|
Oya Baydar’ın
siyasi mültecilerin inançlarını sorguladığı Kedi Mektupları'nı
bir sürgün romanı gibi okuduğumda, yurduna geri dönmekle
sürgünde yaşamak arasındaki o ince çizgi üzerinde gidip
geldiğini görmüştüm. Koskoca bir sorgulamanın kedi diliyle
yapıldığı bu sevimli kitapta ne zaman biteceği bilinmeyen,
belki hiç bitmeyecek ama insanların içinde sürekli bir
geçicilik ve göçebelik duygusu yaratan bir dönem olarak
anlatılıyordu sürgün.
Elveda Alyoşa adlı kitabında yer alan "Bir Duraktır Frankfurt"
adlı öyküsünde ise Oya Baydar "Bitkiler bile gelişmek için
kendi topraklarını ararlar kök salmazlar bir türlü. Fidanken
tutar da büyüdü mü yerini, toprağını değiştirmeye gelmez"
diyordu. Alışmak, yerleşmek yerine tıpkı bitkiler gibi bir
türlü kök salamamış yabancı topraklarda sürekli kendi
toprağını aramış yazar.
Bir dönüş hikâyesi olan son romanı Hiçbir yere 'dönüş'te
sürgün yılları, bir süre yaşanan geri dönebilmek için beklenen
geçici bir noktadır onun için.
İçinde bulunduğu ruhsal durumu “Tenha ve yabancı bir
istasyonda bavullarının üzerine oturmuş geç kalmış bir gece
trenini usanmadan bekleyen sabırlı yolculardık. Bazen
bekleyişin kendisinin amaca dönüştüğünü artık neyi
beklediğimizi unuttuğumuzu düşünürdüm" diye tanımlıyor.
Göçmenlik, sürgünlük ne denli olumsuzluk içerse de dönüş o
denli umut çağrıştıran bir sözcük olmuş yazar için.
"Dönüş amacımızdı. Korkularımızın, yorgunluğumuzun,
bezginliğimizin mazereti ve yeniden başlama umuduydu.
Sürgünün insanı kemiren içini boşaltan koflaştıran etkisi,
kendini yerleşik hissedememenin, yabancılığın, köksüzlüğün
tedirginliği, her şeyine yabancı olduğumuz bu kentlerdeki
iğretiliğimiz, güvensizliğimiz dönüşle birlikte sona erecekti.
Kendi topraklarımızda ayaklarımız yere sağlam basacak yeniden
kendimiz olacaktık".
Topraklarını yitirmiş bir halkın vicdanını temsil eden ve
halkının haklarının etkili savunucusu bir entelektüel olan
Edward Said ise sürgün yılları için “Çoğu sürgün
için zorluk sadece yuvadan uzakta yaşamak zorunda
bırakılmaktan kaynaklanmaz. Sürgün, arada kalma durumundadır
ne yeni ortamıyla tamamen birleşebilir ne de eskisinden
tamamen kopabilir ne bağlanmışlıkları tamdır ne de
kopmuşlukları" der. Kendisi, yurdundan sürülen ve yurduna
tekrar sahip olmak için mücadele veren bir halkın ferdi
olduğunu hiçbir zaman unutmamıştır.
Sürgün ruhunu
oldukça iyi yansıtan “Yeryüzünde bir Sürgün “ adlı kitabında
İspanyol yazar Juan Goytisolo, sürgünde
yaşayan birçok yazarla "hiç kimsenin sürgün sınavından yara
almadan çıkmış olmakla övünemeyeceği" görüşünde
birleşiyor.
Sürgünde
yaşayanları yaralı, ülkeye karşı sorumluluk ve geri dönüş
özlemi hissedenler olarak görüyoruz. Bir gün yurtlarına
dönecekleri günün müjdesini almak ve o yolculuğa çıkıp yarım
kalan şarkıyı tamamlamak, sürgün acılarını dindirmek
istiyorlar.
Allende ailesi sürgünü bu şekilde yaşayarak yıllar sonra
Şili'ye döndüler.
Pablo Neruda sanki aşağıdaki dizeleri onlar için yazmıştı:
“Böylece
geceden geceye
Karanlığın Şili kıyıları boyunca
Derin olduğu uzun saatte
Kaçak geçiyordum kapıdan kapıya.
Öteki yoksul evler
Öteki eller
Vatanımın her kıvrımında bekliyorlardı adımlarımı
Sana hiçbir şey anlatmayan
Bu kapıdan bin kez geçtim.”
11 Eylül 1973'te Şili'de Pinochet darbesi sonrası hep
reddettiği silahların karşısında hayatını kaybeden Başkan
Salvador Allende'nin eşi Hortensia, 12 yıl Meksika'da sürgünde
yaşadı. 1985 yılında Danimarka hükümeti delegasyonuyla
katıldığı Dünya Kadın Forumu’nda sözleri ile sürgün şiiri
yazdı:
“Elbet bir gün
ülkeme döneceğim,
Beni ayakta tutan yaşama
gücüm,
Var olma nedenim,
Bayrağım bu umut.
12 yıl dile kolay,
koskoca 12 yıl...
Tüm duygularım orada
Dostlarım, komşularım,
yakınlarım
Tüm güzel anılarım
orada...
Biliyorsunuz işte dünyam
orada.
Bütün şarkılarım
şiirlerim, bozkırlarımızda...
Dönmeye kararlıyız.
Döneceğiz"
Amcası Salvador Allende’nin öldürülmesinden sonra ölüm
tehditleri alarak ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Isabel
Allende’nin Şili'ye dönüş sözleri ise bir başka şiirdir.
“Şu anda nefret duymuyorum. Nefret politik bir şey
değildir. Adaletin sağlanması önemlidir. Neyse ki, bizim
jenerasyon adaleti sağlamak için çalışıyor. Görüyorsunuz
ki, aradan 30 yıl geçti. Hala insanlar Pinochet'nin ülkemize
neler yaptığını unutmadı. Asla da unutmayacaklar "
diyordu.
Sel gibi hızla çekip giden zamanın
ardından sebep olanlara öfkeleri hiçbirinin tez dinmemiş;
geçmişleriyle ülkeleriyle bağ kurabilmenin yollarını
aramışlar, kendilerini yaşadıkları ülkeye ait hissedememişler,
alışmamak, yerleşmemek, inadına geri dönmek için direnmişler.
Hep sürgünün sürüp gitmeyeceği umuduyla yaşamışlardır. |