedip topraklarını bir Rus ili konumundaki Krasnodar kraya vermeye kalkışmışlardı. Ancak, bu ırkçı-emperyal çevrelerin, gerekli desteği alamadıkları anlaşılmaktadır. Bu arada 10 özerk okrugun (küçük özerk ulusal birimlerin) çoğu kaldırılmış, Rusça dışındaki bölgesel resmi dil sayısı da 38’den 27’ye düşürülmüş bulunmaktadır ve azaltma sürecektir. -HCY
3) Anapa,  Çerkesya’nın başkenti konumundaydı: “Çerkesya’yı oluşturan bölgelerin meclislerince seçilen temsilciler Anapa’ya gönderilir ve onlar aracılığıyla önemli kararlar alınırdı. Diplomatik, idari ve askeri işler buradan yürütülüyordu. Dış ülkelere gönderilecek elçiler, bölge askeri komutanları ile yargıçların seçilmeleri yanında, savaş zamanında ve gerektiğinde Hakim denilen ve sınırsız yetkilerle donanmış bir önder de (hem yönetici ve hem de üst komutan) belirleniyordu” (bkz. ”Adigey”, ”Anapa” maddeleri, Vikipedi).
4) Napolyon ve Hitler gibi Rusya’yı hafife alan, Çeçenya Devlet Başkanı Albay Aslan Maşadov’u dinlemeyen, Şamil Basayev ve Ürdünlü Hattab’ın peşinden giden disiplinsiz  Çeçen şeriatçı birlikleri de aynı  hataları yinelediler, sonunda Çeçenya’ya ve kendilerine ölüm ve  yıkım getirdiler. -HCY
5) Muhammed Emin, sonunda Ruslarla anlaşmış ve Ruslar tarafından maaşa bağlanmış, Ruslara gizli bilgiler ulaştırdığı söylenen biri, Zaneko Seferbey de Osmanlı  Çerkesya Askeri Valisi olarak atanmış biridir. -HCY
6) Bu durum, 1812 Bükreş Antlaşması ile pekiştirilmiş, 1829 Edirne Antlaşması ile de Bağımsız Çerkesya’nın, sanki bir Osmanlı toprağı imiş gibi,  Osmanlılar tarafından Rusya’ya bırakılmasına fırsat yaratmış, bu da Çerkesya’yı hukuksal ve siyasal anlamda savunmasız bırakmış ve izole olmasına yol açmıştır. -HCY

.........

.........

          

www.circassiancanada.com         

..