MENÜ





 

.

.

KENDİM İLE RÖPORTAJ
12.06.2009

DAUR Soner Kocsav

.

.

Derdim kendimi anlatmak değil tabi ki, sonuçta herkesin bir hikayesi vardır ama hiç ummadığınız birinden öyle bir şey duyarsınız ki, belki hayatınızı değiştiren bir kelime olur o. Belki benden de öyle bir kelime çıkar.

Konumuz: Çerkeslik genetik mi değil mi?

- Evet Soner bey. Sizi Soner Kocsav olarak tanıdık. Bu ad nerden çıktı?

Kocsav
adını ilk duyduğumda ortaokul çağındaydım. Yani asimile olmuş ama olduğunun farkında olmayan bir çocuktuk. Bu Çerkes adı büyük dedemin adıdır, aynı zamanda Çerkesliğimizin farkına vardığımız bir andır o an. Sülale adımız ise , adına bilinçlenme dersek eğer, bunun oluşmasının diğer önemli etkeniydi.

- O zamana kadar Çerkeslikten bihaber miydiniz yani?

Çerkes adetlerine göre yetiştiriliyorduk belki ama bu adetlerin adı yoktu. Yani Çerkeslik ismen yaşatılan bir kimlik değildi. Diğer insanlardan farklı olduğumuzu anlayana kadar bu böyle devam etti.

- Dilinizi bilmiyorsunuz, peki ailenizde mi konuşmazdı?

Arı, sıcerep
( güler). Ablam kadar şanslı değildim. O da köyde doğup dört yaşına kadar Adigece konuşabilme şansına erişmişti ama ben doğduğumda tetej ölmüş ve bizde şehre göç etmiştik. Şimdi ise ben bilmiyorum, o ise sadece anlıyor yada işine geleni anlıyor. İşin komik tarafı, Çerkesce evde konuşulurdu ama ben bu dili önemseyecek akla, olgunluğa geldiğimde bu dil aile içinde bir istihbarat dili haline geldi. Yani, bizlerin duymamız istenmeyen konular, muhabbetler Çerkesce konuşulur oldu. Yani bence, çocukların Çerkesce bilmemesi aile içindede Çerkesce konuşulmamasına neden olan bir şeydir. Bu olay besin zinciri gibi birbiriyle ilişkili bir şey. Tek avantajımız babaannemizin (nenej dememe kızar) bize gelmesidir. Çünkü Türkçe bilmez, mecburen evde o varken iletişim dili sadece Çerkesce'dir. Çocuklarda babalarıyla fazla vakit geçirmezler, sorumluluk da anneye kalır bu konularda. Annemde belki beni iyi bir insan olarak yetiştirdi ama iyi bir Adige olarak değil.

- Köyden uzak büyüdünüz, sülaleden uzaktınız. Peki çevrenizde Çerkesler yok muydu, arkadaşlarınız yok muydu?

Maalesef yoktu. Kendimi övmek gibi olmasın (gülüyor), bu ortamlarda yetişen bir Çerkes delikanlısının asimile olmaya direnmesi bir mucizedir. Bunu şuna bağlıyorum. Anladım ki, bu iş genetik bir olay. Hiç sevdiğim, “kanka, dost” diyebileceğim bir arkadaşım olmamıştı. Onlardan uzaklaşmama neden olan onlarca neden sayabilirim. Onlar beni farklı görüyorlardı, bende onları. “Sende göçmenlik var” lafını çok duydum mesela. Sonradan öğrendik ki bende göçmenlik değil sürgünlük varmış. (Üzüntüyle karışık güler). Neyse; adet, örf bilmesek bile yapılan çoğu şey bana ters geliyordu. Nedenini bende bilmiyorum. Dolayısıyla bilmeden, farkında olmadan kendimi yabancı ortamlardan soyutlamış oldum. Yalnız kaldıkça da kendimi meraklı olduğum konulara, tarihe, derslerime verdim ve tarih merakım Çerkes Ethem ile başladı ve bugüne kadar geldik. Her okuduğum belgede, kitapta Çerkes ibaresi arar oldum. Hatta kendiliğinden bu isim durduk yerde karşıma bile çıkıyordu. Elime alıp da son sayfasını açtığım kitapların yüzde sekseninde Çerkes ismine rastlıyordum. O “Ç” harfi öyle bir harf idi ki; koca sayfada bir yıldız gibi parlar ve benim için görmemek imkansız olurdu.

Çevreme bakarsak son olarak kısaca şunu diyeyim. Benim etrafımda ne dernek başkanı dayım oldu, ne akordeon çalan yeğenim, ne folklor kursuna giden kuzenim, ne Adige tarihi ilgilisi bir amcam, ne anavatana gitmiş bir akrabam, ne hazırda duran geçmişimden bir iz, hatıra, ne de Ali Çurey, Necdet Hatam gibi elinde büyüdüğüm büyüklerim oldu. Ben Çerkesliğimi Çerkes olmayanlar arasında yaşadım, yaşattım.

- Köyünüz bu aşamada bir etki yaratmadı mı?

Yaratmadı desem yalan olur ama Adigelikle alakalı bir etki değildi sanırım, beklide olmuştur bilemeyeceğim. Senede bir gidilip kahvesine uğranılan, eller öpülen ve birkaç hikaye dinlenen bir ortamdı köy. Dedem ve babam yaşlıların överek anlattığı kişilerdi. Civar köylerin bile (özellikle yaşlı bayanların, teyzelerin) babamı her zaman öyle yada böyle bir şekilde tanımaları benim için şok edici anılardı. Lise bitene kadar adım Soner değil, Adigece Nedim’in oğlu, Sait’in torunu idi. Dolayısıyla onlarla beni karşılaştırır, boyumdan büyük işler beklerlerdi. Buda benim duruşumdan yürüyüşüme kadar çok şeyimi etkilemiştir. Köyde çocukluk yapamadık, zaten her sosyal faaliyetim yaşıtlarımla değil benden büyükler ile olurdu.

- İlginç ama zaman kısıtlı. Şimdilik burada keselim. Okuyucularımız ilgi duyarlar, “reyting” alırsak devam ederiz.

Lütfettiniz wallahi. Ne soracağınızı tahmin ettiğimden benim kadar rahat röportaj yapabileceğiniz birini bulamazsınız. (İki haftaya yakın bir iş gezisine çıkacağını söyleyerek veda eder.)


İki hafta sonra tekrar görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.

Neğeptle Askerbıy’in alışık olduğumuz yeni film projesi “Çerkesya. Adige Geleneği” her Adige gencinin izlemesi gereken bir film. Çerkesya’da doğsaydım herhalde bu işi ben yapardım. Çünkü, bu fikirler 5 yıldır hayallerim arasında. Xabzeyi canlı temalar ile anlatmak.(Atlı selamlaşmadan, sofra geleneğine kadar). Bu da  yapıldı, sağ olsun var olsun…

.

kocsav@circassiancanada.com

.

Soner Kocsav'ın diğer yorumları

.

.

.