MENÜ





 

.

.

ANITKABİR ANNELERİ
03.02.2008

Erhan Hapae

.

.

Biz kendi dergilerimizde, yaşadığımız ülkede neler oluyor meselesine uzak dururuz nedense. Oysa ki bir buçuk asırdır yaşadığımız ve bundan sonrada muhtemel ki uzun yıllar yaşayacağımız bu ülkede olan biten her şey, bizleri etkiliyor ve etkilemeye de devam edecek. Bu ülkenin zenginleşme ve demokratikleşmeyi bir türlü beceremeyişinde bizlerinde kusuru olsa gerektir, nasıl ki tersi bir durumda katkımız var diyeceksek.

Annelerimize kadar ki nesilde müsaade edilen ve evinde oturup sokağa çıkmıyorsa hiçbir dert yaratmayan başörtüsü, kamusal alana çıkıp üniversite kapısına dayandığından beri irtica olarak görülüp yasaklanmaya çalışılıyor.

Yasaklamayı başlatanlar askeri darbeler ve onun kurmuş olduğu istibdat idaresi YÖK, yani irticanın daniskası. Kurulduğu yıllarda öğrenci olup birazda hafif solcu olanların büyük bir kısmı YÖK’e hayır mitinglerine katılmıştır büyük bir ihtimalle, özgürlükleri kısıtladığı gerekçesiyle. Aynı kuşak ve daha önceki kuşak şimdi, YÖK ü geriletmeye çalışan iktidara karşı bayrak açmış durumda. YÖK kapatılamaz diyecekler nerdeyse ve belki de diyorlar. YÖK ün bizzat yetiştirdiği öğretim üyelerine arka çıkıp, 28 Şubat'la birlikte uygulamaya tekrar soktuğu yasaklamalara sahip çıkıyorlar. Türban’ı talep eden taraf dışında, bunun bir demokrasi meselesi olduğunu ortaya koyan çok az insan var.

Diğer taraftan, ne kadar dizayn edipte zarafet kazandırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, türban bana estetik gelmiyor. Aynı inançtaki erkeklerin, gerek giyinme özgürlükleri gerek kamusal alandaki,
-anlaşılıyor ki gizli-
hakları da onları ayrıca haksızlığa uğratıyor. Ama gel gör ki, onlar böyle istiyor ve öyle inanıyor, ben ne karışabilirim.

İşin aslı bu olmasa gerek, seçkinlerin gayretleri; kurucuların kendi aralarında paslaşmasına rağmen halka bir türlü teslim etmedikleri iktidarı, Anadolu burjuvazisini ve halkı arkasına almış gözüken ve alt sınıflardan gelmiş bulunan şimdiki hükümete teslim etmemek. Kendilerine benzetme becerisini de ciddi uğraşlara rağmen ilk beş yılda becerememiş olmaları, onları daha da ürkütüyor. Yıllardır yapılan İran olacağız ürkütmeleri, bu hesapların içinde pek olmayan ’sözde modernleşmiş’ kadınların gaza gelip ikide bir Atatürk’e şikayete gitmeleri sonucunu doğurmuş durumda. Ama o giden kadınların hemen hepsinin annelerinin başı örtülüydü benim annem gibi, kötü insanlar mıydı şimdi? Ne demek istiyoruz yani.

Üniversitelerarası Kurul'un bu konuyu tartışması hakkıdır ve tepki göstermesi de. Bir demokrasi meselesi olarak görüyorlarsa bu hakları var ve gösteriyorlar da. Demokrasiye bu kadar meraklı olduklarını, 28 Nisan günü, E-Muhtıra’ya karşı gösterselerdi keşke. Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararı konusunda bilim çevrelerinin nasıl tavır aldığını bütün bir halk gülümseyerek seyrettik. Susurluk’ta da sesleri çıkmamıştı zaten. Demokrasinin derin yaralar aldığı o noktalarda bir şeyler söyleyebilselerdi eğer, türbana karşı aldıkları ve demokratik diye iddia ettikleri bu günkü tavır, bütün bir halk tarafından çok daha ciddiye alınırdı. Şimdi öyle olduğunu hiç sanmıyorum.

Bu ülke, inananların mağduruz mızırdanmalarını bitirmeli artık. Üstelik öyle düşünen bir parti iki seçimi üst üste kazanabilmiş bir haldeyse. Ve mevcut iktidarın, Ergenekonvari çetelere karşı biraz göstermeye çalıştığı siyasi irade, demokrasiyi savunduklarını söyleyen Üniversitelerarası Kurul üyeleri ve Anıtkabir anneleri tarafından da desteklenmeli. Türban yasağına sahip çıkan eski solculara ise söyleyecek bir söz bulamıyorum.

Bu dindar kesimin mızırdanmaları bitsin artık ve mağdur olmaktan çıksınlar ki, esas meseleyi tartışmaya başlayabilelim.

Bir buçuk milyar Müslüman’ın yılda yarattığı katma değer  2 trilyon Dolar, 60 milyonluk İspanya’nın 1 trilyon, 350 milyonluk Amerika’nın 12 trilyon Dolar. Müslüman dünyanın aldığı Nobel sayısı, birisi barış (Enver Sedat) olmak kaydıyla sadece  3, diğer taraftan 14 milyonluk Yahudi dünyasının Nobel sayısı 100, ve bu, neden böyle?

Esas mesele bu.

CARI

.

hes@circassiancanada.com

.

Erhan Hapae'nin diğer yorumları

.

.

.