|
İKKD'nde dört senedir
gelenekselleşmiş bir sanat buluşması Çerkes ressamları ve dernek
çevresinde ki resim sever sanat tüketicilerini bir araya
getiriyor. Günsel hanımın başlattığı bu organizasyon geçen seneler
hevesli ve becerikli insanların elinde güzel bir seremoni halinde
(satışlarda sanırım fena değildi) yapılıyordu. Alt kat lokalinin
sergi için profesyonelce dizayn edilmesi ile çoğu organizasyona
gerekli şekilde heveslendirilip motive edildikleri zaman, harika
işler yapan dernek genç gurubu da ışıltılarıyla resim sergisi
açılışına ruh ve güzellik katıyordu.
Bu sene dışa açılmak adına sergi, Etiler-Akatlar Kültür Merkezi’ne
taşınmış. Şu belediye iştiraki Beltaş’ın acemice işlettiği nadide
kültür merkezlerimizden bir tanesi. Öyle ki, Etiler semtinde
burayı işaret eden hiçbir tabelanın olmaması yanında, binanın
önüne geldiğiniz halde ne logo ne de tabela hak getire. Adrese
‘burayı arayarak değil sadece içgüdülerinizle bulabilirsiniz’ diye
yazılmış olsa sanırım daha kolay bulunurdu. Bizler Kadıköy
yakasından giden bir grup olarak trafik derdi, arama faslı, park
sorunu dahil her şeyi başarıyla halledip yüzümüze sosyal ortam
gülümsemesini de yerleştirip açılış kokteylinin yapıldığı sergi
salonuna nihayet gelmiş olduk.
İKKD yönetim kurulu üyeleri ve resimleri sergilenen bazı
sanatçılar elbette önceden gelmişlerdi ve ev sahibi göreviyle,
yoğun olarak gelmesi beklenen diğer sanat meraklıları ile
prestijli misafirler bekleniyordu. Biz biraz gecikmiş ve kalabalık
bir grup olarak kapıdan girdiğimizde nihayet misafirler geldi
zannedilmiş fakat yabancı olmadığımız görülünce biraz hayal
kırıklığı olmuştu.
Dernek yöneticilerinin dışa açılmak olarak adlandırdıkları bu yer
değişikliği pek başarılı olamamış ki, biz oradan çıkarken beklenen
‘seçkin zevat’ hala gelmemişti. Gerçi dışa açılmak derken herhalde
dernek binası dışı kastedilmişti sadece. Yoksa sanatsal jargonda
bunun karşılığı New York, Londra, Paris sanat galerilerine misafir
olmak değil midir? Sanırım Bağlarbaşı semtine göre biraz elit diye
tercih edilen seçkin Etiler ahalisinin Çerkes ressamlar
sergisinden pek haberi olmamıştı anlaşılan. Gerçi biz sergiye
girerken kapıda elinde cep telefonuyla konuşan Müşerref Akay’ı
(bilmeyenler için-şarkıcı) içeriye davet etmeyi elbette
düşünememiştik.
Önceden piarı yapılamamış sanal ortamda fazla duyurulmamış
hazırlıksız ve tematik bir sergiye yadigar dernek üyeleri dışında
kim niye katılsın ki? Sanat üreticisi olmak aynı zamanda görünür
olmayı istemek değil midir? Bir ressam, bir heykeltıraş bir
müzisyen görünmeden nasıl sanat tüketicilerine ulaşabilir ki ya da
tüketicisine ulaşmak istemeyen bir sanatçı olabilir mi? Sanat
aktiviteleri tüketicisi olan kitle açısından düşünülürse ya
köklerine bağlı tematik ya da uluslararası, profesyonel ve üst
düzey olmalıdır. İkisinin arasındaki ortalama standart bence
sadece tahammül edilebilir ve sıkıcıdır. Becerikli insanların
elinde ışıklı ve prestijli olabilecek bir sanat buluşmasını
sıradan sönük ve heyecansız hale getirebilmek de ziyadesiyle bir
başarı sayılabilir. Ayrıca sıradan iş yapmak bir meslek değildir
ki yapılması zorunlu olsun.
Bize ait değerlerimizi (ki, her tür platforma yakışır) gerekirse
bir üst modele çevirerek sunabiliriz, göreceksiniz bizi hiç
utandırmayacaklardır ve bırakın kendi yerimizde de prestijli
heyecanlı ve ruhu olan işler yapılabildiğini hep beraber tecrübe
edelim.

Ve gelelim sergiden sonra uğradığımız dönerci Ali Usta’ya…
Eti sek et, balığı sek balık (hele füzyon mutfağıyla hiç işi
olmayan) seven biri olarak nadide memleket fast-foodu dönerle de
fazla bir muhabbetim yoktur. Fakat dönerci Ali Usta bunların
dışındadır ve kendisine yapılan iltifatlara ve kimi önemli
misafirlerinin önerilerine ihtiyacı olmayacak kadar işini iyi
bilir. Maltepe-Tugay yolundaki dükkanı günün her saati dolup
taşar. Ne gelen ‘mühim zevat’ ilgilendirir onu nede ‘franchise’
teklifleri. ‘Başka yerde şubemiz yoktur’ tabelası uyanık
girişimcilerin korkulu rüyasıdır. Sınıf farkı gözetmeksizin en iyi
döneri en ucuza müşterilerine nasıl sunabilir onu düşünür ve zaten
marka olduğu için ayrıca bir taltife de ihtiyacı yoktur. Göreceli
olarak pek de havalı olmayan bir muhitte sayılabilecek bu ahlaklı
işletmenin İstanbul’un bütün sosyetik semtlerinden ve dışından her
çeşit müşterisi bir arada afiyetle yemek yer.
Bizler İstanbul gibi bir metropolde, sergimize elli kişilik bir
topluluk bir araya getiremezken, dönerci Ali Usta şu anda hizmet
verdiği yerin yüz metre ilerisinde kendine ait beş katlı plazaya
taşınacaktır.
Önerim şudur…
Elit semt v.s ayırımı yapmadan seneye sergiyi bu yeni plazanın en
üst katında yapmaktır. Ayrıca bu ‘kitsch’ bir sanat aktivitesi
olarak medyanın kulağına fısıldanırsa İstanbul’da onlarcası olan
sıradan sanat galerilerine gitmeye nazlanan muhabirler için
bulunmaz bir haber olup gazetelerin sanat sayfalarında mühim bir
yer işgal eder.
Üstelik bizim sergiye gelmesi beklenen prestijli misafirler belki
de senelerdir yerini değiştirmeyip orada marka olan dönerci Ali
Usta’nın yerinde afiyetle yemek yiyorlardır.
Kim bilir?
Not: Merak edenler için Ali ustanın adresi, Zuhal Cad.No.39
Cevizli/Maltepe Tel: 0 216 352 78 28 |