|
Derdim kendimi anlatmak değil tabi ki, sonuçta herkesin bir
hikayesi vardır ama hiç ummadığınız birinden öyle bir şey
duyarsınız ki, belki hayatınızı değiştiren bir kelime olur o.
Belki benden de öyle bir kelime çıkar.
Konumuz: Çerkeslik genetik mi değil mi?
-
Evet Soner bey. Sizi Soner Kocsav olarak tanıdık. Bu ad nerden
çıktı?
Kocsav
adını ilk duyduğumda ortaokul çağındaydım. Yani asimile olmuş ama
olduğunun farkında olmayan bir çocuktuk. Bu Çerkes adı büyük
dedemin adıdır, aynı zamanda Çerkesliğimizin farkına vardığımız
bir andır o an. Sülale adımız ise , adına bilinçlenme dersek
eğer, bunun oluşmasının diğer önemli etkeniydi.
- O
zamana kadar Çerkeslikten bihaber miydiniz yani?
Çerkes adetlerine göre yetiştiriliyorduk belki ama bu adetlerin
adı yoktu. Yani Çerkeslik ismen yaşatılan bir kimlik değildi.
Diğer insanlardan farklı olduğumuzu anlayana kadar bu böyle devam
etti.
-
Dilinizi bilmiyorsunuz, peki ailenizde mi konuşmazdı?
Arı, sıcerep
( güler). Ablam kadar şanslı değildim. O da köyde doğup dört
yaşına kadar Adigece konuşabilme şansına erişmişti ama ben
doğduğumda tetej ölmüş ve bizde şehre göç etmiştik. Şimdi
ise ben bilmiyorum, o ise sadece anlıyor yada işine geleni
anlıyor. İşin komik tarafı, Çerkesce evde konuşulurdu ama ben bu
dili önemseyecek akla, olgunluğa geldiğimde bu dil aile içinde bir
istihbarat dili haline geldi. Yani, bizlerin duymamız
istenmeyen konular, muhabbetler Çerkesce konuşulur oldu. Yani
bence, çocukların Çerkesce bilmemesi aile içindede Çerkesce
konuşulmamasına neden olan bir şeydir. Bu olay besin zinciri gibi
birbiriyle ilişkili bir şey. Tek avantajımız babaannemizin (nenej
dememe kızar) bize gelmesidir. Çünkü Türkçe bilmez, mecburen evde
o varken iletişim dili sadece Çerkesce'dir. Çocuklarda babalarıyla
fazla vakit geçirmezler, sorumluluk da anneye kalır bu konularda.
Annemde belki beni iyi bir insan olarak yetiştirdi ama iyi bir
Adige olarak değil.
-
Köyden uzak büyüdünüz, sülaleden uzaktınız. Peki çevrenizde
Çerkesler yok muydu, arkadaşlarınız yok muydu?
Maalesef yoktu. Kendimi övmek gibi olmasın (gülüyor), bu
ortamlarda yetişen bir Çerkes delikanlısının asimile olmaya
direnmesi bir mucizedir. Bunu şuna bağlıyorum. Anladım ki, bu iş
genetik bir olay. Hiç sevdiğim, “kanka, dost” diyebileceğim
bir arkadaşım olmamıştı. Onlardan uzaklaşmama neden olan onlarca
neden sayabilirim. Onlar beni farklı görüyorlardı, bende onları.
“Sende göçmenlik var” lafını çok duydum mesela. Sonradan
öğrendik ki bende göçmenlik değil sürgünlük varmış. (Üzüntüyle
karışık güler). Neyse; adet, örf bilmesek bile yapılan çoğu şey
bana ters geliyordu. Nedenini bende bilmiyorum. Dolayısıyla
bilmeden, farkında olmadan kendimi yabancı ortamlardan soyutlamış
oldum. Yalnız kaldıkça da kendimi meraklı olduğum konulara,
tarihe, derslerime verdim ve tarih merakım Çerkes Ethem ile
başladı ve bugüne kadar geldik. Her okuduğum belgede, kitapta
Çerkes ibaresi arar oldum. Hatta kendiliğinden bu isim durduk
yerde karşıma bile çıkıyordu. Elime alıp da son sayfasını açtığım
kitapların yüzde sekseninde Çerkes ismine rastlıyordum. O “Ç”
harfi öyle bir harf idi ki; koca sayfada bir yıldız gibi parlar ve
benim için görmemek imkansız olurdu.
Çevreme bakarsak son olarak kısaca şunu diyeyim. Benim etrafımda
ne dernek başkanı dayım oldu, ne akordeon çalan yeğenim, ne
folklor kursuna giden kuzenim, ne Adige tarihi ilgilisi bir amcam,
ne anavatana gitmiş bir akrabam, ne hazırda duran geçmişimden bir
iz, hatıra, ne de Ali Çurey, Necdet Hatam gibi
elinde büyüdüğüm büyüklerim oldu. Ben Çerkesliğimi Çerkes
olmayanlar arasında yaşadım, yaşattım.
-
Köyünüz bu aşamada bir etki yaratmadı mı?
Yaratmadı desem yalan olur ama Adigelikle alakalı bir etki değildi
sanırım, beklide olmuştur bilemeyeceğim. Senede bir gidilip
kahvesine uğranılan, eller öpülen ve birkaç hikaye dinlenen bir
ortamdı köy. Dedem ve babam yaşlıların överek anlattığı kişilerdi.
Civar köylerin bile (özellikle yaşlı bayanların, teyzelerin)
babamı her zaman öyle yada böyle bir şekilde tanımaları benim için
şok edici anılardı. Lise bitene kadar adım Soner değil, Adigece
Nedim’in oğlu, Sait’in torunu idi. Dolayısıyla onlarla beni
karşılaştırır, boyumdan büyük işler beklerlerdi. Buda benim
duruşumdan yürüyüşüme kadar çok şeyimi etkilemiştir. Köyde
çocukluk yapamadık, zaten her sosyal faaliyetim yaşıtlarımla değil
benden büyükler ile olurdu.
-
İlginç ama zaman kısıtlı. Şimdilik burada keselim. Okuyucularımız
ilgi duyarlar, “reyting” alırsak devam ederiz.
Lütfettiniz wallahi. Ne soracağınızı tahmin ettiğimden benim kadar
rahat röportaj yapabileceğiniz birini bulamazsınız. (İki haftaya
yakın bir iş gezisine çıkacağını söyleyerek veda eder.)
İki hafta sonra tekrar görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.
Neğeptle Askerbıy’in alışık olduğumuz yeni film projesi “Çerkesya.
Adige Geleneği” her Adige gencinin izlemesi gereken bir film.
Çerkesya’da doğsaydım herhalde bu işi ben yapardım. Çünkü, bu
fikirler 5 yıldır hayallerim arasında. Xabzeyi canlı temalar ile
anlatmak.(Atlı selamlaşmadan, sofra geleneğine kadar). Bu da
yapıldı, sağ olsun var olsun… |