|
Bir ''taraftar''
değilim ama futbolu severim. Güzel olacağını sandığım
maçları veya kimi ''finalleri” de vaktim varsa kaçırmam.
Hatta birkaç yıl önce çok farklı bir iş için Torino’da
olduğum bir zamanda Liverpool ile Juventus arasında
oynanan bir final maçını izlemek için yaptığım
''kaçamak” yüzünden iyi de bir ''fırça” yemiştim ama
değdi doğrusu, şahane bir maçtı…
Böyle maçlarda, futbol zekası ve estetiğin yanında beni
en çok etkileyen kimi futbolcuların bitmek tükenmek
bilmeyen enerjileri, kazanma istekleri veya çabaları ile
hırsları ve mesela gol attıktan sonraki sevinçleri;
yalnız yüzlerine değil, tüm vücut hatlarına yansıyan
mutluluklarıdır veya kaçırılan bir gol sonrası çimleri
yolacak kadar üzülmeleri ve kimi zaman da döktükleri
gözyaşları…
Bunları izlemek keyif veriyor insana!
İşlerine dört elle sarılan, başarmak için her şeylerini
ortaya koyan veya koymaya hazır insanlara oldum olası
büyük hayranlık duymuşumdur. Tarih yapan veya yazanların
böyle insanlar olduklarına inanırım.
Futbolun veya '' Futbol, Fado, Fiesta” şeytan üçgeninin
''insanları uyutma aracı” olduğunu söyleyenlerin
arasında büyüdüm ve bunu iddia edenlerin hemen her gün
havalandırmada top peşinde koşmalarını; televizyonda
''bir belgesel mi yoksa futbol maçı mı izleyelim ''
oylamalarını hep futbol izlemek isteyenlerin kazanmasını
tebessümle izleyerek…
''ÇARŞI”nın ilk tohumları atılırken İstanbul’daydım.
''Bir futbol taraftarı neden toplumsal olaylara da
duyarlı olmasın” diye soruyorduk kendi kendimize? ''Abi”lere
çaktırmadan…
Mesela Beşiktaş semtinde oturanlar toplumsal olaylara da
duyarlı idiler ama futbolu da seviyorlardı. Nasıl
sevmesinler, ''üç büyükler”den birinin adını almış bir
şehirde yaşıyorlardı ve ister istemez o heyecan
dalgasının içerisinde buluyorlardı kendilerini.
Bu ikisi ''ÇARŞI”da buluştu. Demek ki olabiliyormuş!
Zaman zaman bedava bilet alma avantajıyla İnönü’ye giden
küçük bir gruptuk. 1980’de binlerce ''taraftar''
tribünlerde faşizmi lanetlerken tüylerimiz diken diken
olmuştu. Sonra ''Kazan''da ''Tek Yol Beşiktaş''
sloganları…
Beşiktaş’ın şampiyon olduğu bir sene taraftarlar sokağa
dökülmüştü. Polislerle karşı karşıya gelindiğinde
''burası İstanbul, İsrail değil'' sloganları toplumsal
duyarlılığın kolay kolay bastırılamayacağını
gösteriyordu.
İnsanların kendi değerlerini, normlarını veya
geleneklerini yaşatmaya ve topluma benimsetmeye
çalışmaları elbetteki yanlış değildir ama doğanın ve
çevrenin gücünü küçümserseniz hüsrana uğrarsınız.
Bir insan nasıl bir çevrede yaşıyorsa öyle düşünür ve ne
işle uğraşıyorsa kişiliğini de o iş belirler. Toplumsal
işlere el atanların önce toplumu ve çevreyi tanımaları
gerekir ve önermelerinin veya yöntemlerinin bu çevreyle
uyumlu olması. Siz istiyorsunuz diye doğa da cevre de
değişmez! Kafanızda küçük dünyalar kurarsanız, dünya
büyük ama siz küçük kalırsınız.
Bizim yaş grubu mahallede meşhur olmuştu. Gezileriyle,
düğünleri ve zexesleriyle… Bir de ''tetej''imiz vardı.
Zexes’in ortasında'' durun biraz da tartışalım'' der,
ciddiye alınmayınca da üzülürdü. İstemlerinde haklıydi
belki ama yöntemi yanlıştı…
O zamanlar kendi kendisiyle uğraşmaktan burnunun ucunu
göremeyen bir ''uzman''ımız şimdilerde her ne kadar
kökeninde bir ''kooperatif''in yattığını iddia etse veya
uydursa da mahallemizde derneğin kurulmasının altında
''Serüvencileriyle'', ''Kaşensizleriyle'' düzenlenen bir
futbol turnuvasının yarattığı heyecan dalgası yatıyordu.
Bu futbol turnuvası birçok duvarı yıkmıştı, büyüğü
küçüğe ve köylüyü mahalleliye sevdirmişti. Kapı kapı
dolaşıldı, anketler yapıldı, toplantılar düzenlendi,
insanlarımız sürecin içine çekilmeye çalışıldı ve dernek
doğdu… Bu sürece futbolun çok olumlu katkısı olmuştu.
FK 1864’ün kuruluşunu ve gelişimini siteden izledim.
Çoğu şeyi bilmiyorum elbette. Zaten her şeye burnumu
sokmak da istemiyorum.
Ancak bazı şeylerin pek yolunda gitmediğini görmek için
de 22 numara gözlüğümün olması gerekmiyor. FK 1864’ün
sitemizdeki sayfasının yeterince güncellenmemesi bile
çok şeyi anlatmaya yetiyor.
Şu kadarını söyleyeyim: FK 1864 son yıllarda ortaya
atılan en güzel projelerden biriydi. İyi de başladı ama
sanırım mahalle arasında ''müsebbegine” top peşinde
koşturmakla Futbol Kulübü kurmak arasındaki fark
yeterince anlaşılamadı.
FK 1864 Türkiye diasporasında ''Çerkeslerin Futbol
Takımı” olarak ortaya çıkmıştı. Şimdi birileri yine
''yok biz öyle iddialı düşünmemiştik” derlerse halt
ederler. Bu söylemleri doğru olsa da…
Bizim 17 tane kulübümüz olsaydı ve siz de 18.cisini
kuruyor olsaydınız sonuç pek o kadar da önemli
olmayabilirdi ama bu, kurulan ilk kulüpse sizin
kafanızda planladığınızdan farklı bir şekilde
algılanması kadar doğal bir şey olamaz ve beklentilerin
olmasından…
Sitemizin misyonu tartışılırken de benzeri konular
gündeme gelmişti. Sevgili Nartan anlatmıştı. Bir gün
kuliste insanların sitemizdeki bir tartışmayı izlemek
için bilgisayar aramaları, CC’nin toplumumuz için ne
kadar önemli olduğunun farkına varmasına neden olan
olaylardan biri olmuş.
Toplumumuz kıpır kıpır ve arayış içerisinde. Bizden
beklentileri var. Artık hobi olarak iş yapma veya
''gazozuna'' top oynama devri kapanmıştır. İnsanlar
sizin belki de boş zamanlarınızı değerlendirmek için
çalakalem yaptığınız tabloların altında bir anlam, bir
önem aramakta; size sizin kendinize biçtiğinizden daha
büyük misyonlar yüklemekteler.
Spekülasyon yapmak istemiyorum. Neyse olmuş ama ortada
bir gerçek var:
FK 1864 güzel bir projedir ve sonuna kadar götürülmeli,
profesyonelce örgütlenmeli (bu kelimeyi bugün kullanmak
istemiyordum ama olmuyor işte) ve yönetilmelidir.
Gençlerimiz zorlukları göğüsleyerek ve oynadıkları
futbol ile bu işi başarabileceklerini gösterdiler. Şimdi
iş yöneticilerimize düşüyor.
Daha fazla oyalanmaya, mırın kırın etmeye gerek yok: Bir
futbol kulübü nasıl yönetiliyorsa FK 1864’de öyle
yönetilmelidir. Öyle şuradan buradan arta kalan zamanla
olmaz bu iş. Gününün 24 saatini bu ise verecek
insanlarımız dizginleri ele almalı, bizler de onlara
destek olmalıyız.
Kimse futbol işini küçümsemesin, çok daha ''önemli''
işleri olduğunu sanmasın. FK 1864’ün bize
verebilecekleri 10 tane derneğimizin verebileceklerinden
fazladır.
Almanlar 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra Hitler yüzünden
ve savaştaki sorumlulukları nedeniyle ulusal
kimliklerinden utanır olmuş, bayraklarını saklamışlardı.
Ta ki, iki sene önce yine Almanya’da düzenlenen Dünya
Kupası’na kadar. Evet abartmıyorum. İlk kez bu dünya
kupasında bu kadar çok Alman ulusal bayraklarıyla
sokakları turladılar, gururla Alman olduklarını
haykırdılar ve birbirlerini sevdiler.
Futbolun sihirli katkısıyla…
FK 1864 yaşatılmalıdır. Bu iş o kadar da zor değil! |