|
Rusya Federasyonu'nun Avrupa'daki kesiminin
güneyinde yer alan Dağıstan, Büyük Kafkas
Dağları'nın kuzey yamacının en doğu ucundan
50.300 kilometrekarelik bir alanı kaplar.
Güney ve batısı Güton dağında 3646 metreye,
Bazardyuzu (Pazardüzü) Dağı'nda da 4480
metreye ulaşan Kafkas Dağları'nın ana doruk
hattıyla çevrilidir. Doğusunda Hazar Denizi,
kuzeyinde Kalmuk Özerk Cumhuriyeti, batı ve
kuzeybatısında Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya,
güneybatısında Gürcistan ve güneyinde de
Azerbaycan yer alır.
Dağıstan doğudan batıya 200, kuzeyden güneye
400 kilometre kadar bir uzunluğa sahiptir.
Başkenti Mohaçkale'dir. Diğer önemli şehirler
Derbent, Kızlar, İzberbaş ve Buynak'tır.
Coğrafya ve İklim Türkçe Dağ kelimesi ile
Farsça (-istan) ekinin birleşmesinden oluşan
ve Dağ ülkesi veya Dağlık Ülke anlamına gelen
Dağıstan kavmi değil, coğrafi-topografik mana
ifade eden bir kavramdır. Rusça'da da 'Dağlar
Ülkesi' anlamında Strana Gor ifadesi
kullanılmaktadır. Dağıstan Coğrafi açıdan beş
bölgeye ayrılır. Birinci bölgede Kafkas
Dağları ve Dağıstan iç platosu yer alır.
Dağlar arasından Hazar Denizi'ne akan Sulak,
Samur ve Kurak gibi ırmaklar buralarda derin
vadi ve uçurumlar meydana getirmiştir. Kafkas
Dağları'nın genellikle güneye bakan
yamaçlarında yağış çok azdır. Bu yüzden bazı
bölgelerde bitkisel hayat yoktur.
İkinci bölge, birinci bölgenin kuzeyinde
yüksekliği 920 m'ye ulaşan ve çıkıntı
tepelerinden oluşan ikinci bir dağ kuşağından
ibarettir. Bu bölge kuzey ve kuzeybatıdan esen
rüzgarlar sebebiyle oldukça yağışlı olup, sık
ormanlarla kaplıdır. Dağlar ile Hazar Denizi
arasında kalan dar kıyı düzlüğü üçüncü bölgeyi
oluşturur. Dar boğazlardan çıkıp yayılan
ırmaklar tarafından kesilir. Petrol ve
doğalgaz yatakları barındıran bu ovanın
genişlediği yerde başlayan dördüncü bölge
alçak ve bataklık ovalar ile Terek ırmağı
deltasından oluşur. Deltanın hemen ilerisinde
uzun ve kumluk Agragan Yarımadası başlar.
Son olarak Terek'in hemen kuzeyinde kumullarla
kaplı Nogay Bozkırları beşinci bölgeyi
oluşturur. Bu bölgenin iklimi ise sıcak ve
kuru olup, bitkisel hayat yarı yarıya çöl
özellikleri gösterir.
Dağıstan'ın başlıca ırmakları Gazi Kumuk,
Kara, Avar ve Andi Koysularının birleşmesinden
oluşan ve Mohaçkale'nin kuzeyinde Hazar'a
kavuşan Sulak, daha kuzeyde Çeçenistan'dan
gelen Terek, güneydoğu istikametinde akarak
aynı şekilde Hazar'a kavuşan Samur'dur.
Genellikle dağlara paralel olarak akan bu
ırmaklar, 1000 metreye varan derinlikte ve
darlıkta kanal ve mecralar oluşturarak,
Dağıstan'ın özelliklerinin şekillenmesinde
önemli rol oynarlar.
Dağıstan'ın iklimi genel olarak sıcak ve
kurudur. Alçak kesimlerde ortalama sıcaklık
Ocak ayında -3, 6 derece, Temmuz ayında 23
derece dolayındadır. Dağıstan'ın kuzey kısmını
teşkil eden Sulak-Terek-Kuma düzlüğü en yüksek
yeri 26 metreyi geçmeyen ve denize doğru
gittikçe alçalan, susuz ve kıraç bir bozkırdan
ibarettir. Bu sahanın nüfus yoğunluğu çok
düşüktür. Bu bölgenin sahil boyu bazan su
altında kalır. Kuma ile Terek arasında bir çok
tuz gölü ve bataklık vardır. Terek ile Sulak
arasında ise, kumsallarda kaybolan Aktaş,
Yarıksu, Yamansu ve Aksay çaylarından bu gün
ziraatte istifade edilmektedir. Sahil
boylarına nisbeten sathı biraz yüksek olan
kuzeybatı bölgeleri hariç olmak üzere, bu
düzlüğün iklimi son derece kurudur. Düz,
ırmaktan ve ormandan mahrum, yağmursuz ve
kuzey rüzgarlarına açık olan daha kuzeydeki
bölgede sıcaklık yazın 40, kışın -40 dereceyi
bulur. Ziraat, Terek boyunda ve sun'i sulama
usulü ile güneybatı kısmında yapılır. Diğer
kısımlarda muhtelif Türk boyları göçebe
halinde yaşar ve hayvan beslerler. Sahil
boyunda ise balıkçılık ile iştigal edilir.
Dağıstan tabii zenginliklerle doludur. Dağlık
bölgenin bitki örtüsü, vadilerde ve
kanyonlarda yaprak döken ormanlardan, yüksek
tepelerde çam ve huş ağacı ormanlarından ve
ağaç sınırının üstünde de Alp çayırlarından
oluşur. Tepe yamaçlarında yer yer çöl
bitkisiyle kesintiye uğrayan sık yaprak döken
ormanlar bulunur. Alçak yamaçlarda seyrek
esmer toprak alanlarıyla bölünen verimli
kestane rengi topraklar egemendir. Hazar
Denizi kıyısında ise tuzlu bataklık toprakları
yaygındır.
Şehirler
Dağıstan'ın en önemli şehirleri Mohaçkale,
Derbent, Buynak, Kaspiy, Hasavyurt, İzberbaş,
Kızlar ve Kızılyurt'tur. Bu sekiz şehrin yanı
sıra ovalık bölgelerde kurulmuş olan 14 işçi
sitesi bulunmaktadır. Yalnız Kubaçi işci
sitesi dağlık bölgede kurulmuştur. Dağlık
arazide yer alan Buynak dışındaki diğer
şehirler de ovalarda ve deniz kıyılarında
kurulmuştur.
Sosyo-ekonomik gelişmelere bağlı olarak
şehirlerin nüfusu artmakta birlikte bugün
Dağıstan'dan nüfusun yarıdan fazlası (%58) dağ
ve ova köylerinde yaşamaktadır. Ancak ova
köyleri ile dağ köyleri arasında çok
farlılıklar bulunmaktadır. Ova köyleri çok
büyük olup, üzüm bağları ile meyve bahçelerine
ve düz sokaklara sahiptir. Dağlarda ise, düz
arazinin az olmasından dolayı evler genelde
dağ yamaçlarında ve üst üste inşa edilmiştir.
Çoğunlukla yolu olmayan bu köylerde köy halkı,
köyün başına kadar vasıta ile gelir, oradan
evlerine dar yollardan geçerek ulaşırlar. Bağ
ve bahçenin olmadığı bu köylerin merkezlerinde
üç-beş ağaç ancak bulunabilmektedir. Toprağın
çok kıymetli olduğu buralarda düz araziler
genellikle geçim kaynağı olan ziraatta
kullanılmakta ve ürün olarak en çok buğday,
mısır, arpa ve patates yetiştirilmektedir.
Ulaşımı çok çetin olan bu köyler, asırlar boyu
Dağlılar'ı düşmandan koruma vazifesi
görmüşlerdir.
Mohaçkale. Dağıstan'ın başşehridir. Hazar
Denizi'nin batı kıyısında, Kafkas Dağları'nın
denize yakınlaştığı yerde kurulan ve
1920'lerde 40 bin nüfusu olan Mohaçkale, bugün
350 bin nüfusuyla Dağıstan'ın en büyük ve en
önemli sanayi ve kültür şehridir.
Mohaçkale'nin temelinin Deli Petro tarafında
kurulduğu rivayet edilmektedir. 1722 yılındaki
İran seferi sırasında Deli Petro'nun
karargahını kurduğu yerde kurulan şehre 1857
yılında Port-Petrovsk(Petro Limanı) adı
verilmiştir. 1912 yılında Port-Petrovsk'un 24
bin nüfusa sahip olduğu ve bu sırada şehirde
bir küçük banyo, onluk su çeşmeleri, iki okul
ve 12 kişilik bir hastanenin bulunduğu
belirtilmektedir. Sovyet egemenliğinden sonra
Dağıstan'ın başkenti olan şehre, Sovyet
egemenliği için savaşan Mahaç Dahadayev
hatırasına Mahaçkala (Mohaçkale) adı
verilmiştir. Sovyet egemenliği döneminde
önemli bir sanayi ve kültür merkezi haline
gelen şehirde bu dönemde sanayi işletmelerinin
sayısında artış görülmüştür. Bunlardan en
büyükleri M.Gadjiyev adında makine yapım
fabrikası, Dagelektromat fabrikası, radyo
elemanları, cam ve elektrikli eşyalar üreten
fabrikalardır. Kuzey Kafkasya'nın ikinci büyük
inşaat kombinası ile ülkenin en büyük ve en
eski hafif sanayii olan trikotaj, dikiş ve
ayakkabı fabrikaları da buradadır. Şehirde
gıda sanayii de gelişmiştir. Bunlardan
bazıları balık konserve ve et kombinaları,
şarap, bira, yağ ve şekerleme fabrikalarıdır.
Mohaçkale Dağıstan'ın kültür merkezidir.
Şehirde Rus, Avar, Kumuk ve Laklar'a ait
tiyatrolar, kukla tiyatrosu, filarmoni,
Dağıstan Devlet Şarkılar ve Halk Oyunları
Toplulukları, Dağıstan Devlet Lezginka Halk
Oyunları Topluluğu, sinemalar, müzeler ve
kütüphane bulunmaktadır. Mohaçkale'de bir çok
dilde gazete ve dergiler yayınlanmaktadır.
Kuzey Kafkasya'nın en büyük bilim merkezi de
Mohaçkale'dedir. Şehirde Rusya Federasyonu
İlimler Akademisi'nin Dağıstan Şubesi, Lenin
Üniversitesi, pedogoji, tıp, tarım ve
teknoloji enstitüleri ve laboratuarlar
bulunmaktadır. Mohaçkale'de Türk İşadamları
tarafından açılmış bulunan ve İngilizce yapan
bir Özel Türk Lisesi de Dağıstan'ın eğitim
sistemi içinde yerini almış bulunmaktadır.
Demiryolları kavşağında bulunan Mohaçkale,
aynı zamanda da Hazar'ın kuzey-batı kıyısında
önemli bir liman şehridir. Şehir bir taraftan
Kaspiy şehrine, diğer taraftan da Tarki Dağı
yamaçlarına doğru büyümektedir.
Derbent. Araplar'ın Babu'l-Ebvab (Kapılar
Kapısı) ve elBab (Kapı), Türkler'in Demirkapu
adını verdikleri ve Farsça'da kapalı kapı,
geçit, sınır karakolu anlamına gelen Derbent,
Dağıstan'ın ikinci büyük şehridir. Derbent çok
eski bir şehir olup, Hazar Denizi'nin batı
sahilinde ve Kafkas dağlarının denize en çok
yaklaştığı yerde kurulmuştur. Şehre ismini
veren boğaz, deniz ile dağ arasında iki
kilometre uzunluğunda, iki sıralı ve bugün
hala kalıntıları bulunan büyük duvarla
çevrilmiştir. Dağlar tarafında muhkem bir kale
ile son bulan bu surların yapılışı Hazar
Türkleri zamanında Sasani hükümdarı Nûşirvan
(531-579) tarafından yapılmıştır.
Osmanlılarla Safeviler arasında sık sık el
değiştiren ve İranlılar'ın Ruslarla
anlaşmasıyla en son Ruslar'da kalan Derbent,
Avrupa'dan Asya'ya giden önemli ticaret yolu
üzerinde bulunması sebebiyle, tarih boyunca
ticari ve askeri bakımdan stratejik bir önem
taşımıştır. Şehirde dağlar ile deniz
arasındaki 2 kilometrekarelik geçidi kapatan
surlar, Sasaniler ve sonraları Müslümanlar
devrinde ön Asya'yı Doğu Avrupa göçebe
kavimlerinin istilasından korumuştur. Şehir,
Müslüman dünyasının bir hudut kalesi olduğu
gibi, bir liman olarak ticari bakımdan da
önemliydi ve buraya bütün Hazar ülkelerinden
mallar getiriliyordu. Başlıca ihraç malları
dokuma bezleri ve kök boya idi. Rus idaresi
altında Derbent'te XIX. Yüzyılın ortalarına
doğru kök boyası üretim ve ticaretinde önemli
bir gelişme sağlandıysa da asrın sonlarında
sosyal ve iktisadi hayatta gerileme başladı.
Derbent geçidinden geçen eski yolun yerini
1898'de inşaası tamamlanan ve orta Kafkasya'yı
Avrupa Rusyası'na bağlayan demiryoluna
terketmesiyle şehir ve bölge iktisadi
hayatında yeni bir canlanma görüldü.
1926'da Derbent'in, büyük bir çoğunluğu
Türkler olmak üzere, 25 bin nüfusu vardı. XX.
Yüzyılın ilk çeyreğinde Derbent, Dağıstan'daki
Türkler'in kültür merkezlerinden biri
durumundaydı. 1959'da 47 bin, 1971'de 59 bin
1982'de 75 bin olan Derbent nüfusu, 19927de 84
bin oldu. Derbent, Kafkasya'nın kuzeyden
güneye iki önemli geçidinden birinin kapısı
durumundadır. Doğu Kafkasya'yı Hazar Denizi
boyunca kuzeyden güneye bağlayan yol üzerinde
bulunması itibariyle şehir, bugün de büyük bir
stratejik önem taşımaya devam etmektedir.
Derbent Rusya Federasyonu'nun Azerbaycan'a
giden yolu üzerinde bulunmaktadır.
Derbent Dağıstan'nın Mohaçkale'den sonra
ikinci büyük kültür ve sanayi merkezidir.
Burada Türk İşadamları tarafından açılmış
bulunan Özel Turgut Özal Türk Lisesi ile
İktisadi ve İdari Bilimler ve Şarkiyat
Fakülteleri'ni bünyesinde bulunduran Derbent
Hümaniter Enstitüsü yüzlerce öğrencisi ile
şehrin kültür hayatına önemli katkılarda
bulunmaktadır.
Hazar kıyılarının ziraate en elverişli kısmı
olan Derbent, bağ ve meyveciliğe çok elverişli
topraklara sahiptir. Dağıstan'ın şarap üretim
merkezi olan şehirde, Dağıstan'ın büyük meyve
konserve kombinası ile konyak ve bira
fabrikaları bulunmaktadır. Cila makinaları
fabrikası, elektrosignal fabrikası ve inşaat
kombinası da diğer önemli tesislerdir.
Derbent'te 1930 yılından beri faaliyet
gösteren bir yün iplik fabrikası da
bulunmaktadır. Burada üretilen iplerden
dışarıya da ihraç edilen meşhur Dağıstan
halıları imal edilmektedir. Derbent'in
yakınında işçi sitesi olan Ogni'de Rusya
Federasyonu'nun doğal gazla çalışan en büyük
şişe-cam fabrikalarından biri yer almaktadır.
Buynak. 1922 yılına kadar Temir-Han -Şura
adıyla Dağıstan'ın idari merkezi olan Buynak
şehrine, ülkenin dağlık bölgelerine giden
yolların buradan geçmesi sebebiyle Dağlara
giden Kapı adı verilir. Tarihi eserleri
bulunan Buynak, beş adet ilahiyat okulu
(medrese) ile sosyalist ihtilalden önce dini
eğitim merkezi durumundaydı. Bu sırada
Dağıstan'ın tek umumi kütüphanesi de burada
bulunuyordu. Şehrin sanayisi küçük imalathane
ve konserve fabrikalarından ibaret idi. Bugün
de Buynak Dağıstan 'ın önemli bir sanayi ve
kültür şehri durumundadır. Mayıs 1970 ve Ocak
1975 yıllarındaki depremlerde büyük hasar
gören şehir, imar edilmek suretiyle yeni
binalara kavuşmuş, kültür tesislerin inşa
edilmiştir. Bugün Buynak'ta başta deri
ayakkabı fabrikası, meyve konserve ve et
kombineleri olmak üzere büyük sanayi
işletmeleri bulunmaktadır.
Kaspiysk. Mohaçkale'nin 14 kilometre
güneybatısında ve Hazar'ın kıyısında 1932
yılında bir işçi sitesi olarak kurulan
Kaspiysk, 1947 yılında şehir haline
getirilmiştir. Başkentin komşusu durumunda
olan Kaspiysk, Dağıstan'ın sanayi
merkezlerinden biri durumundadır. Hasavyurt.
1931 yılına kadar Sanayi Sitesi olarak
adlandırılan Hasavyurt, nüfusça Dağıstan'ın
üçüncü büyük şehridir. Şehirde çok sayıda
sanayi işletmesi olup, en büyükleri dikiş ve
alet yapım fabrikaları, konserve, tuğla, yem,
şarap fabrikaları ve et kombinasıdır.
Hasavyurt aynı zamanda ülkenin tarım merkezi
durumundadır. Kızlar. Kuzey Kafkasya'da
Derbent'den sonra en eski şehirlerden
birisidir. Şehrin kuruluşu 1614-16 yıllarına
kadar uzanır. 1735 yılında şehir haline
getirilen Kızlar'da sanayiyi elektromekanik
fabrikası temsil etmektedir . Şehrin
yakınındaki Komsomolskiy sitesinde
Dagelektroaparat fabrikası inşa edilmiştir.
Şehirde sirai kaynakları işleyen işletmeler
olarak şarap ve konyak fabrikaları vardır.
İzerbaş. 1934 yılında kurulmuş olan İzerbaş,
bir petrol ve alet yapım merkezidir. Buradaki
Dagzeto fabrikası diğer ülkeler tarafından da
talep edilen elektrikli ısınma araç-gereçleri
üretmektedir. Bu ürünler muhtelif Asya, Afrika
ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir.
Kızılyurt. Dağıstan'ın 1963 yılında kurulmuş
olan en genç şehridir. Şehir Sulak kıyısında
hidroelektrik santrali sahasında kurulmuştur.
Burada fosfor tuzu fabrikaları, daktilo tipi
makinalar üreten fabrika faaliyet
göstermektedir. Şehrin 3 kilometre uzağında
Dagelektroavtomat fabrikası bulunmaktadır.
Dağıstan'da Ekonomi
Sovyet sistemine dahil bütün ülkelerde olduğu
gibi bugün Dağıstan'da da sosyo-ekonomik
birçok problem yaşanmaktadır. Bu problemler
ekonominin bütün sektörlerinde etkili bir
şekilde hissedilmektedir. Rusya Federasyonu
içinde Çeçenistan probleminin en fazla
etkilediği cumhuriyetin Dağıstan olduğunu
söylemek de mümkündür. Çeçenistan'a komşu
olması ve toprakları içinde yaşayan önemli
miktarda Çeçen'in bulunması sebebiyle bu
problem, Dağıstan'ın ihtiyaç duyduğu mallarla,
hammadde ve teçhizatın sağlanmasında büyük
güçlükler çıkarmaktadır. İthalatta
karşılaşılan bu zorluklar aynı derecede
ihracatta da söz konusu olmaktadır. Diğer
taraftan bazı siyasi sebeplerle
Azerbaycan-Dağıstan sınırının da kapalı
tutulması sebebiyle Dağıstan'ın bir ekonomik
abluka altında olduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır. Bu problemlerin yanısıra zaten
Rusya'da etkisi devam eden ekonomik kriz,
bütçesinin %85'i Rusya Federasyonu'nun
yardımından oluşan Dağıstan ekonomisini
olumsuz yönde etkilemektedir.
Rus ekonomisinde beş yıla yakın bir zamandır
yaşanmakta olan ekonomik çöküntü, Dağıstan
milli ekonomisinde de aynı etkiyi göstermiş
bulunmaktadır. Üretimde sürekli bir gerileme,
yüksek enflasyon ve işsizlik ekonominin
karakteristik özelliği haline gelmiş
durumdadır. Yatırımlardaki düşme devam
etmekte, bilimsel ve teknik potansiyel hızla
gerilemektedir.Dağıstan'da son yıllarda sınai
üretimin düşüşü %40 ile en büyük seviyeye
ulaşmış ; orta ve büyük ölçekli işletmeler
zarar etmişlerdir. Üretim beş yılda 3.3 misli
azalmış ve fiziki üretim hacmi 1950'li
yılların seviyesine inmiştir. Üretim düşüşünde
Dağıstan, 1994 yılında Rusya Federasyonu
içinde onuncu sırada yer almıştır.
Sanayinin hemen hemen tüm kollarında bu
gerilemenin etkisi görülmektedir. Mesela
makine imalatında üretim 1990 yılına kıyasla
4.7 kat, gıda sanayinde 4.9 kat, cam sanayinde
7.5 kat, hafif sanayide 10.9 kat azaldı. 1990
yılına kıyasla sanayinin yapısı kökünden
değişti. Yakıt ve enerji kompleksinin payı 6.3
kat artarken; hafif sanayinin payı 4.3 kat,
makine yapım, gıda, kimya ve petro-kimya
sanayilerinin payları 1.3 ila 2 kat azaldı.
Sanayinin değişen yapısı içinde yakıt ve
enerjinin payı artmasına rağmen, yukarıda
belirtildiği gibi, bu artış sadece diğer
sektörlere nispetle gerçekleşmiş, geçen
yıllara göre ise azalmıştır. Nitekim, yakıt ve
enerji kompleksinde petrol üretimi yüzde 20.4
'e, gaz üretimi ise yüzde 7.2'ye düşmüştür.
Elektrik enerjisi üretimindeki azalma yüzde
36.7 olmuştur. Bu arada hidroelektrik
santrallerinde yüzde 37.2 üretim düşüşü ortaya
çıkmıştır.
Sanayide bu gerileme devam ederken, yatırım
faaliyetlerinde de azalma aynı şekilde devam
etmiştir. Yatırım hacmi 1994 yılında yüzde
26.3, son üç yılda ise yüzde 47.7 azalmıştır.
Kısacası, Dağıstan bugün bütün sosyo-ekonomik
olumsuzlukları bir arada yaşamaktadır.
Sanayideki gerileme tarımda da etkisini
göstermiş bulunmaktadır. 1990 yılına göre
üretimde önemli bir azalma görülmektedir. Kamu
sektöründe tarım ürünleri üretimi 1991 yılına
nispetle 2.3 misli azalmıştır. Halkın elindeki
küçük ölçekli özel köy işletmeciliği ise yüzde
12.7 artış görülmüştür. Tarım sanayi
kompleksine 1994 yılında yapılan yatırımlar
1993 yılına nispetle yüzde 40, köy
ekonomisinin yatırım hacmi ise 1991 yılına
nispetle iki misli azalmış bulunmaktadır.
Finansman yetersizliği, gerekli teçhizatın
federal bütçeden temin edilememesi ve
işletmelerin içinde bulunduğu ağır ekonomik
kriz 1994'te Cumhuriyet bütçesini de zor
duruma düşürmüştür. Ülkedeki işgücü arzındaki
hızlı artış devam etmektedir. Bir taraftan
ekonomik kriz sebebiyle işyerlerinin
kapanması, diğer taraftan eğitim-öğretim
kurumlarından yeni mezun olanların işgücü
piyasasına katılmış olmaları bunun önemli
sebepleri arasında yer almaktadır. Bunlara ek
olarak silahlı kuvvetlerden terhis edilen
askerler işsizliği besleyen önemli bir kaynak
haline gelmiştir.
Nüfusun önemli bir kısmı, hayat seviyesinin
düşük olması sebebiyle ek iş peşinde
koşmaktadır. Mühendis ve öğretmen olduğu halde
işsizlik sebebiyle taksi şoförlüğü yapan ve
hayatından şikayetçi olan insanların sayısı
her geçen gün artmaktadır. 1994 yılı
itibariyle resmi kayıtlardaki işsiz sayısı 43
bin 800'dür. Resmi işsizlik haricinde gizli
işsizlik de yükselmektedir. Gizli işsizlerin
sayısı da 63 bin 300 olarak belirlenmiştir.
Yaşanan işgücü fazlalığında tarım bölgeleri
başı çekmektedir. Araştırmalar ülkede yaşanan
istihdam probleminin tehlikeli boyutlara
çıktığını ortaya koymaktadır. Fiyatların
devamlı artışı ücret ve maaşların reel satın
alma gücünü azaltmış bulunmaktadır. Ortalama
maaş 1994'te 1990 yılına göre %64 azalma
göstermiştir. 1992'den itibaren Dağıstan
toplumunda gelir dağılımında da bozulma ortaya
çıkmıştır. Ekonomik reformlar en çok kredi-
finansman- sigorta kurumları ile yönetim
kademelerinde çalışanların işine yaramış
bulunmaktadır.
Dağıstan'ın 1994 yılı ihracatı 72.8 milyon,
ithalatı ise 133.7 milyon Amerikan doları
olarak gerçekleşmiştir. Buna göre dış ticaret
açığı yaklaşık 61 milyon dolar olmuştur.
Bugün ithal edilen mallar arasında gıda
maddeleri önemli bir yer tutmaktadır. Bunlar
arasında şeker, bitkisel ve hayvani yağlar,
çay, turunçgiller, makarna ve pasta mamulleri,
süt, kaymak, çocuk mamaları, tıbbi ilaçlar
anılabilir. Bir tarım ülkesi olan Dağıstan'da
saydığımız bu gıda maddelerinin ithal
edilmekte oluşu tamamen yaşanmakta olan
ekonomik krizle ilgili görülebilir. Ülkede
mevcud zirai üretim potansiyelinin çok düşük
seviyelerde kullanılmakta oluşu, saydığımız
çok çeşitli zirai ürünlerin ithal edilmesi
gereğini ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Bu
arada Dağıstan'ın geleneksel ihraç malları
olan yün, ham deri, ağaç malzemeleri ve siyah
maden düşük fiyatlarla satılmaktadır.
Dağıstan iletişim konusunda büyük bir sıkıntı
çekmektedir. Telekomünikasyon konusunda dünya
standartlarının çok gerisinde bulunan ülkenin
başkenti Mohaçkale'de 1995 Temmuz ayında 10200
abonelik telefon santrali hizmete girmiştir.
İletişim sahasındaki bu geri duruma ilaveten
ekonomik alandaki dezentegrasyon, geleneksel
sürüm pazarı kaybı, finansal yapı ve dış
ticaretin mevcut gelişmemiş durumu dış ticaret
sahasında sahip olunan potansiyeli hayat
geçirmede engel teşkil etmektedir. Bu arada
Mohaçkale'deki deniz limanının restorasyonu,
yeni bankaların açılması, Amerikan, İtalyan,
Avusturyalı ve Türkler gibi yabancı
işadamlarının çeşitli sahalarda yatırımlarda
bulunmaları gibi olumlu gelişmelerin söz
konusu olduğunu da belirtmek gerekir.
Din
Dağıstan VII. Yüzyılın 40-50'li yıllarında
Emeviler döneminde İslamiyet ile tanıştı.
İslam'ın gelmesiyle birlikte putperestlik,
Hıristiyanlık, Zerdüştlük ve Yahudilik
dinlerinin yerini almaya ve Dağıstan halkları
kademe kademe Müslüman olmaya başladılar.
Dağıstan'ın ilk İslam merkezi, Müslüman Arap
akınları sonucu 652-53 yıllarında fethedilen
Derbent oldu. İlk Müslüman olan bölgeler
Tabasaran, Kumuk, bazı Lezgi bölgeleri ve
özellikle Saruh oldu. Derbent'ten sonra Hunzah,
Batri, Tarki ve Kaytag da İslam şehirleri
haline geldiler.
Dağıstan'ın çağdaş yazarlarından Resul
Magomedov, İslam'ın kendilerine neler
kazandırdığı konusunda şunları yazıyor:
"İslam'dan önce bütün Kafkas kavimleri gibi
Dağıstan halkları da dil, din, etnik yapı ve
coğrafi bakımdan birbirinden kopuk durumda
idiler. Bu durum kavimler arasıda şiddetli
düşmanlıklara ve çatışmalara yol açıyordu.
Yerli kavimlerin hemen tamamının Müslüman
olmasıyla Dağıstan kavimleri arasında din
birliği sağlanmış ve kavimler arası etnik
çatışmalar da ortadan kalkmıştır. Bu
ihtilaflar devam etseydi, vatanımız için çok
büyük felaketler söz konusu olurdu.
Medreselerin her yere yayılması sayesinde bu
birlik sağlandı. Bu medreselerden yetişen
alimler, müftüler, din hocaları çok milletli
çevrede çatışmaların önlenmesinde çok önemli
rol oynadılar. İslam, en zor anlarda Dağıstan
halklarını bir araya getirdi ve kavimleri
birbirine yakınlaştırdı. İslam böyle bir amaca
bugün de hizmet etmelidir."
Gerçekten, İmam Şamil Ruslara karşı yürüttüğü
bağımsızlık savaşı ile yakınlarda cereyan eden
ve yukarıda değindiğimiz Azeri-Lezgi
anlaşmazlığı örneğinde olduğu gibi, din
birliği en zor anlarda Dağıstan halklarını bir
araya getirmeye yetiyordu. İslamiyet’le
birlikte Dağıstan halkları arasında eğitim ve
medeniyet gelişmiş, dini, edebi ve tarihi
eserler ortaya konmuştur. Riçi ve Kumuk'ta VII.
Yüzyılda Araplar tarafından kûfi hatla
yazılmış eserler bulunmuş; kabir taşlarında,
metal ve ağaç eşyalarda Arap
epigrafisinin(hat) zengin örnekleri tespit
edilmiştir. Yukarıda geçtiği gibi, Dağıstanlı
şairlerin ilk şiirlerini Arapça olarak
yazmaları, bu dilin baştan beri Dağıstan
kültürüne ne derece nüfuz ettiğini
göstermektedir.
Dağıstan nüfusunun büyük çoğunluğu Sünni
Müslüman’dır. Özellikle XVIII. Yüzyıldan
itibaren Nakşibendi tarikatı Ruslara karşı
yürütülen mücadelede gösterdiği etkinlikle
büyük bir nüfuz kazanmıştır. Dindar olan halk
ilme büyük önem vermiş ve hemen her dağ
köyünde bir medrese yaptırmıştır. 1913'te
Dağıstan'da 360'ı ulu cami olmak üzere 2060
cami vardı. Komünizmin dini müesseseleri henüz
yıkmaya başlamadığı 1928 yılında da 810
medrese ve camilere bağlı 400 okul
bulunmaktaydı. Asrın başlarında din
adamlarının sayısı da 35-40 bin civarında
olup, dini esaslara göre işleyen yönetimde din
adamlarının (ulema) büyük bir etkinliği vardı.
Bunlar her avulda (köy) bulunuyor, temiz
yaşantılarıyla şöhret kazanıp halka her konuda
örnek oluyorlardı. Ulemanın halk üzerindeki
tesiri Rus işgali karşısında kendisini
göstermiştir. Çar ordularının XIX. Yüzyılın
başlarında Dağıstan'a yaptığı hücumlara tek
başına karşı koyamayan hanlık ve beyliklere
karşılık; Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve İmam
Şamil gibi din adamları, Dağıstan, Çeçenistan
ve Batı Kafkasya halklarını açtıkları İslam
bayrağı altında toplamayı başarmışlar ve otuz
yılı aşkın bir zaman bütün dünyayı kendilerine
hayran bırakan bir direniş örneği
sergilemişlerdir. İmam Şamil'in 1859'da teslim
olmak zorunda kalması ile ezilen mücadele
sonra da söndürülememiş, 1877 yılında yeniden
canlanan Dağıstan ve Çeçenistan milli özgürlük
hareketlerinin öncüleri, daha sonra Türkiye
'ye gelen Ömer Ziyaeddin Dağıstani'nin de
aralarında bulunduğu yine bu ulema zümresi
olmuştur.
Sovyet hakimiyeti altında bu camiler yıkılarak
sayıları 27'ye düşmüş, medreseler ise tamamen
yok edilerek binlerce paha biçilmez el
yazmaları, Kuranlar ve dini eserler
yakılmıştır.Dağıstan'ın iftiharı ve İslam
dünyasında meşhur binlerce alim ve müderris
toplama kamplarında öldürülmüştür. Böylece
Dağıstan, Sovyet hakimiyeti altında tarihinde
görmediği maddi ve manevi kültür tahribatına
uğramıştır. Bu büyük tahribatın ve tarihi
zenginliklerini kaybettiklerinin farkında olan
bugünkü Dağıstanlı yazarlar, halen Dağıstan'da
yaşanan sosyo-kültürel dejenerasyon ile alkol
bağımlılığı, suçluluk ve her türlü ahlaki
çöküntünün bu hafıza kaybından kaynaklandığı
ifade etmekte, buna karşılık, mescitlerin
yeniden açılması ve yaşlılarla birlikte
binlerce çocuğun açılan medreselerde ve
evlerde dini bilgileri yeniden öğrenmeye
başlamaları sebebiyle geleceğe ümitle
bakmaktadırlar. Gerçekten bugün Dağıstan'da
kapalı bulunan camilerin açılmasının yanı sıra
halen çok sayıda cami de inşa edilmektedir.
Dağıstan Müslümanları yaşanan büyük ekonomik
sıkıntılara rağmen hac ibadetine de büyük önem
vermekte ve her yıl binlerce Dağıstanlı zor
şartlara rağmen hacca gitmektedir
.
Anayasaya göre Rusya Federasyonu demokratik ve
laik olup, din devletten ayrılmıştır. Ancak
pratikte durumun farklı olup evden çıkmadan,
sadece televizyon ve radyo yayınları ile basın
dünyasında dinlere eşit yaklaşılmadığını
herkesin görebileceği Dağıstanlı aydınlar
tarafından dile getirilmekte ve Hıristiyan
Ortodoksluğun aşama aşama devlet dini haline
getirildiği ifade edilmektedir.
Yetmiş yıllık din karşıtı bir uygulamaya
rağmen bugün hala Arapça bilen insanlara
rastlanması, yeni açılan orta ve yüksek
öğrenim kurumlarında Arap Dili ve Edebiyatı
bölümlerinde büyük bir rağbet gösterilmesi
Dağıstan’ın bugünkü dini yapısı hakkında fikir
vermektedir.
Eğitim
1989 rakamlarına göre Dağıstan'da 600 orta
dereceli okul, 27 meslek lisesi ve Dağıstan
Devlet Üniversitesi'ne bağlı beş yüksek okul
vardır. Sovyetler döneminde fen bilimlerine ve
materyalist felsefeye çok büyük önem verilmiş
ve ateizm dersi eğitimin hemen tüm
kademelerinde okutulmuş, din eğitimine hiç yer
verilmemiştir. Bu politikanın, Dağıstan
halkının bugün yaşadığı alkolizm, hırsızlık,
adam öldürme, soygun, intihar, boşanma....gibi
sosyal ve ahlaki bunalımların artmasında
etkili olduğu ve bu manevi boşluğun en az
yaşanan ekonomik kriz kadar bu konuda
belirleyici faktör olduğu görülmektedir.
Halihazırdaki durumda eğitimin prestijinin
düşmesi dışında pek bir şeyin değiştiği de
söylenemez.
Türk özel teşebbüsü de Dağıstan'da eğitim
yatırımlarına ilgi duymuştur. Antalya ve
Bursalı işadamları, yukarıda sözü edildiği
gibi, Mohaçkale, Derbent ve Botlıh
şehirlerinde Türkiye'deki Anadolu Liseleri
statüsünde 4 orta dereceli ve bir yüksek
öğretim kurumu (Derbent Hümaniter Enstitüsü)
açmış bulunmaktadır. Bu eğitim kurumlarının
öğretim dili Türkçe olup öğretim elemanlarının
büyük bir kısmı Türkiye'den sağlanmaktadır.
Yerli halkın büyük ilgi ve teveccühünü kazanan
ve kaliteye büyük önem veren bu kurumların
Türkiye'nin dış dünya, özellikle Kafkas
ülkeleri ile olan ilişkilerinde önemli bir
köprü vazifesi göreceğini söylemek mümkündür.
Yaşanan Hayat
Genel olarak Kafkas kavimlerinde olduğu gibi,
Dağıstan'ın yerli kavimlerinin tipik yaşama
alanları dağlık kesimlerdir. Derin vadilerle
birbirinden ayrılmış, hatta izole edilmiş
vadilerde küçük kabile ve oymakla halinde
yaşamalarından dolayı dil, lehçe ve şive
farklılıkları ve kabile milliyetçiliğinin
ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Ancak ortak
fiziki şartlar hepsi üzerinde aynı tesiri
göstermiş, yaşama tarzları ve kültürleri büyük
ölçüde benzerlik göstermiş ve bir Dağlı
Kültürü meydana gelmiştir. Sonradan Dağıstan'a
yerleşen Türk, Moğol, İranlı vs. kavimler bu
kültürün etkisi altında kalmışlardır. |