|
Haritalar
savaşı veya tartışmaları başladı ya, ben yine de bazı
''Kafkasya“ ve ''Çerkesya“ haritalarını vermeye devam edeyim.
Bu haritaların önemi, bizim kendimizi nasıl tanımladığımızın
yanında; başkalarının bizi nasıl tanımladığını göstermeleri.
Yoksa bunlara bakarak bir ''ulus“ tanımı yapmak da, ''ulusal
sınırları“ çizmek de mümkün değildir. Ütopiktir ve
uluslaşmaktan bir şey anlamamaktır.
Ancak geçmişten günümüze kalan miras olmaları ve bugünün kimi
karmaşık sorunlarına ışık tutmaları anlamında önemlidirler.
Kimi tezlerimize dayanak teşkil ederler, idealarımıza tarihsel
boyutlar katarlar ve geleceğimize de ışık tutarlar.
Son zamanlarda duygusal ve tepkisel çıkışlar da bir artış var.
Gerçeğin bir; ancak çok önemli bir boyutunu yakalamış olan
arkadaşlarımızın bu ''doğru“larını siyasi gerçeklere daha
uygun bir dille ve yöntemle dile getirmeleri gerekir.
Bir biliminsanı titizliğiyle doğruları veya gerçekleri
bulduklarını düşünenler, sosyal ve siyasal bilimlerin kendine
özgü yasalarının olduğunu unutmamalılar. Bir kimyacı veya
fizikçi bile laboratuarında yaptığı araştırma ve buluşların
sonuçlarına gözlerini kapayamaz. Bunların neye veya kime
hizmet edeceğini de hesaba katmalıdır.
Einstein bile geliştirdiği atom fiziği ve bombasının insanlığa
nasıl bir felaket getirdiğini görünce büyük pişmanlık
duymuştur. Ki, bu nedenle bugün gen teknolojisinin
geliştirilmesine karşı çıkan birçok biliminsanı var.
Siyasi mücadeleler ve özelde ulusal mücadeleler muharebe
alanında kazanılır ama masa basında teyit edilir; son şeklini
alır. Günümüzün ulusal mücadelelerinde ise yalnız iki taraf
yoktur. Abartmak gibi olmasın ama bu gibi sorunlarda artık
''tüm dünya“ taraftır.
Yani kendinizi artik tüm dünyaya anlatmak ve büyük bir destek
almak zorundasınız. Tezleriniz de bu gerçekliğe uygun
olmalıdır.
Bunları söylerken ''kurgu“ yapmaktan söz etmiyorum. Gerçekleri
ve doğruları ama geleceğinize ışık tutacak bir perspektifle ve
dünyanın bizi anlayabileceği dil, yöntem ve kavramlarla dile
getirmeliyiz.
Bu nedenle geçmişten günümüze başkaları bizi nasıl tanımış ve
tanımlamış bilmek zorundayız. Bu bilgileri hangi süreçlerde,
ne gibi değişikliklere uğramış? Günümüze ulaşan boyutu ne
olmuş? Bunlar, bugün biz kendimizi tanımlarken önemli
olabilecek sorular.
Uluslaşmak ve devletleşmek bilimsel ve/ama tarihsel-siyasal
gerçeklerle örtüşmek zorundadır. Ulus bir dil birliği
değildir; din veya etnik köken birliği de… Tarihin şu veya bu
döneminde sahip olunan sınırlar veya veya üzerinde yaşanılan
topraklar ''ulusun sınırları“ olarak mutlaklaştırılamaz.
Biz kapitalizmle ortaya çıkan ulus ve ulusal sınırlar trenine
''geç binen“ bir halkız. Geç uluslaşan halkların işi biraz
daha zor. Ulus bilinci vermek ve güçler dengesinde kendilerine
bir yer açmak zorundalar. Dünyanın her santimetresi
paylaşılmış ve ulusal sınırlar uluslararası anlaşmalar,
''hukuk“ vs ile güvence altına alınmışken çok güçlü tezleriniz
olmalı. ''Kosova’nın açtığı delik“ten girmek mümkündür ama
öyle kolay da değildir.
Şurası bir gerçektir: Çerkesya, Kafkasya veya Kuzey Kafkasya
değildir. Tüm kuzey Kafkasya halklarına da ''Çerkesler“
denmemiştir. Daha da önemlisi bütün Kuzey Kafkasya Halkları
kendilerini hep ''Çerkesler“ olarak tanımlamamışlardır.
Aynı coğrafyada yaşayan bu halkların ortak olan ve olmayan çok
şeyleri vardır. Elbette yan yana yaşamış bu halklar yüzyıllar
boyunca birbirleriyle ilişki içerisinde olmuş, sosyal ve
kültürel anlamda alışverişte bulunmuşlardır. Kimi şartlar
altında bu yakınlaşmanın bir uluslaşmaya ve devletleşmeye
dönüşmesi de mümkündü.
Ortak bir kökenden geldikleri veya ''aynı ırk“tan oldukları
için değil; üzerinde yaşanan coğrafyada ortak bir ekonomik
pazarın ve birlikte yasama ülküsünün gelişmesi; iç ve dış
dinamiklerin bu süreci zorlaması ile.
Yani uluslaşmak kan-dil bağı üzerinde şekillenmez; tarihsel
bir süreçtir, ekonomik ve siyasi boyutu vardır. Ki, bu nedenle
dünyada yalnızca bir halkın belli sınırlar içerisinde
uluslaşması da birden çok halkın veya etnik grubun birlikte
uluslaşması ve bir halk olarak kaynaşması da mümkün olmuştur.
Eritre mesela. Dokuz etnik grup Etiyopya’ya karşı bağımsızlık
savaşı vermiş ve ortak sınırlar içerisinde tek bir Eritre
ulusunu yaratmayı başarmıştır (süreç elbette ki henüz
tamamlanmadı). Hatta yanlış hatırlamıyorsam bugün Eritre’de 4
resmi dil var.
Kuzey Kafkasya halklarının da özellikle Çarlık Rusya’sına
karşı yürüttüğümüz bağımsızlık savaşı sürecinde, teorik olarak
tek bir çatı altında bir araya gelmeleri mümkündü. Buna
kesinkes hayır demek, spekülasyon olur ve tarihi gerçeklerle
de örtüşmez.
Hatta böylesi bir irade o tarihsel koşullarda gelişmekteydi ve
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ile de başlamamıştı. Daha 1839
yılında Shapsugh-Nathoc eyaletinde toplanan ''Çerkes Milli
Misak Meclisi“:
''Hazar denizi ile Karadeniz arasındaki bölge bir vatan ve bu
vatanda bulunanlar tek bir millettir“ kararı almıştır.
Ancak bu, Kuzey Kafkasya halklarının bir halk, yani Çerkes
olduklarının değil; Çerkeslerin Kuzey Kafkasya halklarıyla
birlikte yaşaması isteğinin göstergesidir. O tarihsel
koşullarda bu iradenin ortaya çıkmaya başladığının ama olmadı.
1918’de de olmadı! Olsaydı bugün ortak bir devletimiz de ortak
bir dilimiz de vs. olurdu. Ancak bunlar spekülasyondur.
Ortaya çıkmaya başlayan bu iradeyi abartmak, nüve halinde
yaşandığı tarihsel süreçten kopartıp ''biz bir halkız“a kadar
götürmek, mutlaklaştırmak uluslaşmaktan bir şey anlamamaktır.
Aynı şekilde şartları oluştuğunda, bunun yine de mümkün
olamayacağını iddia etmek de…
Bir ulustan bahsedebilmek için ortak bir ekonomik ve siyasi
birim halinde örgütlenmiş olmak, ortak bir gelecek ülküsüne
sahip olmak gerekir. Bunun için de çıkarların örtüşmesi
gerekir. Giyim-kuşam veya gelenek-görenek; benzerlikler veya
aynılıklar, hatta dil bile birlikte uluslaşmak için yetmez.
Gürcistan’daki Çeçen diasporası lideri Hizri Aldamov, Kuzey
Kafkasyalıların ve özellikle de Çeçenlerin Abhazya saflarında
savaşmalarını yanlış buluyor ve '' Bunlar çoğunlukla hainler
idi. Daha sonra onların birçoğu hatalarını anladı ve pişman
oldu. Çeçenler bugüne kadar halen Abhazya’daki savaşa katılmış
olmalarından dolayı Gürcistan’dan özür diliyor. Onlar Gürcü ve
Çeçenlerin düşmanının aynı, Rusya olduğunu anladılar“ diyor.
Peki şimdi siz nasıl Çeçenya ile Abhazya’yı birlikte
uluslaştıracaksınız? Bu mümkün mü? İşin ilginci, ''hain“ ilan
edilen Kadirov, Abhazlarla yakınlaşmaya çalışırken, ''Kuzey
Kafkasya Savaşçıları“ Gürcüleri dost kabul ediyor ve bu garip
durumdan bir ulus doğacak! Olur mu böyle şey? Bırakın aynı
kökenden gelmeyi, aynı anne-babadan gelmiş olsalar bile bugün
için bu mümkün değil.
Çeçenistan’ın RF’na karşı yürüttüğü mücadelesinde Gürcistan’ın
desteğine ihtiyacı var. Bu desteği alabilmek için de Abhazya
ile arasına en azından mesafe koymak. Aynı şekilde Abhazya’nın
Gürcistan’a karşı mücadelesinde RF’nun desteğine ihtiyacı var.
Bugünün gerçekliği budur. Şartlar başka şekilde gelişseydi,
biraz daha spekülasyon yapalım, Gürcistan Abhazya’nın
haklarını tanışa ve dostça bir ilişki geliştirseydi durum
farklı olabilirdi.
Dünyada daha başka birçok örnek de var ama bugünlerde popüler
olduğu için Hırvatistan-Sırbistan örneğini vereyim. İkisi de
aynı halktır. Sırplar Ortodoks, Hırvatlar Katolik. Aynı dili
konuşurlar. Hatta uzunca bir süre birlikte de yaşamışlar ama
bugün bir Sırp ulusu, bir de Hırvat ulusu vardır.
Politikalarımızı yaparken ''olası“ durumları veya “kurgu“ları
kendimize temel alamayız. Tarihi ''zaman“ mefhumundan
koparmadan, o günün koşullarıyla incelememiz ve bugün var olan
gerçeklerden yola çıkmalıyız. Bunları yaparken politik
dengelerin ve çıkarların değişebileceğini, bu değişen
şartlarda başka açılımlara gerek olabileceğini unutmamalıyız.
Kendimizi herhangi bir güce veya politikaya angaje
etmemeliyiz.
Kuzey Kafkasya halklarına ''Çerkesler“ diyenler olmuştur.
Hatta biz kendimiz bile bunu demişiz. Tarihimizin şu veya bu
döneminde bunun maddi temeli de vardır. Geliştirilen ulusal
politikalara ve çıkarlara denk düsen bir kimliktir ve
benimsenmiştir.
Sürgün sonrası bu kimlik hepimizin sahip çıktığı bir
kimliktir. Çerkes Teavün Derneği'nden, Kuzey Kafkasya
Derneklerine kurumlarımızı örgütleyenler ve bu kurumlarımızda
örgütlenenler Abhaz, Oset, Çeçen veya Dağıstanlı oldukları
halde kendilerini Çerkes olarak tanımlamışlardır. Bu kimlik
Kuzey Kafkasya’da birlikte devletleşme sürecinde böyle
benimsenmiştir. Bugün yine aynı ideali taşıyan insanlarımızın
aynı tanımda ısrar etmeleri tesadüf değildir.
Ancak bugün böyle birlikte devletleşmenin koşulları yoktur.
Dahası neredeyse 100 yıldır süreç Kuzey Kafkasya halklarını
ayrıştırma yönünde geliştirmektedir. Çıkarları ve sorunları
farklılaşmaktadır. Derinleşmektedir.
Elbette bu siyasi ve hatta
ekonomik çıkar farklılaşmasının insanların ve toplumların
bilincinde billurlaşması zaman alacaktır. Çünkü toplumsal
yasamda bir aşamadan diğerine geçişler, bıçakla birbirinden
kesilmiş gibi olmaz. Geçmişin izleri ve geleceğin nüveleri
yaşanan süreçte içiçe uzunca bir süre birlikte var olmaya
devam eder.
Bu nedenle, ''Çerkes mi, Adige mi, Kuzey Kafkasya’lı mı“
tarzında yapılan tartışmalarda soğukkanlı olmak gerekir.
Bunların hepsinin tarihimizde biri birinin yerine kullanıldığı
dönemler veya süreçler vardır. Bunların her biri şu veya bu
dönemde öne çıkmış, insanlarımızca benimsenmiştir. Yine her
birinin belli bir bakış açısından taşıdığı anlamlar vardır.
Kimi insanlarımızın bugün kendilerini bunlardan biri ile
tanımlamaları yanlış değildir.
Daha dün Yamçı’nın, bugün Kaf-Fed’in Çerkes tanımlaması böyle
Kuzey Kafkasya halklarını kapsayacak genişliktedir.
Büyüklerimiz ve hatta ''ideologlarımız“ bu tanımda ısrar
etmişlerdir. DÇB kurulurken dahi…
Öyleyse insanlarımızın kendilerini Çerkes, Adige, Kuzey
Kafkasyalı veya Dağlı diye tanımlamaları; bunlardan birini
benimsemeleri, bir Çerkes’in kendisini Kuzey Kafkasyalı veya
Dağlı olarak hissetmesi; bir Kuzey Kafkasyalının kendini
Çerkes olarak tanımlaması yanlış değildir. Bunların her biri
bir ihtiyacın veya bir siyasal sürecin ürünü olarak ortaya
çıkmıştır.
Tezlerinizin insanlarımızın bu düşünsel ve duygusal
şekillenmesini de kucaklaması gerekir. Geçmişle gelecek
arasında bir köprü olması…
Toplum bilimci veya siyaset bilimci bilimsel bulguları pratik
hayata uygularken tüm bunları göz önünde tutmalıdır.
Bir annenin çocuğuna birdenbire ''oğlum, yıllardır ‚baba’
dediğin bu adam senin gerçek baban değil. Gerçek baban …“
dediğini düşünün. Bu gerçek, çocuk için bir travmadır ve
ilginç olan bu gerçeği öğrenen çocukta şimdiye kadar bildiği
babasına karşı da, gerçek babasına ve hatta ''babalık“
kavramına karşı da bir tepkinin ortaya çıkması. Aidiyet
duygusunu yitirmesi ve yeni bir aidiyet, kendini tanımlama
arayışına girmesi.
''Dogru’'lar ''görelidir“. Mutlak doğru dediğiniz bile, zaman
ve olanaklar çerçevesinde mutlak doğrudur.
Öne çıkarmamız gereken bugünün sorunları, çözümleri ve somut
hedefleri olmalıdır. Bu yapılabildiğinde örgütlenmemizin
çerçevesi de kimliği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Görünen köy kılavuz istemez. Bugün yekpare bir Kuzey Kafkasya
yoktur. Kuzey Kafkasya halklarının sorunları ve çözümleri veya
öncelikleri farklılaşmıştır. Evet hala birbirlerine
ihtiyaçları vardır ve birlik perspektifini korumak gerekir ama
artık birlikte örgütlenmekte ısrar etmek gelişmenin önünde
engeldir. Sorunları çözmeye değil, daha da karmaşıklaştırmaya
hizmet etmektedir. Hatta sağlıklı birliklerin kurulmasına bile
engeldir.
Kuzey Kafkasyalı kimliğinden yola çıkıp tek tek halkların
sorunlarına çözümler aramak yerine, tek tek halkların
kimliklerine sahip çıkıp ve bu kimlikleriyle örgütlenip Kuzey
Kafkasya’nın birliğini önlerine hedef olarak koymaları daha
doğru ve sürece daha denk düşen bir çözümdür.
Ki, süreç bunu
dayatmaktadır.
Tarih Kuzey Kafkasya halklarının birlik arayışları içerinde
oldukları dönemle başlamadı. Ne biz ''ezelden beridir“
kendimizi Kuzey Kafkasya ile birlikte tanımladık, ne de
başkaları bizi öyle gördü.
Tarihte bir Çerkesya vardır, bir de Kuzey Kafkasya: Çerkesler,
Çeçenler, Osetler, Karaçay Balkarlar veya Dağıstanlılar…
Çerkesya, üzerinde Çerkeslerin de yaşadığı bir toprak parçası
değil, Çerkeslerin vatanıdır. İçerisinde şu veya bu halkın
yaşamış veya yaşıyor olması bu gerçeği değiştirmez ve ilk
Çerkes Meclisi'nde Karaçayların, Nogayların olması da.
Ki, zaten bu yönüyle günümüze ışık tutmaktadır. Çerkesya
Çerkeslerin vatanıdır ve bu vatan içerisinde her halk özgürce
varlığını devam ettirme hakkına sahip olacaktır, olmalıdır.
Buna Ruslar da dahil!
Çerkesya’yı kuracak olanlar Çerkesler ve bu topraklar üzerinde
yaşayan halklar olacaklar. Demokratik bir Çerkesya bu
topraklarda yaşayan tüm halkların da çıkarınadır.
Bugün bize düşen
görev ''Büyük Çerkesya“ düşü kurmak değil, Çerkesya’da halen
var olma savaşı veren ''Cumhuriyetlerimiz“in ve halkımızın
acil ihtiyaçlarına cevap verecek, sorunlarına çözümler
arayacak, halkımızı diasporada örgütleyecek Öncü Çerkes
Örgütlenmesi'ni yaratmaktır, ''örgütleyicileri örgütlemek“,
ulusal mücadelenin her alanda kurumlaşmasını sağlamaktır…
Herkes gücü ve yeteneği, olanakları olanında elini taşın
altına koymalıdır.
Adige mi, Çerkes mi?
Çerkes’i tüm dünya biliyor, kabul ediyor. Daha doğrusu dünya
bizi Çerkes olarak biliyor, tanıyor. Daha da önemlisi şimdiye
kadar ki bilinç ve birikimimize denk
düşüyor. Tarihsel bir zemini var, haklılığı var. Eğer
yasalardan, hukuktan ( RF veya uluslararası) yararlanmak
istiyorsanız, sorunların bir gün bu platformlarda gündeme
gelebileceğini öngörüyorsanız ''Çerkes Örgütlenmesi“ daha
doğru olanı.
Hatta Adige Abhaz birlikteliğinin, bugün cumhuriyetlerimiz
arasında daha ileri ilişkilerin kurulmasının tarihsel temeli
de burada. Ancak hukukçulara, ilgili kurumlara ''biz aynı
kökenden gelmişiz, bilmem kaç bin yıl önce bir halkmışız“ da
diyemezsiniz.
Abhazya’nın önüne tarihsel bir fırsat çıkmıştır. Sonuçta
Abhazların ayrı uluslaşmasına kadar gidecekse de Abhazların da
sürece ve ihtiyaçlarına yönelik kurumlarını, örgütlenmelerini
yaratmaları gerekir.
Beklemeye, oyalanmaya gerek yok. Bunların önünde hiçbir yasal
engel de yok. Kuzey Kafkasya halkları ile olan kardeşliğimiz,
gerekli olduğunda gücümüz oranında dayanışmamız, kardeşliği
geliştirici her tür etkinlik de bunun önünde engel değildir ve
hatta eninde sonunda gerçekleşeceğinden kuşku duymadığım Kuzey
Kafkasya Halklarının Birliği de…
Kurumlarımızda
çalışan arkadaşlarımızın daha fazla inat etmemeleri gerekir.
Israrları yanlıştır. Derneklerimiz Genel Kurulları'nda gerekli
adımları atmalı, Çerkes Kültür Derneklerine dönüşmelidirler.
Bugün şu veya bu düzeyde var olan birliği korumanın da tek
yolu budur.
Çerkeslerin görevi her düzeyde ve anlamda örgütlenmelerini
yaratmaktır. Ancak kimsenin de kuşkusu olmasın, kapıları her
zaman ve herkese açık olacaktır.
Ben Çerkes'im diyen, önceliği
Çerkes halkının sorunlarının çözümüne veren herkes ''hoş
gelmiş, sefa getirmiş“. |