|
Gelişmemiş ülkelerde dergilerin, genel olarak
periyodik yayın organlarının pek çok ortak sorunları
vardır ve yayın yaşamını aksatmadan sürdürebilenler
pek azdır. Bu durum, sermayenin destek ve güdümünde
egemen güçlerin sözcülüğünü yapan yayın organları
için söz konusu olmayabilir ama egemen güçlerin
şartlandırarak istismar ettiği geniş halk
kitlelerinin bilinçlenmelerine, |
|
 |
kendi
sorunlarımı: çözümü doğrultusunda örgütlenmelerine
katkıda bulunma çabasındaki hemen tüm yayın organları
için aynı engeller ve korkulu sonuç söz konusudur.
Sözü edilen ikinci gruptaki yayın organları seslendiği
kitle ile sağlıklı bir demokratik etkileşme ilişkisi
kurabildiği, kısaca onunla bütünleşebildiği ölçüde
başarılı olur, gelişerek yaşamlarını sürdürebilirler.
Kuşkusuz genelde bile kolay olmayan bu işi başarmak, tüm
ülke halkı üzerindeki genel baskılara ek olarak egemen
ulus yönetimlerinin özel ulusal baskıları altındaki
ulusal azınlıklar ve azınlık ulusal özelinde daha da
zorlaşmaktadır. Yüzyılı aşkın bir süredir
tarihsel-ulusal eşitsizliklerle doğal direnci kırılıp
kendine yabancılaştırılmak, dili unutturulmak, tarihi
çarpıtılmak ve asimile edilmek istenen dağınık Çerkes
ulusal azınlığına seslenecek bir yayın organının
karşısındaki sorunlar daha karmaşık, önündeki engeller
de daha zorlu olacaktır.
İşte böyle bir ulusal azınlığın, Çerkes ulusal
azınlığının sorunlarını konu edinen Yamçı dergisi bu tür
zorlu engellerle karşılaşmış bir yayın organıdır.
Burada, daha sonraki çalışmalar için yararlı olabileceği
düşüncesiyle
-yüzeysel de olsa- Yamçı dergisine ilişkin kısa ve genel
bir değerlendirme yapmaya çalışmak gerekir.
1970'lerde tümüyle amatör bir deneme olarak yayımlanan
Kamçı gazetesi
12 Mart ara rejimi nedeniyle 12 sayılık deneme süresini
tamamlayamadan yedinci sayısından sonra yayınını
durdurmak zorunda kalmıştı. Buna rağmen, bu kısa sürede
bile ulaştığı düzey küçümsenemeyecek boyutlara varmış ve
umut verici olmuştu. Gerçi onu da sakıncalı, sivri,
zararlı, tehlikeli diye niteleyenler, evinde
bulundurmaktan bile çekinenler yok edildi. Bunlar
arasında toplumunu çok seven Çerkes aydını olduğu
iddiasındaki kimseler de vardı ama bunlar yanında
halkımızdan, gerçek aydınlarımızdan dağıtım konusunda
olsun, içeriğine katkıda bulunma konusunda olsun gördüğü
ilgi şu sonucu ortaya koyuyordu.
Topraklarından koparılıp dağıtıldığı günden bu yana var
olan ulusal-tarihsel eşitsizliklere, uygulanan kendine
yabancılaştırma ve baskı yöntemlerine, asimilasyoncu
politikalara rağmen Çerkes halkı tümüyle yok
edilememiştir. Çerkes halkı bugün de kendi sosyal ve
ulusal sorunlarına sahip çıkabilecek bir potansiyele
sahiptir, gerçek aydınlarımızın görevlerini yapmaları
ölçüsünde ulusal ve sosyal kurtuluş amaçlı mücadelesini
yükseltebilecektir, bilgilenmeye ve bilinçlenmeye
açıktır, böyle bir bilinci taşıyacak yayın organlarına
gerçekten gereksinme duymaktadır.
Bu gereksinmeyi bastıran 12 Mart faşizmi Türkiye
demokratik güçlerinde de önemli değişimler yapmıştır.
Türkiye'deki Çerkes halkının ülkedeki genel koşullardan
soyutlanamayacağı gerçeği, şu varsayımların
düşünülmesini kolaylaştırmaktadır: Çerkes aydınları
gözleri önünde olup bitenlerden olumlu dersler çıkarmış,
sıcak mücadele yerine bilgilenme ve bilinçlenme düzeyini
yükseltecek demokratik ulusal kültür birikimi sağlamaya
yönelik çalışmaların sosyal ve ulusal kurtuluş
savaşımındaki önemini kavramış olmalıdırlar.
Anti-feodal, anti-faşist, anti-emperyalist ulusal
kurtuluş mücadelesinin böyle bir tabanda filizlenip
sağlıklı biçimde yükselebileceği gerçeğini görmüş,
kısaca Çerkes aydınları hem nicel, hem de nitel bir
gelişme göstermiş olmalıdırlar. Bu potansiyele dayalı
olarak böyle bir ortamda çıkarılacak bir yayın organı en
az Kamçı gazetesi kadar ilgi görebilmeli, demokratik
etkileşmeyle gelişerek yayınını sürdürebilmelidir.
İşte Yamçı dergisi böylesi umut ve beklentilerle yayıma
girmişti.
Yamçı dergisinin, kaba çizgileriyle de olsa
muhaceretteki halkımızın somut durumunun ve bu durumdaki
bir halkın muhaceret koşullarında ulaşabileceği çözüm
yollarının ve statülerin genel tahlilinden, anayurdumuz
Kuzey Kafkasya'nın bugünkü durumundan, ulusların kendi
kaderlerini tayin hakkı ilkesinin özünden ve bu ilkenin
diyalektik bir yaklaşımla somut durumumuza uygulanma
çabalarının sonuçlarından kaynaklanan bir görüşü vardı
kuşkusuz. Ama asıl amaç ''Anayurda Dönüş'' biçiminde
söylenebilecek olan salt bu görüş doğrultusunda yayın
yapmak değildi. Çerkes ulusal sorununu somut olarak
demokratik tartışma ortamına getirebilmek, her nasılsa
başka siyasal grup ve kliklerde yer almış olup kendi
ulusal sorunlarıyla yeterince ilgilenmekten uzak kalmış
Çerkes kökenli yetenekli ve deneyimli kişilerin
dikkatlerini çekebilmek, böylece sosyal ve ulusal
sorunlarımızın çözümüne ilişkin çeşitli çözüm yolu
önerilerinin sadeleşerek kitle tabanına ulaşmasını
sağlamaya çalışmak derginin başlıca amaçlarındandı. Bu
anlamda, sorumluluk yazarının olmak üzere, sayfaları,
kendisinin katılmadığı görüşlere de açıktı.
Yamçı dergisinin neleri, ne ölçüde yapabildiğinin
takdiri kuşkusuz okuyucuya aittir. Şu kadarı
söylenebilir ki, Yamçı dergisi; Çerkeslik sorununu
demokratik tartışma ortamına koymakla, az da olsa ulusal
kültür birikimi sağlamaya katkıda bulunabilecek çeviri,
inceleme vb. yazılarla, kimi ulusal sorunlarımızı dile
getirmeye çalışan fikir, sanat ve edebiyat ürünleriyle,
Anayurt Kafkasya'ya ilişkin çeşitli yazı ve
röportajlarla, özellikle bu son sayıdaki alfabelerle
muhaceretteki Çerkes halkı ve aydınları üzerinde olumlu
etkilerde bulunmuş, ulusal sorunlarımıza yönelinmesine,
yüzyıldan fazla bir süredir kopuk olduğumuz ve bize hep
yanlış tanıtılmış olan anayurdumuz Kuzey Kafkasya'daki
soydaşlarımız ve yaşamları ile ilgili olumsuz
şartlanmaların hiç değilse yumuşamasına katkıda
bulunması bakımından yararlı olmuş sayılabilir.
Ne var ki; yapılması gerekenler ve yapılabilecek
olanlar, kuşkusuz, yapılmış olanlardan çok daha
fazladır. Bunların ilk akla gelen başlıklarını şöyle
özetleyebiliriz.
Etnik kökenimiz ve ulusal tarihimize ilişkin konularda
araştırma ve inceleme yapmak üzere çalışma grupları
oluşturulabilirdi. Ulusal adımızla ilgili yararsız hatta
zararlı kavram karmaşıklığını gidermek üzere Türkiye
çapında yaygın ve etkin olabilecek açık oturumlar
düzenlenebilirdi; değişik sayılarda, kimileyin aynı
sayıda hatta aynı yazıda farklı nitelikte ulusal adların
kullanılmış olması bu açık oturumun gerekliliği
doğrultusunda bir kamuoyu oluşturmaya başlamıştı bile.
Araştırma ve incelemeleri kolaylaştırmak ve özendirmek
bakımından bir bibliyografya çalışması örgütlenebilir,
kaynak tarama ve derlemeleri başlatılabilirdi. Sözlü
kültür ürünlerimiz toplanmaya başlanabilir, anadil
eğitiminin yaygınlaşmasına katkıda bulunabilecek biçimde
düzenlenerek yayımlanabilirdi.
Türkiye'deki halkımızın nüfus ve konumu saptanabilir,
elde edilen verilerin ışığında her sayıda halkımızın
yoğun olarak bulunduğu bir yöre veya bir köy
tanıtılabilirdi. Vase (başlık) gibi kimi toplumsal
sorunlarımızın çözümüne katkıda bulunmak amacıyla
çeşitli yörelerde anketler, toplumumuzun çeşitli
kesimlerinin katıldığı röportaj, açık oturum ve forumlar
düzenlenebilirdi.
Çerkes muhaceret edebiyatının oluşmasına, diğer
çalışmaların hızlanıp yetkinleşmesine katkıda bulunmak
amacıyla çeşitli konularda ödüllü yarışmalar
yapılabilirdi.
Bütün bunlar neden yapılamadı ve şimdi de neden
susuyoruz?
Özellikle şunu belirtmek gerekir ki; yazımızın
başlarında belirtmeye çalıştığımız varsayımlar ve
beklentilerimiz umduğumuzdan ve kabaca saptamaya
çalıştığımızdan çok farklıydı. Çerkeslik sorununun ve
çözüm yollarının kimi güvensizlikleri ve kuşkuları
giderebilecek ölçüde bilimsel olarak ortaya konulamamış
olması, 12 Mart baskısından sonraki siyasal hareketlilik
ortamında politize olmuş insanlarımızın çeşitlilik ve
gruplara itilmesini, çekilmesini ve böylece kendi öz
ulusal sorunlarından koparak dağılmasını getirdi.
Belirtilen çalışmaların gereği gibi sürdürülebilmesi
kuşkusuz yeterli kadroların varlığı temel koşuluna
bağlıdır. Tüm aksaklıkların nedenini bu kadrolaşmanın
sağlanamamasında aramak gerekir.
Türkiye'deki gerici hareketlerin, sorunlarımızı gerçek
anlamda çözme çabalarımıza karşı çıkmalarını doğal
karşılamak gerekir. Ne var ki, halkların kendi
yazgılarını belirleme çabalarına katkıda bulunması,
sosyal ve ulusal kurtuluş amaçlı mücadelelerin yanında
olması gereken ilerici hareketlerin çoğunda bir Türk
şovenizmi etkisi hala görülmektedir. Bunlardan etkilenen
ilerici Çerkesler de şovenizm fobisi ile öz ulusal
sorunlarına gerektiği gibi eğilenle inektedirler. Daha
önemlisi, aydınımız olması gerekenler, kendine özgü
nitelikleri bulunan, en kaba hatlarıyla da olsa
programı, strateji ve taktikleri henüz belirlenmemiş
olan Çerkes ulusal sorunu gibi karmaşık bir sorunun
üzerine gitmekten kaçınmaktadır. Bunun yerine daha
kolayını seçmekte; Türkiye düzeyinde başlatılmış, önceki
deneyimlere dayalı, program strateji ve taktikleri
belirli genel hareketler içinde zincirin bir halkası
olarak yer almakla yetinmektedirler. İlericilik,
devrimcilik adına bunu yaparken asıl ilericiliğin kendi
halkının öz sorunlarını omuzlamak olduğu gerçeğini hiç
değilse pratikte göz ardı etmektedirler.
Kaldı ki, kendi halkını yadsıyan kimi gerici ve şovenist
hareketlerin içinde yer alan Çerkes kökenli kimilerinin
şartlanmışlıklardan ve kullanılmaktan kurtulabilmeleri
de yine Çerkes aydınlarının kendi sorunlarına yönelerek
ulusal savaşımlarını yükseltmelerine büyük ölçüde bağlı
olmaktadır.
Bütün bunlara karşın gelecekten umutlu olmak gerekiyor.
Çünkü umutlu olmayı gerektiren gelişmeler de gözleniyor.
Her şeyden önce tüm çabalara karşın Çerkes halkı yok
edilememiş bir toplum olarak ayakta durmaktadır.
Anadille okuma-yazma öğrenimi yaygınlaşmakta, Çerkes
kültürünün yaşatılması geliştirilmesi gereğine inananlar
ve bunların çabalan artmaktadır. Gelişen T.C.-SSCB
ilişkilerine paralel olarak anayurttaki kardeşlerimizle
ilişkilerimiz de gelişmekte, anadil eğitimi için gerekli
araç ve gereçlerin sağlanması kolaylaşmakta, anayurtta
üretilen kültür ürünlerini izleme ve etkileşme
olanaklarımız artmaktadır. Yeni yetişen genç kadrolarda
siyasal çizgi seçiminden önce sosyal ve ulusal sorunlara
önerilen çözümlerin temel kaynaklardan öğrenilmesi
gerektiği anlayışı ağırlık kazanmakta, bunun doğal
sonucu olarak parçalanmalar azalmaktadır. Çeşitli
fraksiyonlar içinde kişisel ve çevresel etkenlerle yer
almış olanlar yanında bu fraksiyonlarda hiç değilse
kemikleşmemiş olanlarda da ulusal azınlık aydınlarının
birincil çalışma alanlarının kendi toplumları olması
gerektiği gittikçe kavranmaktadır.
Halkının sorunlarına bilimsel ve kararlı biçimde sahip
çıkacak genç kuşaklar bir yandan kendi ulusal
bilgilenmelerini sağlarken, bir yandan da ulusal ve
toplumsal sorunların çağdaş temel çözümlerini daha iyi
kavrayacak, bu genel çözümleri kendi halkının somut
koşullarına uygulayabilecek biçimde yetkinleşeceklerdir.
Bugüne değin bu sorunlarla ilgilenenler de kuşkusuz
kendilerini yenileyebildikleri ölçüde bu savaşımda
yerlerini alacaklardır. Bunun sonucunda halkımızın
gereksinme duyduğu artık kesinlikle bilinen yayın
organları daha yetkin olarak yayınlanabilecek ve bu
savaşım gittikçe yükselerek amacını, halkımızın sosyal
ve ulusal kurtuluşunu gerçekleştirebilecektir.
Bileşik bu sayımızla -şimdilik dileğiyle- susarken
Yamçı’nın yayınlanmasında gerek maddi yardımlarıyla,
gerek içeriğine bilgi, emek ve çabalarıyla katkıda
bulunan, gereği gibi katkıda bulunamadıkları için
üzüntülerini bildiren, bundan sonraki çalışmalarda daha
duyarlı ve kararlı biçimde katkılarını umduğumuz bütün
arkadaşlara ve halkımıza içtenlikle teşekkür etmeyi
görev biliriz.
Uzak
olmayan bir gelecekte yeniden buluşmak umuduyla,
saygılar. |