MENÜ





 

.

.

FK 1864
16.06.2009

Hatko Schamis

.

.

Bir ''taraftar'' değilim ama futbolu severim. Güzel olacağını sandığım maçları veya kimi ''finalleri” de vaktim varsa kaçırmam. Hatta birkaç yıl önce çok farklı bir iş için Torino’da olduğum bir zamanda Liverpool ile Juventus arasında oynanan bir final maçını izlemek için yaptığım ''kaçamak” yüzünden iyi de bir ''fırça” yemiştim ama değdi doğrusu, şahane bir maçtı…

Böyle maçlarda, futbol zekası ve estetiğin yanında beni en çok etkileyen kimi futbolcuların bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri, kazanma istekleri veya çabaları ile hırsları ve mesela gol attıktan sonraki sevinçleri; yalnız yüzlerine değil, tüm vücut hatlarına yansıyan mutluluklarıdır veya kaçırılan bir gol sonrası çimleri yolacak kadar üzülmeleri ve kimi zaman da döktükleri gözyaşları…

Bunları izlemek keyif veriyor insana!

İşlerine dört elle sarılan, başarmak için her şeylerini ortaya koyan veya koymaya hazır insanlara oldum olası büyük hayranlık duymuşumdur. Tarih yapan veya yazanların böyle insanlar olduklarına inanırım.

Futbolun veya '' Futbol, Fado, Fiesta” şeytan üçgeninin ''insanları uyutma aracı” olduğunu söyleyenlerin arasında büyüdüm ve bunu iddia edenlerin hemen her gün havalandırmada top peşinde koşmalarını; televizyonda ''bir belgesel mi yoksa futbol maçı mı izleyelim '' oylamalarını hep futbol izlemek isteyenlerin kazanmasını tebessümle izleyerek…

''ÇARŞI”nın ilk tohumları atılırken İstanbul’daydım. ''Bir futbol taraftarı neden toplumsal olaylara da duyarlı olmasın” diye soruyorduk kendi kendimize? ''Abi”lere çaktırmadan…

Mesela Beşiktaş semtinde oturanlar toplumsal olaylara da duyarlı idiler ama futbolu da seviyorlardı. Nasıl sevmesinler, ''üç büyükler”den birinin adını almış bir şehirde yaşıyorlardı ve ister istemez o heyecan dalgasının içerisinde buluyorlardı kendilerini.

Bu ikisi ''ÇARŞI”da buluştu. Demek ki olabiliyormuş!

Zaman zaman bedava bilet alma avantajıyla İnönü’ye giden küçük bir gruptuk. 1980’de binlerce ''taraftar'' tribünlerde faşizmi lanetlerken tüylerimiz diken diken olmuştu. Sonra ''Kazan''da ''Tek Yol Beşiktaş'' sloganları…

Beşiktaş’ın şampiyon olduğu bir sene taraftarlar sokağa dökülmüştü. Polislerle karşı karşıya gelindiğinde ''burası İstanbul, İsrail değil'' sloganları toplumsal duyarlılığın kolay kolay bastırılamayacağını gösteriyordu.

İnsanların kendi değerlerini, normlarını veya geleneklerini yaşatmaya ve topluma benimsetmeye çalışmaları elbetteki yanlış değildir ama doğanın ve çevrenin gücünü küçümserseniz hüsrana uğrarsınız.

Bir insan nasıl bir çevrede yaşıyorsa öyle düşünür ve ne işle uğraşıyorsa kişiliğini de o iş belirler. Toplumsal işlere el atanların önce toplumu ve çevreyi tanımaları gerekir ve önermelerinin veya yöntemlerinin bu çevreyle uyumlu olması. Siz istiyorsunuz diye doğa da cevre de değişmez! Kafanızda küçük dünyalar kurarsanız, dünya büyük ama siz küçük kalırsınız.

Bizim yaş grubu mahallede meşhur olmuştu. Gezileriyle, düğünleri ve zexesleriyle… Bir de ''tetej''imiz vardı. Zexes’in ortasında'' durun biraz da tartışalım'' der, ciddiye alınmayınca da üzülürdü. İstemlerinde haklıydi belki ama yöntemi yanlıştı…

O zamanlar kendi kendisiyle uğraşmaktan burnunun ucunu göremeyen bir ''uzman''ımız şimdilerde her ne kadar kökeninde bir ''kooperatif''in yattığını iddia etse veya uydursa da mahallemizde derneğin kurulmasının altında ''Serüvencileriyle'', ''Kaşensizleriyle'' düzenlenen bir futbol turnuvasının yarattığı heyecan dalgası yatıyordu. Bu futbol turnuvası birçok duvarı yıkmıştı, büyüğü küçüğe ve köylüyü mahalleliye sevdirmişti. Kapı kapı dolaşıldı, anketler yapıldı, toplantılar düzenlendi, insanlarımız sürecin içine çekilmeye çalışıldı ve dernek doğdu… Bu sürece futbolun çok olumlu katkısı olmuştu.

FK 1864’ün kuruluşunu ve gelişimini siteden izledim. Çoğu şeyi bilmiyorum elbette. Zaten her şeye burnumu sokmak da istemiyorum.
Ancak bazı şeylerin pek yolunda gitmediğini görmek için de 22 numara gözlüğümün olması gerekmiyor. FK 1864’ün sitemizdeki sayfasının yeterince güncellenmemesi bile çok şeyi anlatmaya yetiyor.

Şu kadarını söyleyeyim: FK 1864 son yıllarda ortaya atılan en güzel projelerden biriydi. İyi de başladı ama sanırım mahalle arasında ''müsebbegine” top peşinde koşturmakla Futbol Kulübü kurmak arasındaki fark yeterince anlaşılamadı.

FK 1864 Türkiye diasporasında ''Çerkeslerin Futbol Takımı” olarak ortaya çıkmıştı. Şimdi birileri yine ''yok biz öyle iddialı düşünmemiştik” derlerse halt ederler. Bu söylemleri doğru olsa da…

Bizim 17 tane kulübümüz olsaydı ve siz de 18.cisini kuruyor olsaydınız sonuç pek o kadar da önemli olmayabilirdi ama bu, kurulan ilk kulüpse sizin kafanızda planladığınızdan farklı bir şekilde algılanması kadar doğal bir şey olamaz ve beklentilerin olmasından…

Sitemizin misyonu tartışılırken de benzeri konular gündeme gelmişti. Sevgili Nartan anlatmıştı. Bir gün kuliste insanların sitemizdeki bir tartışmayı izlemek için bilgisayar aramaları, CC’nin toplumumuz için ne kadar önemli olduğunun farkına varmasına neden olan olaylardan biri olmuş.

Toplumumuz kıpır kıpır ve arayış içerisinde. Bizden beklentileri var. Artık hobi olarak iş yapma veya ''gazozuna'' top oynama devri kapanmıştır. İnsanlar sizin belki de boş zamanlarınızı değerlendirmek için çalakalem yaptığınız tabloların altında bir anlam, bir önem aramakta; size sizin kendinize biçtiğinizden daha büyük misyonlar yüklemekteler.

Spekülasyon yapmak istemiyorum. Neyse olmuş ama ortada bir gerçek var:

FK 1864 güzel bir projedir ve sonuna kadar götürülmeli, profesyonelce örgütlenmeli (bu kelimeyi bugün kullanmak istemiyordum ama olmuyor işte) ve yönetilmelidir.

Gençlerimiz zorlukları göğüsleyerek ve oynadıkları futbol ile bu işi başarabileceklerini gösterdiler. Şimdi iş yöneticilerimize düşüyor.
Daha fazla oyalanmaya, mırın kırın etmeye gerek yok: Bir futbol kulübü nasıl yönetiliyorsa FK 1864’de öyle yönetilmelidir. Öyle şuradan buradan arta kalan zamanla olmaz bu iş. Gününün 24 saatini bu ise verecek insanlarımız dizginleri ele almalı, bizler de onlara destek olmalıyız.

Kimse futbol işini küçümsemesin, çok daha ''önemli'' işleri olduğunu sanmasın. FK 1864’ün bize verebilecekleri 10 tane derneğimizin verebileceklerinden fazladır.

Almanlar 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra Hitler yüzünden ve savaştaki sorumlulukları nedeniyle ulusal kimliklerinden utanır olmuş, bayraklarını saklamışlardı. Ta ki, iki sene önce yine Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası’na kadar. Evet abartmıyorum. İlk kez bu dünya kupasında bu kadar çok Alman ulusal bayraklarıyla sokakları turladılar, gururla Alman olduklarını haykırdılar ve birbirlerini sevdiler.

Futbolun sihirli katkısıyla…

FK 1864 yaşatılmalıdır. Bu iş o kadar da zor değil!

.

schamis@circassiancanada.com

.

Hatko Schamis'in diğer yorumları

.

.

.