|
Öncelikle şunu
belirtmek istiyorum: Milletler arasında ebedi düşmanlık olmaz. Bu
günün şartlarına göre millet yararına olan politika neyi
gerektiriyorsa o yol izlenir. Savaş, kin, nefret, anarşi, terör
her ne ad altında olursa olsun hiç kimseye; aş, iş, mekan, sağlık,
eğitim, giysi vb hiç bir şey bahşetmez, aksine bunların hepsini
alır ve yerine kan ve gözyaşı bırakır. Her problemin bir
matematiksel çözümü vardır. Formülü bilinmiyorsa araştırılır
çalışılır, öğrenilir. Ama silahların konuştuğu yerde çözüm
üretilemez. Her türlü insani hizmet barış ortamında üretilebilir.
İnsanlarını aç sefil bırakan veya bırakmaya yönelik politika
izleyen ancak halkına zarar verir.
Bir halkın diğer halklara saldırı veya düşmanlığının hiçbir
mantığı yoktur. Halkların da zaten öyle bir problemi de yoktur.
Kin ve nefreti körükleyenler bilmeden veya bilinçli olarak başka
bir düşünce sisteminin piyonu durumundadırlar. Problemler art
düşünceli piyonlar tarafından yapay olarak üretilmektedir. Bir
kaşık suda fırtınalar koparılmaktadır. Dinler ve düşünce
sistemlerinin hedefi insan mutluluğu, hakça paylaşım ve barış
içinde yaşamaktır; fakat uygulayıcılar bu kisveleri kullanarak
kişisel menfaatleri için birilerini bir diğeri üzerine
göndermektedirler.
İnsanı yok etmeye yönelik her türlü vahşi davranış insan
mutluluğunu hedefleyen hiçbir düşünce sisteminin ürünü olamaz.
Burada bizlere Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış."ilkesi
rehber olmalıdır.
Bizim özel bir durumumuz var. Şu halimizin müsebbibi olan hiç
kimse şu anda hayatta değil. Şu veya bu nedenlerle dünyanın dört
biryanında yaşamımızı sürdürmeğe çalışıyoruz. Şimdi "Eski hal
muhal, ya yeni hal, ya izmihlal" sırrınca eski hali tarih olarak
elbette bilmeli ve öğrenmeliyiz ama o geride kaldı. Şimdi ise yeni
duruma göre mantık ölçüleri içerisinde çözümler üretmeliyiz. Çözüm
üretmenin tek platformu ise sevgi ve barış ortamıdır.
Biz içerisinde yaşadığımız toplumlar arasında sevgi, dayanışma,
ekonomik işbirliği, kültür transfer köprüleri oluşturabiliriz.
Beraber yaşadığımız halklar bizim varlığımızdan rahatsızlık
duymayacağı ortamları geliştirebilirsek; hem anavatanla bağımızı
daha güçlendirmiş hem de halkımıza daha anlamlı yaşama, varlığını
daha rahat idame imkanı sağlamış oluruz. Beraber yaşadığımız
halklar bize potansiyel terörist gözüyle bakarsa bizim tüm
faaliyetlerimizin kısıtlı olacağını görmeliyiz. İllegal hiçbir
şeye karışmamalıyız.
Eğer insanımızı zerre kadar düşünüyorsak buna mecburuz. Elbette
herkes aynı şeyleri düşünmüyor olabilir. Fakat konuşularak her ay
ilgili olanlar olağan toplantılar yaparak çözümler
üretilebilirler.
Biz halkımız için hangi olumlu katkıyı sağladık, sorusuna her
toplantıda olumlu cevap aranabilir. Bu sitede birilerine
saldırırken, karşıdakini çok rahat birilerinin adına çalışan diye
suçlarken kendimizi de sorgulamalıyız. Acaba biz kimin adına
saldırıyoruz?
"Medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi
icbar ile değildir."
"Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur." |